Bahçesinde kazı yaparken eski altınlar ya da sikkeler bulanların aklına ilk olarak “Bu hazinenin ne kadarı benim olacak?” sorusu geliyor. Ancak bulunan her altın parçası, hukuken define sayılmıyor. Eşyanın yaşı, niteliği, kime ait olduğu ve kültür varlığı özelliği taşıyıp taşımadığı, izlenecek yolu ve ödeme ihtimalini değiştiriyor.
Türk Medeni Kanunu’nun 772’nci maddesine göre, çok önce gömülmüş veya saklanmış olduğu ve artık sahibinin bulunmadığı kesinleşen değerli eşyalar define kabul ediliyor. Bilimsel değer taşıyan eserler için özel kanun hükümleri saklı tutulurken, sıradan nitelikteki define bulunduğu taşınır ya da taşınmaz malın sahibine ait oluyor. Defineyi bulan kişi ise uygun bir ödül talep edebiliyor.

Bu ödül, bulunan değerin yarısını aşamıyor. Dolayısıyla arazinin sahibi ile bulan kişinin aynı kişi olmadığı durumlarda, bulan kişiye otomatik olarak yarı yarıya pay verildiği düşünülmemeli; ödülün miktarı somut olayın koşullarına göre belirleniyor. Bulunanlar eski sikke, tarihi takı veya arkeolojik önem taşıyan başka bir eser niteliğindeyse konu 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında değerlendiriliyor. Kanun, bu tür taşınır kültür varlıklarının en geç üç gün içinde en yakın müze müdürlüğüne; köyde muhtara veya diğer yerlerde mülki idare amirliğine bildirilmesini öngörüyor. Eseri saklamak, satmak ya da izinsiz biçimde elden çıkarmak yerine resmi bildirim yapmak gerekiyor.
Peki devlet ne kadar ödeme yapıyor? Kanunun 64’üncü maddesinde, zamanında bildirilen kültür varlıkları için oranlar açıkça düzenleniyor. Buluntu başkasına ait özel mülkteyse, Kültür ve Turizm Bakanlığınca takdir edilen bedelin yüzde 80’i ikramiye olarak ayrılıyor; bu tutar bulan kişiyle mülk sahibi arasında eşit paylaştırılıyor. Böylece şartlar oluştuğunda bulan kişiye takdir edilen değerin yüzde 40’ına karşılık gelen ikramiye düşebiliyor. Eser devlet arazisinde bulunmuşsa takdir edilen bedelin yüzde 40’ı bulana ödeniyor. Buluntu kişinin kendi mülkündeyse ayrıca ikramiye verilmiyor; kanundaki müze ve tescil süreci uygulanıyor. Burada önemli ayrıntı, her sikkenin otomatik olarak ödeme kapsamına girmemesi. Korunması gerekli kültür varlığı niteliği taşımayan buluntular için ikramiye öngörülmüyor. Ayrıca ödeme, bulunan altının gramı veya piyasa satış fiyatı üzerinden doğrudan hesaplanmıyor; ilgili mevzuata göre belirlenen değer esas alınıyor.
Uzmanlar, bahçede bulunan eski eşyalara dokunulmamasını, yerinin değiştirilmemesini ve kazının sürdürülmemesini öneriyor. Özellikle tarihi eser şüphesi varsa fotoğraf ve konum bilgisi korunarak yetkili makamlara başvurulması, hem yasal hakların kaybolmaması hem de kültür varlığının zarar görmemesi açısından önem taşıyor. Öte yandan, define aramak amacıyla gelişigüzel kazı yapmak da bulunan eşyayı bildirmekten ayrı bir hukuki mesele. İzin gerektiren arama faaliyetlerine ruhsatsız başlamak, sit alanlarına veya korunması gerekli yapılara zarar vermek ciddi yaptırımlara yol açabiliyor. Bu nedenle “kendi bahçem” düşüncesiyle dedektörle arama veya geniş çaplı kazı yapılmamalı. Önce buluntunun niteliği resmi uzmanlarca belirlenmeli; hak sahipliği ve varsa ikramiye, bu tespit sonrasında değerlendirilmelidir. Her durumda süreç kayıt altına alınmalı mutlaka.