İngiltere'nin Norfolk kıyılarında çalışma yürüten araştırmacılar, Cromer açıklarında ve kıyıdan yaklaşık 400 metre uzaklıkta Kuzey Denizi'nin altına gömülmüş bir Orta Çağ yerleşimini gün yüzüne çıkardı.
1086 yılına ait tarihi kayıtlara göre 117 kişinin yaşadığı, bünyesinde malikaneler ve bir liman barındıran Shipden kasabası; yükselen deniz seviyesi, fırtınalar, seller ve erozyon nedeniyle zamanla denize yenik düştü.
Dalgıçlar, bölgenin geçmişteki denizcilik ve ticaret rolünü gözler önüne seren ve insan yapımı olduğu belirlenen 25 farklı yapıyı haritalandırmayı başardı.
Sezon dalışlarını tamamlayan ekibin müzeye taşıdığı buluntular üzerindeki incelemeler sürerken, Norfolk kıyılarının tarihsel dönüşümünü anlamak adına araştırmaların devam edeceği bildirildi.
Bir diğer heyecan verici su altı keşfi ise Scilly Adaları yakınlarında yaşandı. Dalgıç ve araştırmacı Todd Stevens, Greenwich'teki Ulusal Denizcilik Müzesi arşivinde bulduğu bir haritadaki "Cap Wildy lost" dipnotundan yola çıkarak 1680 yılında fırtınada batan "Phoenix" adlı ticaret gemisinin yerini tespit etti.
Blackwall'da 1670'te inşa edilen Doğu Hindistan'a ait bir şirketin gemisi; Çin'den aldığı biber, baharat, ipek ve kumaş yüküyle dönerken 11 Ocak 1680'de kayalıklara çarparak batmış, bu felaketin ardından denizcileri korumak adına St Agnes Deniz Feneri inşa edilmişti.
2017'de Samson Adası'nın batısındaki Western Rocks bölgesinde başlatılan su altı kazılarında; top parçaları, demir balastlar, kılıçlar, seyir ekipmanları, altın ve gümüş paralar ile mücevherler çıkarıldı. Ele geçirilen altın bir yüzük ve kişisel eşyaların doğrudan geminin kaptanı William Wildy'ye ait olduğu değerlendiriliyor.
Öte yandan Pasifik Okyanusu'nun derinliklerinde, Hawaii ile Meksika arasında kalan devasa bir alanda teknoloji dünyasının kaderini değiştirecek bir maden sahası keşfedildi. Milyonlarca yılda patates benzeri kayaçlardan oluşuyor; nikel, kobalt, bakır ve manganez bakımından yeryüzündeki bilinen tüm karasal rezervlerin toplamından daha fazla metal içeriyor.
Elektrikli araç pillerinden rüzgar türbinlerine kadar yeşil dönüşümün odağında yer alan bu mineral depoları, tek bir bölgeye olan stratejik bağımlılığı kırma potansiyeline sahip. Ancak uzmanlar bu kayaların, bölgedeki canlı türlerinin yüzde 90'ı henüz tanımlanamamış olan hassas bir ekosisteme ev sahipliği yaptığını belirtiyor. Yıllar önceki deneylerde açılan pulluk izlerinin 25 yıl geçmesine rağmen aynen durması, nodüllerin toplanması durumunda deniz tabanındaki tahribatın onlarca yıl onarılamayacağını gösteriyor.
ATLANTİK'İN DERİNLİKLERİNDEKİ RADYOAKTİF ALARM VE ÇİN'DEKİ DEV ALTIN KEŞFİ
20. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa ülkeleri tarafından Kuzeydoğu Atlantik Okyanusu'na bırakılan 200 binden fazla radyoaktif atık varili, bilim insanlarını yeniden harekete geçirdi. İngiltere'nin 140 binden, Belçika'nın 55 binden ve Fransa'nın 46 binden fazla bıraktığı belirtilen düşük ve orta seviyeli atıklar, NODSSUM projesi kapsamında mercek altına alındı.
Fransız araştırma gemisi ve insanlı denizaltı "Nautile" ile 4 bin 700 metreden daha derine 20 dalış gerçekleştiren yaklaşık 30 kişilik bilim ekibi; 1700 metre derinlikte beton, bitüm veya reçineyle sabitlenmiş metal varillerin paslanıp parçalandığını tespit etti. Alınan örneklerde Kobalt-60, Niyobyum-94, Sezyum-137 ve Amerikyum-241 gibi radyoaktif izotopların deniz tabanı çamuruna sızdığı belirlenirken, bu maddelerin derin deniz ekosistemine etkileri incelenmeye başlandı.
Diğer taraftan küresel altın piyasalarında dengeleri değiştirecek dev bir haber Çin'den geldi. Hunan eyaletinin Pingjiang ilçesindeki Wangu altın sahasında 65 kilometreyi aşan derin sondaj çalışmaları neticesinde, yerin 3 bin metre altında 40 adet altın damarı tespit edildi. Sektörde ton başına 10 gram üzeri yüksek kalite kabul edilirken, çıkarılan bazı numunelerde ton başına 138 grama kadar çıkan oranlar görüldü.
Uzman Chen Zhulin, 2 bin metre derinlikte çıplak gözle görülebilen altın parçacıklarına rastlandığını ifade etti. Potansiyelinin 1000 tonu aşabileceği öngörülen sahada, tescillenen 300 tonluk ilk kısmın piyasa değerinin 83 milyar dolar olduğu hesaplandı. Kesinleşmesi halinde bu keşif, Çin'e stratejik ve ekonomik açıdan büyük bir üstünlük sağlayacak.
HAZAR KIYLARINDA 1500 YILLIK GÖSTERİŞLİ KADIN MEZARI
Kazakistan'ın batısındaki Mangışlak Yarımadası'nda, Aktau şehri yakınlarında bulunan Karakabak mezarlığındaki kazılarda, MS 5. yüzyılın ikinci yarısı ile 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen seçkin bir genç kadına ait mezar ortaya çıkarıldı.
Araştırmacılar Andrei Astafyev ve Evgeny Bogdanov'un incelediği mezardan çıkan en dikkat çekici bulgu, ince altın levhalarla kaplanarak tamamen altındanmış izlenimi verilen bir çift ayakkabı oldu.
Kadının tören kıyafetinde ayrıca kırmızı kumaştan yapılmış bir taç, maske biçimli süslemeler, Helenistik dönem Gorgoneion tasvirini taklit eden altın plakalar ve kanatlarını açmış yırtıcı kuş şeklindeki kemer tokaları yer alıyordu. Tokaların ve ayakkabıların işlevsel bağlantılardan yoksun olması, bu eşyaların günlük yaşamda değil, yalnızca defin ve cenaze töreni için özel üretildiğini doğruladı.
Karakabak'ta daha önce yürütülen çalışmalarda elde edilen metal, cam, çömlek ve mücevher üretim izleri, bu gösterişli parçaların uzak bir imparatorluk yerine yerel atölyelerde yapıldığını düşündürüyor. Ayrıca bölgede Part, Harezm, Soğd, Sasani, Bizans ve Çin gibi çok geniş bir coğrafyaya ait 150'den fazla antik sikkenin bulunması, Karakabak'ın sıradan bir yerleşim olmadığını kanıtlıyor.
Arkeologlar, bölgenin Orta Asya'yı Kuzey Kafkasya, Volga ve Güney Urallarla bağlayan antik Azak-Hazar ticaret koridoru üzerinde kritik bir liman ve ticaret merkezi olduğunu değerlendiriyor. Ele geçen altın kaplama ayakkabılar ise hem kadının yüksek statüsünü hem de Hazar kıyısındaki toplulukların 1500 yıl önceki zanaat ve ticaret gücünü belgeliyor.