Nüket Aşkın
Bin yıldan fazla Doğu Roma İmparatorluğuna, yaklaşık 500 yıl Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik etmiş bir şehrin Anadolu bozkırında keçisi, kedisi, armudundan başka pek bilinirliği olmayan bir şehirle yer değiştirmesi cesaret isteyen bir girişimdi. Her devrimde güçlüklerle karşılaşan Gazi Mustafa Kemal, Ankara’nın başkent oluşu için de hem içeride hem dışarıda ciddi bir mücadele vermişti.
Ardı ardına yaşanan savaşlar, işgaller hem karadan hem denizden istilaya açık hale gelen İstanbul’un yerine daha korunaklı bir başkentin tercih edilmesi kaçınılmazdı.
Atatürk, İsmet Paşa, Kazım Özalp, Fahrettin Altay, Saffet Arıkan yemek yerken.
VAHDETTİN’İN TEDİRGİN BAKIŞLARI
Mustafa Kemal Paşa, Mayıs 1919’da Anadolu’ya hareketinden önce Vahdettin’in huzuruna çıktığında Padişahın gözlerinin ikide bir sarayın penceresinden görülen düşman zırhlılarına kaydığına dikkat etmişti. Gazi, hafızasında yer eden o sahneyi 16 Ocak 1923’te İzmit’te gazetecilere verdiği demeçte şu sözlerle değerlendirir:
“Bir geminin topundan telâşa düşecek bir yerde (İstanbul’da) hükümet merkezi olamaz.”
Bu sözlerinden Mustafa Kemal Paşa’nın daha Samsun’a çıkmadan önce sırası geldiğinde başkenti Anadolu’ya taşıma fikrinin olduğu anlaşılmaktadır.
MİLLİ MÜCADELENİN GÜVENLİ KÖPRÜSÜ
1919 Şubat’ında Atatürk, Ankara’yı bir “mukavemet merkezi” yapmayı tasarlamıştı. Bu amaçla 20. Kolordu karargâhı Ankara’ya kaydırılmış ve bu kolordunun başına Gazi’nin güvendiği sınıf arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa getirilmişti. Fuat Paşa, burada İtilâf devletlerinin veya işbirlikçi Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin keyfiyetine izin vermedi.
İstanbul’dan Anadolu’ya geçerek Mustafa Kemal’e katılmak isteyenler, güvenli bir yer olarak önce Ankara’ya Ali Fuat Paşa’ya gelir, oradan da Anadolu şehirlerine yönlendirilirdi.
Ankara, tam da Gazi’nin istediği gibi Millî Mücadelenin güvenli köprüsü olmuştu.
Sivas Kongresinden sonra son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin İstanbul’da değil, Anadolu’da toplanması gerektiğini savunan Mustafa Kemal Paşa’ya başta Kazım Paşa (Karabekir), Rauf Bey (Orbay) olmak üzere pek çok isim karşı çıktı. Meclis’in başka şehirde toplanmasının başkentin taşınması anlamına geleceğini söyleyerek karşı çıkanlar, bu durumun halkta ve orduda moral bozukluğu yaratacağı görüşündeydi.
O günlerde kimse bir başkent değişikliğine hazır değildi.
ANKARALILAR SON KURUŞLARINA KADAR GAZİ’NİN YANINDA
27 Aralık 1919 günü Heyet-i Temsiliye üyeleri ile Ankara’ya gelen Mustafa Kemal, aynı gün yayınladığı duyuruda, “Şimdilik Heyet-i Temsiliye merkezi Ankara’dır” ifadesine yer verdi. Mazhar Müfit Kansu anılarında o günlerden “Ankara’nın daimî merkez olmasını kararlaştırmıştık. Fakat mahrem (gizli) tutuyorduk” diye bahseder.
Bu erken kararda Ankaralıların son kuruşlarına kadar Gazi Paşa başkanlığındaki Heyet-i Temsiliye ve Milli Müdafaaya yaptıkları maddi katkının rolü inkâr edilemez.
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti karar ve hesap defterlerinde Ankaralıların 1919-1920 yıllarında Millî Mücadeleye yaptıkları yardımlar tüm ayrıntılarıyla yer almaktadır. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Ankara Merkezi, 1919 Kasım ve Aralık aylarında 1720 lira 70 kuruş toplamıştı. Ankaralılar, güçlerine göre, ilk çırpıda 100 kuruş ile 20.000 kuruş arasında yardımda bulunmuştu. Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi de 200 kuruş ile ilk katkıda bulunanlar arasındaydı.

Heyet-i Temsiliye’nin Sivas’tan Ankara’ya geleceği anlaşılınca, para toplama işini hızlandıran Ankaralılar, heyet üyelerini toplanan bu paralarla şehirde en iyi şekilde ağırlar. Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Heyet-i Temsiliye için ilk altı ayda 2.630 lira harcamış, Temmuz 1920 tarihine kadar da Kurtuluş Savaşı’na 912.340 kuruş yardımda bulunmuştu.
16 Mart 1920’de İstanbul’un işgali, Ankaralılar için büyük bir maddi külfeti de beraberinde getirdi. Meclis binasının hızla bitirilebilmesi için Ankaralılar canlarını dişlerine takmış, bir ay içinde Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, TBMM binası için 5068 lira harcamıştı.
Ankara’nın o günkü nüfusu ve yoksulluğu göz önüne alındığında tüm bu yardımlar çok önemli ve değerliydi. Gazi Paşa, Ankaralıların cömertliğini hiçbir zaman unutmadı.
MECLİS’TEN ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞUNA RET
Ankara’nın resmi başkentliği ilk defa 1921 yılında barış şartlarının görüşüleceği Londra Konferansı hazırlıkları sırasında gündeme geldi. Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Sadrazam Tevfik Paşa’ya barış şartlarının sağlanması halinde İstanbul’un bir “merkezi merasim”, Ankara’nın ise, milletin asıl hükümet merkezi olması gerektiğine dair bir telgraf çekti.

Konu 31 Ocak 1921’de bir kanun tasarısı ile Meclisin gündemine geldi. Ancak mebusların büyük çoğunluğu, savaş sonrası merkezin yeniden İstanbul’a taşınması gerektiğini savunuyordu. Teklif, tepkiden öte öfkeyle karşılandı. Mebusların ‘Ret, ret’ diye bağrıştıkları görüşmelerde Meclis sert tartışmalara sahne oldu ve teklif, 26 kabul oyuna karşı 71 oyla reddedildi.
1921 Anayasası’nda da başkentin neresi olduğu yer almadı. Konu sessizce geçiştirilmişti. Ancak Gazi Mustafa Kemal aynı yıl Fransız gazeteci Berthe Georges-Gaulis’e verdiği demeçte “siyasi başkentimiz Anadolu’nun ortasında kalacaktır” diyerek Ankara’dan vazgeçmediğinin mesajını veriyordu.
TEK MADDELİK KANUN TEKLİFİ
Üç yıl başkent adayı olan Ankara için Meclis’teki direnç, Lozan Antlaşması’nın imzalanmasıyla kırıldı. Lozan sonrası yeni devletin merkezinin neresi olacağı tartışması artık nihayete ermeliydi. Bu tartışmalara son noktayı koymak adına, Malatya Mebusu İsmet Paşa (İnönü) ve 13 arkadaşı, 9 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne tek maddelik bir kanun tasarısı sundu. Teklif net ve kesindi:
“Türkiye Devletinin makarr-ı idaresi (yönetim merkezi) Ankara şehridir.”
Tasarının gerekçesinde muhalefet etmesi muhtemel mebusları da ikna etmek maksadıyla ‘İstanbul’un halifelik merkezi olarak kalacağı’ na dair ifadeye de yer verilir.
Dört gün süren hararetli görüşmelerde Gümüşhane Mebusu Zeki Bey, Ankara’nın başkent yapılmasına “Baylar, başkenti yalçın kayalarda, izbe ovalarda kurma çağları çoktan geçmiştir. İstanbul’a iğbirarımız (küskünlüğümüz) nedendir?” sözleriyle karşı çıkar. Gelibolu mebusu Celâl Nuri (İleri) Bey, “iğbirar” sözünü eleştirerek başkentin Ankara’ya taşınmasını savunur.
13 Ekim 1923’teki oylamada Oturum Başkanı Ali Fuat Bey’in teklifin “oy çokluğuyla” kabul edildiğini söylemesi üzerine bazı milletvekilleri “Oy birliğiyle! (İttifakla)” diye seslerini yükseltir. Bu itiraz üzerine Meclis Başkanı Ali Fuat Paşa, “Efendim, kalkmayan el vardır. Oy birliğiyle diyemem, gördüm. Büyük çoğunlukla kabul edilmiştir.” diyerek oturumu sonlandırır.
Ankara’nın Başkent oluşundan 16 gün sonra, 29 Ekim 1923 günü, Türkiye Cumhuriyeti ilân edilir. Yeni Başkent’in Anayasa’da yer alması için de halifeliğin de kaldırılması ve 1924 Anayasasının kabulü beklenir. 24 Nisan 1924’te kabul edilen Anayasa’nın 2. maddesi şöyle der:
“Türkiye Devleti’nin dini, din-i İslâmdır; resmî dili Türkçe’dir; makarrı (başkenti) Ankara şehridir.”
BÜYÜKELÇİLERLE BAŞKENT MÜCADELESİ
Ankara’nın Başkent ilanı, dünyada şaşkınlıkla karşılanır. Dünya basını, kararı “Cumhuriyet rejiminin geçici bir hevesi” olarak görmekte, İstanbul’un yeniden başkent olması için en fazla iki yıl süre verilmektedir.
Yabancı ülke büyükelçileri, İstanbul’un ihtişamlı hayatından ‘bozkırın ortasında’ şehirleşme yolundaki bir ‘kasabaya’ taşınmayı reddeder. Başını İngiltere’nin çektiği ‘Ankara’yı ret cephesi’nde İtalya ve Fransa da yer alıyordu. Ankara Hükümetine üst üste notalar vererek diplomatik bir kavganın fitilini ateşleyen İngiltere, yeni Başkent’i tanımamak için elinden geleni yapmaya başladı.
Uluslararası makamlar ve İtilaf Devletleri, tek bir başkent tanıyordu; o da İstanbul’du.
1923’te İngiltere Büyükelçisi, Ankara’ya gönderdiği yazıda ülkesinin Türkiye’de büyükelçi bulundurmasının tek şartının büyükelçinin İstanbul’da oturması olduğunu iletti. Londra’ya gönderilen raporda da “İngiliz Büyükelçiliği hangi şehirde oturursa, Türk Hükümeti de oraya gelecektir” denilecek kadar ileri gidildi.
Şubat 1924’te İstanbul’a gelen İngiliz Büyükelçi Lindsay haddini aşarak, Ankara’nın Başkent olmasının “Türklerin Asyalı bir aşiret olmalarından ve Asya’ya dönmeleri gerektiği içgüdüsünden kaynaklandığını” söyleyecektir.
NOTA DÜELLOSU
Bu arada Türk Hükümeti’nden diplomatik temsilcilerin Ankara’ya taşınmaları için bir hamle gelir ve 19 Ocak 1925’te çıkan bir kararname ile ülkelere sefarethane binası yapmaları için arsa verilmesi kararlaştırılır.
Aynı günlerde İtalya, İngiltere ve Fransa; Ankara’yı üç taraftan nota yağmuruna tutarken Türkiye de aynı şekilde notayla karşılık verir. Beş ayda on beş nota alınıp verilir.
Türkiye, 17 Temmuz 1925’te gönderdiği notada kararlılığını bir kez daha ortaya koyar:
“Büyükelçiler ve elçiler başkentlerde otururlar. Bu bir Devletler Hukuku ilkesidir, tartışılamaz.”
O yıl 18 adet büyükelçi İstanbul’da oturmakta, Ankara’da ise yalnız Afganistan, Sovyetler Birliği, Polonya ve Yunanistan Elçilikleri bulunmaktadır. 1926 yılında Arnavutluk, Çekoslovakya ve Mısır Elçilikleri de Ankara’ya yerleşir. 1928 yılında, Ankara’ya karşı direniş cephesi çözülmeye başlar. Ankara’da büyükelçilik binası yapması için arsa ve ödenek bulan İtalya da yeni Başkent’e taşınmaya karar verir.
İNGİLTERE’NİN İNADINI KIRAN KÖŞK PARTİSİ
Yeni Fransız Büyükelçisi Chambrun Atatürk’ün yaz ayını İstanbul’da geçirmesini fırsat bilip güven mektubunu sunmak istese de Atatürk kabul etmez. Chambrun güven mektubunu sunabilmek için sonbaharda Ankara’da verilen randevuya katılmak zorunda kalır.
Sıra İngiltere’dedir.
Atatürk, Türkiye’deki yabancı misyon şeflerine 1 Haziran 1929’da Çankaya Köşkünün bahçesinde bir parti verir. 3 Haziran’da Kral’ın doğum günü şerefine İstanbul’da resepsiyon vermeye hazırlanan İngiltere Büyükelçisi, Ankara’daki davete katılırsa resepsiyona yetişemeyecektir. Kralın doğum günü resepsiyonunu o yıl Ankara’da yapmaktan başka çare yoktur. Büyükelçi Clerk o günleri şöyle anlatır:
“...Bu davet beni zor bir durumda bıraktı. Daveti reddetmek imkânsızdı. Daveti kabul etmek ise majestelerinin doğum günlerini kutlamak için verdiğimiz geleneksel garden-partimizi düzenlememe imkân bırakmıyordu. Çünkü 2 Haziran akşamı Ankara’dan ekspres tren yoktu... Cumhurbaşkanının partisinden erken ayrılıp doğruca istasyona koşamazdım. Bunu göze almak, Türkleri en duyarlı yerlerinden rencide etmek olurdu. Ülkenin başkenti Ankara’ya bundan daha açık saygısızlık olamazdı. Bu durumda, istemeye istemeye, yıllardan beri sürdürdüğümüz uygulamadan ayrılmaya ve majestelerinin doğum günü resepsiyonunu İstanbul yerine Ankara’da düzenlemeye karar verdim.”
Birkaç ay sonra İngiliz Büyükelçisi Londra’ya şunları yazar:
“...Ankara artık kesinlikle Türkiye’nin başkentidir ve kordiplomatik gitgide buraya temelli olarak yerleşmektedir. İkametgâhların elektrik, yol, su, gaz gibi maddi şartları artık İstanbul’daki kadar iyidir, hatta daha da iyidir. Ama tiyatro, müzik, kitap, golf vb. gibi alanlar yazık ki pek kıttır.
Hayat pahalılığı İstanbul’dakinden daha yüksektir. Bununla birlikte, Ankara artık Türkiye’de görevli misyonların temelli evidir.”
İngiltere’nin Ankara’ya karşı direnişi noktalanırken tarihler Ocak 1930’dur.
Ankara’yı dünyaya Başkent olarak tanıtma mücadelesi Atatürk’ün yedi yılını almıştı.