İkinci Dünya Savaşı tecrübesinin ardından yapılaşan ve başarılı bir bütünleşme örneği teşkil eden Avrupa Birliği'nin (AB) öncü güçleri Fransa ve Almanya arasında yaşanan görüş ayrılıkları son dönemlerde derinleşiyor.

Fransa ve Almanya, 1951'de Federal Almanya, Fransa, Belçika, Lüksemburg, İtalya ve Hollanda ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) kurularak temelleri atılan AB'nin "motoru" olarak niteleniyor.

Bir zamanların iki düşman ülkesi arasındaki yaklaşık 60 yıl önce 22 Ocak 1963'te Paris'te imzalanan Elysee Anlaşması ile kurulan işbirliği ve dostluk ilişkileri son zamanlarda yaşanan fikir ayrılıklarıyla gündemde.

ABD’de Donald Trump yönetiminin başa gelmesi ve devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı iki ülke liderlerini Fransız-Alman ilişkilerini yeniden canlandırmaya itse de Ukrayna ile ilgili meselelerden Güney Amerika ülkeleri ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasına AB’nin itici güçleri arasında yaşanan anlaşmazlıklar gün yüzüne çıkıyor.

DONDURULMUŞ RUS VARLIKLARININ KULLANILMASINDA AYRILIK

İkinci Dünya Savaşı Avrupa entegrasyonuna giden yolu aralarken yaklaşık 4 yıldır kıtanın göbeğinde süren Ukrayna Savaşı Avrupalı ülkelerde "Rus travmasını" tetikleyerek “birlik inancını” tazeleme ihtiyacı yaratsa da Ukrayna ile ilgili meseleler Fransa-Almanya hattında anlaşmazlıkların ve fikirsel ayrışmaların sergilendiği başlıca konulardan biri.

Fransa, devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı ve ABD’de Donald Trump devrinin yeniden başlamasıyla yaşadığı müttefik tedirginliğini Almanya ile ilişkilere yeni bir soluk kazandırarak aşmak istedi.

Bu kapsamda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile şansölye seçilmeden önce başlattığı yakın temaslara Mayıs 2025’ten sonra hız kazandırdı.

İki ülke lideri, Ağustos 2025'te Fransız-Alman birlikteliğini canlandırmak ve bu yakınlığı AB’nin merkezine taşımak için endüstriden, teknolojik egemenliğe, enerjiden savunma programlarına çok sayıda alanda ortak yol haritası belirledi.

Ancak ön planda gerçekleşen bu yakınlaşmalar, arka plandaki stratejik çözülmeleri engelleyemedi.

Fransa ve Almanya, geçen yıl Avrupalı ülkelerin gündemini çokça meşgul eden ve Ukrayna’nın yeniden inşası için dondurulmuş Rus varlıklarının kullanılması hususunda ayrı düştü.

Almanya’nın, dondurulmuş Rus varlıklarını hukuka aykırı şekilde kullanma istekliliğine karşı Fransa bir süre kamuoyunda sessiz kalsa da AB görüşmelerinin perde arkasında Rus varlıkları konusunda frene bastı.

Aralık 2025’te Brüksel’de gerçekleşen AB Liderler Zirvesinden, Ukrayna'nın 2026-2027 için finansman ihtiyacının Rusya'nın dondurulmuş varlıkları yerine 90 milyar Euro'luk ortak borçlanmayla giderilmesi kararı çıktı.

Diplomatik kaynaklara göre Fransa’nın bu tutumu Almanya yönetiminde derin bir güven kırılması yaratırken, bazıları bu durumu “Macron’un Merz’e ihaneti” olarak niteleyerek Macron’un “bedel ödeyeceğine” işaret etti.

Bu aynı zamanda Almanya’nın Rusya’yı alt etme konusunda “tarihi takıntısını” sürdürdüğü ancak Fransa’nın kıtanın ezeli rakibi Rusya’ya karşı daha “temkinli” bir çizgi benimsediği yorumlarını da beraberinde getirdi.

PUTİN İLE DİYALOG KONUSUNDA AYRILIK

Rusya-Ukrayna Savaşının sonlandırılması için Trump’ın başkanlık koltuğuna oturması ile Kiev-Moskova-Washington hattında diplomatik temaslar artarken, Avrupalı ülkeler bu süreçte Ukrayna’da sağlanacak olası bir barış çerçevesinin çıkarlarına ters düşmemesi ve Rusya’ya karşı caydırıcılık araçlarının güçlü tutulması için müzakere masasından uzak kalma korkusu yaşadı.

Fransa ve Almanya, Trump yönetimine Ukrayna barışının “Avrupalılar olmadan sağlanamayacağı” mesajı verirken, iki ülke Rusya Devlet Başkanı ile doğrudan iletişime geçilmesi konusunda da fikir ayrılığı yaşadı.

Macron, Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi kapsamında 19 Aralık 2025’te, Rusya-Ukrayna Savaşı'nı sonlandırmak için devam eden müzakerelere ilişkin olarak "Putin ile görüşmenin yeniden gerekli hale geleceğini düşündüğünü” açıktan dile getirdi.

Macron’un bu yaklaşımına Moskova da sıcak baktı ve Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov da Putin’in de Macron ile diyaloğa istekli olduğunu dile getirdi.

“Avrupalıların Rusya ile kendi iletişim kanallarını inşa etmesinin önemli olduğunu” dile getiren Macron, Putin ile diyalog için kolları sıvarken, Merz bu konuda karşıt bir tutum sergiledi.

Savaşın sonlandırılmasına yönelik müzakerelerin Avrupa-ABD koordinasyonunda gerçekleştiğini dile getiren Merz, Rusya ile “ek görüşme kanalları açılmasına gerek görmediğini” söyledi.

MERCOSUR SERBEST TİCARET ANLAŞMASINDA AYRILIK

Rus varlıklarının kullanılması meselesinde yaşanan görüş ayrılığı, iki ülkenin AB ile Güney Amerika Ortak Pazarı (MERCOSUR) ülkeleri arasında 25 yıldır müzakereleri süren serbest ticaret anlaşması gündeminde daha da derinleşti.

Almanya, Rusya’ya karşı müşterek çizgide buluşamadığı Fransa’nın karşı çıktığı MERCOSUR anlaşmasına yeşil ışık yaktı.

Almanya’ya kıyasla daha güçlü bir tarım ülkesi olan Fransa’da çiftçilerin protesto ettiği ve hükümetin gıda egemenliğine görece bir “tehdit” olarak değerlendirdiği MERCOSUR anlaşmasına ilişkin müzakereler yıl başında sonuçlandı.

Almanya ve İspanya’nın önemli destekçileri olduğu, Fransa, Polonya ve Macaristan başta olmak üzere bazı ülkelerin karşı çıktığı anlaşma 17 Ocak’ta imzalandı.

MERCOSUR anlaşmasının imzalanması bazı çevrelerde Almanya’nın Ukrayna konusunda istediğini alamadığı Fransa’ya bir karşı hamlesi olarak değerlendirildi.

Merz, Macron’u serbest ticaret anlaşmasının “ince ayrıntılarına takılarak Avrupa için öncelikli meseleleri göz ardı etmekle” suçladı.

“AVRUPA TERCİHİ” YAKLAŞIMINDA AYRILIK

İtalya ile birlikte Almanya birliğin rekabetçi gücünü koruyarak, olabildiğince yabancı yatırımlara açık olmasından yana iken, Fransa kanadında Macron son dönemlerde “Avrupa tercihi”, “Avrupalı olanı al” söylemini güçlendirdi.

Bu bağlamda Macron’un Avrupa’nın kazanacağı “stratejik özerkliğin” Avrupalı üreticiler ve şirketlerin öne çıkarılarak yapılması konusunda ısrarcı olmasının ve pazarlamaya çalıştığı “Made in Europe” vizyonunun Meloni ve Merz’de yeterince karşılık bulmadığı da gündemde.

Meloni ve Merz’in birlik içindeki tutumları giderek yakınlaşırken, Avrupa sanayisinin parlatılması konusunda da ikilinin Macron’un aksine daha temkinli ve yabancı yatırımcıları ürkütmeyecek daha az korumacı bir politika benimsediği görülüyor.

TRANSATLANTIK İLİŞKİLERE BAKIŞTA AYRILIK

Avrupa içi meselelerin yanı sıra iki ülke liderinin transatlantik ilişkilere yaklaşımındaki farklılık da giderek belirgin hale geldi.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile birlikte ABD’de Trump yönetimi ile gerginliği azaltma, göçü engelleme ve ihracatı artırma konusunda “sağcı-atlantikçi” çizgide buluşan Merz’in aksine Macron ABD hakimiyetine karşı “stratejik özerklik” vurgusunu güçlendirdi.

Macron, NATO’dan bağımsız bir Avrupa savunması çağrılarını yinelerken, Merz, İtalyan mevkidaşıyla Avrupa refahı ve savunmasının derin transatlantik bağlarını göz önünde bulundurarak ABD yönetimi ile daha temkinli bir çizgi benimsedi.

Paris merkezli düşünce kuruluşu Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IFRI) bünyesindeki Fransız-Alman İlişkileri Araştırma Komitesi Genel Sekreteri Paul Maurice, Fransa ve Almanya ilişkilerine yönelik AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, tarih boyunca iki ülke arasında fikir ayrılığı yaratan iki hususun enerji ve savunmaya ilişkin meseleler olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Maurice, Ukrayna konusunda ise Almanya'nın pozisyonunun ABD'deki başkan değişikliğiyle ilişkili olabileceğine işaret ederek, "(Eski Almanya Şansölyesi) Olaf Scholz ve Friedrich Merz arasında yeni bir ABD Başkanı oldu ve özellikle transatlantik bağlam Almanya'nın değişimine neden oluyor." dedi.

Ayrıca Maurice, Scholz gibi Merz'in de geleneksel olarak transatlantik bir bakış açısına sahip olduğunu ve savunma konusunda ABD'lilere sırtını dayadığını ve NATO'nun Avrupa'nın güvenlik garantisi olmasını umduğunu kaydetti.

MERCOSUR ticaret anlaşmasında yaşanan görüş ayrılığına ilişkin ise Maurice, iç meseleler ve çiftçi protestoları nedeniyle Fransa'nın buna kesinlikle karşı çıktığını Almanya için ise anlaşmanın özellikle otomobil sektörünü canlandırmak ve Çin rekabetine karşı bir fırsat olarak değerlendirildiğini söyledi.