ŞEHRİBAN KIRAÇ / NEFES
Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) eski başkanı ve Bilişime ve Eğitime Erişim Vakfı (BEEV) ve Index Grup Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, bir çocuğun geleceğinin doğduğu şehir, ailesinin ekonomik imkânları ya da sahip olduğu koşullarla değil; yeteneği, emeği ve hayalleriyle şekillendiği bir Türkiye hayal ettiğini söyledi. Herkesin Cumhuriyete ve Mustafa Kemal Atatürk'e karşı büyük bir vefa borcu olduğuna dikkat çeken Bilecik, “Bu borcu ödemenin en anlamlı yollarından biri de Cumhuriyetin bize sunduğu fırsatları yeni kuşaklara daha da güçlendirerek aktarabilmek” dedi.
Yüksek enflasyon, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve maliyet baskısının sanayicilerin yatırım kararlarını zorlaştırdığını vurgulayan Erol Bilecik ile gençleri, eğitimi ve ekonomiyi konuştuk.
BİR KIVILCIM YETER
-Bilişime ve Eğitime Erişim Vakfı’nın (BEEV) faaliyetlerinden biraz bahseder misiniz, nereden nereye geldiniz?
Bu toprakların bize sunduğu fırsatları, birikimleri ve değerleri, Türkiye’nin geleceğine geri vermeyi çok kıymetli bir sorumluluk olarak görüyorum. Uzun süredir üzerinde çalıştığımız Bilişime ve Eğitime Erişim Vakfı’nı da bu anlayışla kurduk.
Bugün eğitimde fırsat eşitliği, bilişime erişimden bağımsız düşünülemez. Dijital araçlara, bilgiye ve teknolojiye erişimin sınırlı olduğu her durumda, özellikle gençler açısından fırsat eşitsizliği daha da derinleşiyor. Biz de BEEV ile tam bu noktada kalıcı bir sosyal etki oluşturmayı hedefliyoruz.
Vakfımızın temel amacı; dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocukların ve gençlerin teknolojiye erişimini güçlendirmek, depremlerden etkilenmiş, maddi imkânları sınırlı başarılı öğrencilere burs desteği sağlamak, teknoloji laboratuvarları kurmak, eğitimcileri desteklemek ve bilişime erişim konusunda güçlü iş birlikleri oluşturmaktır. Çünkü bilişimin artık bir ayrıcalık değil, herkes için eşit biçimde erişilmesi gereken temel bir hak olduğuna inanıyoruz.
Kurulduğumuz günden bu yana kurumsal yapılanmamızı güçlendirirken, çalışmalarımızı sağlam verilere dayandırmaya da büyük önem verdik. Veri Enstitüsü işbirliğiyle gerçekleştirdiğimiz “Türkiye'de Bilişime Erişim, Algı ve Görünüm Araştırması”, ülkemizde dijital eşitsizliğin boyutunu somut verilerle ortaya koydu ve önceliklerimizi daha sağlıklı belirlememize önemli katkı sağladı.
Sahadaki çalışmalarımızın en önemli örneklerinden biri ise deprem bölgesinde yürüttüğümüz projeler oldu. Hatay Erol Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bünyesinde, rahmetli anne ve babamın adını taşıyan Semiha–Abbuş Bilecik Atölyeler binasını açarak öğrencilerimizin uygulamalı eğitim olanaklarını güçlendirdik. Bunun yanında Kıvılcım Temel Okul Destek Programı ile Hatay'daki okullar ve STEAM merkezlerine bilişim ekipmanları ulaştırarak eğitimde dijital dönüşüme katkı sunduk. Programımız yeni eğitim – öğretim yılında depremden etkilenen Kahramanmaraş, Adıyaman ve Diyarbakır’da devam edecek. Programın toplam etkisi yüzlerce öğretmen ve yaklaşık 25 bin öğrenciye dokunuyor. Ancak bizim için gerçek etki, o sayıların içindeki tek bir hayatın yön değiştirmesinde saklı.
Teknoloji desteğini tek başına yeterli görmüyoruz. Bu nedenle öğretmenlerimizin dijital yetkinliklerini geliştirmek amacıyla, eğitim partnerimiz Enocta iş birliği ile BEEV Akademi'yi hayata geçirdik. Eğitimcilerimizin yeni nesil beceriler kazanmasını ve dijital araçları eğitim süreçlerine daha etkin şekilde entegre edebilmesini destekliyoruz.
BEEV'i yalnızca bir sosyal sorumluluk vakfı olarak değil, Türkiye'nin dijital geleceğine yapılan uzun vadeli bir yatırım olarak görüyoruz. Çocuklarımızın, gençlerimizin ve eğitimcilerimizin dijital dünyanın sunduğu imkânlardan eşit biçimde yararlanabilmesi için çalışmaya; eğitim ile teknoloji arasında güçlü köprüler kurmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Çünkü inanıyoruz ki bazen küçük görünen bir dokunuş, büyük dönüşümlerin başlangıcı olabilir. Bir kıvılcım yeter.
UMUT HEP BÜYÜKTÜ
-Özellikle gençlerin eğitimini odağınıza aldınız, neden, buradaki temel hedefiniz nedir?
Ben Antakya'da, Anadolu'nun en güneyinde büyümüş bir çocuğum. Cumhuriyet'in sunduğu imkânlar sayesinde hayal kurabilmiş, hayallerinin peşinden gidebilmiş bir gencim. Küçük bir şehirde büyüdüm ama hayallerim hiçbir zaman küçük olmadı. İmkânlar sınırlıydı; buna rağmen umut hep büyüktü.
Yıllar içinde şunu çok net gördüm: Bu ülkede benim gibi, hatta benden çok daha zor koşullarda büyüyen ama hayalleri son derece büyük olan yüz binlerce çocuk ve genç var. Sorun hayal kuramamaları değil; o hayallere ulaşırken aynı noktadan başlayamamaları. Yetenek her yerde doğuyor; fırsatlar ise ne yazık ki hâlâ eşit dağılmıyor. Oysa bir ülkenin geleceği, çocuklarına sunduğu fırsatlarla şekillenir.
Kırk yılı aşkın süredir teknoloji dünyasının içindeyim. Bu yolculuk bana teknolojinin, özellikle eğitim alanında doğru kullanıldığında, hayatın yönünü değiştirebilen en güçlü eşitleyicilerden biri olduğunu gösterdi. Ancak bilişime ve eğitime erişimin hâlâ herkes için eşit olmadığını da görüyoruz. Bu eşitsizlik yalnızca teknolojiye erişimi değil; geleceğe erişimi de sınırlandırıyor.
BEEV'i kurarken bizi harekete geçiren düşünce tam da buydu. Gençlere bilişim ve eğitim alanında eşit imkânlar sunabilirsek, onların yalnızca bilgiye değil; umutlarına, potansiyellerine ve hayallerine de ulaşabileceklerine inanıyoruz.
Bu nedenle BEEV'i bir sosyal sorumluluk projesi olarak tanımlamıyorum. Benim için bu vakıf, hayatın olgunluk döneminde bu topraklara duyduğum vefa duygusunun; Cumhuriyet'in bana sunduğu fırsatlara karşı hissettiğim sorumluluğun ve gelecek kuşaklara bırakmak istediğim umudun somut bir ifadesidir.
SINAV BAŞARISI YETMEZ
-Eğitimde özellikle hangi alanlarda eksikler görüyorsunuz?
Türkiye'de eğitimin pek çok önemli meselesi var. Ancak bana göre bunların temelinde fırsat eşitsizliği yatıyor. Çocuklarımızın hangi şehirde, hangi okulda ya da hangi ekonomik koşullarda doğduğu; eğitim hayatındaki imkânlarını ve dolayısıyla geleceklerini hâlâ büyük ölçüde belirliyor. Oysa eğitim, herkes için eşit fırsatlar sunan en güçlü sosyal hareketlilik aracı olmalıdır.
Bugün bu eşitsizlik, bilişime ve teknolojiye erişim alanında daha da belirgin hâle geliyor. Dijital araçlara, nitelikli içeriklere ve teknoloji odaklı öğrenme ortamlarına erişemeyen öğrenciler yalnızca eğitimde değil; geleceğin mesleklerine hazırlanma konusunda da önemli dezavantajlarla karşı karşıya kalıyor. Artık eğitimde fırsat eşitliği ile bilişime erişim birbirinden ayrı düşünülemez.
Bunun yanında eğitim sistemimizin analitik düşünme, problem çözme, yaratıcılık ve uygulamalı öğrenme becerilerini daha fazla desteklemesi gerektiğine inanıyorum. Bilgi ekonomisinin belirleyici olduğu bir dünyada, yalnızca sınav başarısını merkeze alan bir anlayışın yeterli olmadığı çok açık. Özellikle fen, matematik, mühendislik ve teknoloji alanlarında güçlü bir eğitim altyapısı oluşturmak, ülkemizin rekabet gücü açısından kritik önem taşıyor.
Eğitimde yaşanan eksiklikler yalnızca bireyleri değil; ülkemizin ekonomik kalkınmasını ve toplumsal gelişimini de doğrudan etkiliyor. Eğitim ile iş dünyasının ihtiyaçları arasındaki bağın güçlenmesi, gençlerimizin potansiyellerini ülkemizde değerlendirebilmeleri açısından büyük önem taşıyor.
BEEV olarak biz de bu nedenle çalışmalarımızı yalnızca teknoloji desteğiyle sınırlamıyoruz. Öğrencilerimizin yanı sıra öğretmenlerimizi de destekleyen, dijital becerileri geliştiren ve eğitimde fırsat eşitliğini güçlendiren uzun vadeli projeler geliştiriyoruz. Deprem bölgesinde yürüttüğümüz çalışmalar ve Index Grup bünyesinde sunduğumuz Anadolu’nun Genç Yüzü Bilişimle Aydınlanıyor staj programımız da bu anlayışın önemli bir parçasını oluşturuyor.
Ben eğitimi, bir ülkenin geleceğine yapılan en büyük yatırım olarak görüyorum. Dünya ile rekabet edebilen, sorgulayan, üreten ve teknolojiye yön veren nesiller yetiştirebildiğimiz ölçüde Türkiye'nin geleceğine güvenle bakabiliriz.
YENİ BİR EĞİTİM ANLAYIŞI ŞART
-Ciddi bir genç işsizliği var, gençler geleceklerinden umutsuz, bu sorunlar nasıl aşılabilir, ne tür adımlar atılmalı?
Gençlerin en büyük sorunu yalnızca işsizlik değil; geleceğe dair umutlarını kaybetmeye başlamaları. Bir toplum için en büyük risk, gençlerin "Ne yaparsam yapayım bir şey değişmeyecek" duygusuna kapılmasıdır. Bu nedenle genç işsizliğini yalnızca ekonomik bir mesele olarak değil, aynı zamanda eğitim, fırsat eşitliği ve gelecek perspektifi meselesi olarak ele almak gerekiyor.
Çözümün ilk adımı, gençlerimizi iş hayatına daha güçlü hazırlayacak bir eğitim anlayışı oluşturmaktan geçiyor. Bugün üniversite diploması tek başına yeterli olmuyor. Gençlerimizin analitik düşünme, problem çözme, dijital okuryazarlık, yapay zekâ, veri analitiği, yaratıcılık ve girişimcilik gibi 21. yüzyıl becerileriyle donatılması büyük önem taşıyor. Mesleki ve teknik eğitimin güçlendirilmesi de bu dönüşümün en kritik parçalarından biri.
İkinci olarak, gençlerin iş hayatına geçişini kolaylaştıracak güçlü bir ekosistem oluşturmalıyız. Staj programları, ilk istihdam modelleri, girişimcilik destekleri ve gençlerin finansmana erişimini kolaylaştıracak mekanizmalar, yalnızca işsizliği azaltmaz; aynı zamanda gençlerin geleceğe daha güvenle bakmasını sağlar.
Ben teknoloji sektörünün bu dönüşümde çok önemli bir rol üstleneceğine inanıyorum. Teknoloji, gençlerimize yalnızca yeni meslekler değil; dünyanın her yerine değer üretebilecekleri yeni fırsatlar da sunuyor. Türkiye'nin dijital ekonomide güçlü bir oyuncu hâline gelmesi, gençlerimizin potansiyellerini kendi ülkelerinde gerçekleştirebilmeleri açısından büyük önem taşıyor.
En önemlisi ise gençlere güven veren bir gelecek perspektifi sunabilmek. Gençler, emek verdiklerinde karşılığını alabileceklerine, adil fırsatlara ulaşabileceklerine ve hayallerini kendi ülkelerinde gerçekleştirebileceklerine inanmalı. Umudu yeniden inşa edecek olan da tam olarak bu güven duygusudur.
ATATÜRKE’E VEFA BORCUMUZ VAR
-Gençler için nasıl bir Türkiye hayaliniz var?
Hayalini kurduğum Türkiye: Bir çocuğun geleceğinin doğduğu şehir, ailesinin ekonomik imkânları ya da sahip olduğu koşullarla değil; yeteneği, emeği ve hayalleriyle şekillendiği bir Türkiye.
Gençlerimizin bilişime, nitelikli eğitime ve fırsatlara eşit biçimde erişebildiği; düşünebilen, sorgulayabilen, üretebilen ve teknoloji geliştiren bireyler olarak yetiştiği bir gelecek hayal ediyorum. Çünkü biliyorum ki bir ülkenin en büyük zenginliği doğal kaynakları değil; iyi yetişmiş insan kaynağıdır.
Hepimizin Cumhuriyet'e ve Mustafa Kemal Atatürk'e karşı büyük bir vefa borcu olduğuna inanıyorum. Bu borcu ödemenin en anlamlı yollarından biri de Cumhuriyet'in bize sunduğu fırsatları yeni kuşaklara daha da güçlendirerek aktarabilmektir.
İşte BEEV'in varlık nedeni de tam olarak budur. Dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuklarımızın ve gençlerimizin, büyük şehirlerdeki akranlarıyla aynı hayalleri kurabildiği; teknolojiye, bilgiye ve geleceğe eşit biçimde ulaşabildiği bir Türkiye için çalışıyoruz.
Ben, aklı ve vicdanı güçlü; özgüveni yüksek, üreten, paylaşan ve ülkesine değer katmayı önemseyen bir gençliğin omuzlarında yükselecek bir Türkiye'nin mümkün olduğuna yürekten inanıyorum. BEEV ile attığımız her adımı da bu ortak geleceğe yapılmış uzun vadeli bir yatırım olarak görüyoruz.
YÜKSEK ENFLASYON YATIRIMI ENGELLİYOR
Son dönem ekonomik gelişmeleri biraz değerlendirebilir misiniz, sanayi büyümesi düşüyor, üretici ciddi sıkıntı yaşıyor. Çözüm için ne tür adımlar atılabilir?
Bugün üreticimizin en çok ihtiyaç duyduğu şey öngörülebilirliktir. Yüksek enflasyon, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve maliyet baskısı, özellikle sanayicilerimizin ve KOBİ'lerimizin yatırım kararlarını zorlaştırıyor. Bu durum üretim kapasitesi, istihdam ve sürdürülebilir büyüme üzerinde doğrudan etkili oluyor.
Enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarının güçlendirilmesi, ekonomik dengelerin sağlıklı şekilde işlemesi açısından büyük önem taşıyor. Bunun yanında üretimi, yatırımı ve ihracatı destekleyen politikaların kararlılıkla sürdürülmesi, sanayimizin rekabet gücünü artıracaktır.
Türkiye'nin sürdürülebilir büyümesinin temelinde yüksek katma değerli üretimin yer aldığına inanıyorum. Bunun yolu da teknolojiye, dijital dönüşüme, yapay zekâ uygulamalarına, Ar-Ge'ye ve verimliliği artıracak yatırımlara odaklanmaktan geçiyor. Sanayimizin küresel rekabet gücünü artıracak en önemli alanların bunlar olduğunu düşünüyorum.
Bununla birlikte eğitim ve insan kaynağına yapılacak yatırımlar da ekonomik dönüşümün ayrılmaz bir parçasıdır. Gençlerimizi geleceğin yetkinlikleriyle buluşturabilir, iş dünyasının ihtiyaçlarıyla eğitim arasındaki bağı güçlendirebilirsek, bugünün zorluklarını yarının fırsatlarına dönüştürme şansımız artacaktır.
Türkiye'nin güçlü bir girişimcilik kültürü, dinamik bir özel sektörü ve önemli bir genç nüfus avantajı bulunuyor. Bu potansiyelin üretim, teknoloji, inovasyon ve verimlilik odaklı bir anlayışla değerlendirilmesi hâlinde, önümüzdeki dönemde çok daha güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme ivmesi yakalayabileceğimize inanıyorum.
SATIŞ GELİRİNİ 29.8 MİLYARA ÇIKARDIK
Aynı zamanda Index Grup Yönetim Kurulu Başkanısınız, nasıl bir yıl geçiriyorsunuz?
2025 yılını küresel ekonomideki zorluklara ve belirsizliklere rağmen güçlü bir performans ve stratejik yatırımlarla tamamladık. Yılı 2 milyar doların üzerinde satış cirosuyla kapatarak sektörümüzde önemli bir eşiği daha geride bıraktık ve teknoloji dağıtım sektöründeki lider konumumuzu daha da güçlendirdik. Bu güçlü performans, 2026 hedeflerimiz için de güçlü bir başlangıç noktası oluşturdu. 2026’da da büyümemizi stratejik yatırımlarla desteklemeyi sürdürüyoruz. Dünyanın öncü teknoloji markalarının yanı sıra Türkiye pazarına yeni giren güçlü markaları portföyümüze katarak iş ortaklığı yapımızı genişletmek en önemli önceliklerimiz arasında yer alıyor. Son dönemde bizi en çok heyecanlandıran yatırımlarımızın başında, Kocaeli’nde temellerini attığımız ILC – Index Logistics Center geliyor. 62 bin metrekare kapasiteli Yeni Nesil Akıllı Lojistik Merkezimizle, lojistik merkezi işletmeciliğini Index Grup için yeni bir iş modeli ve sürdürülebilir bir büyüme alanı olarak görüyoruz. Depolamadan dağıtıma ve katma değerli operasyonlara uzanan entegre çözümlerle bu yatırımı, Index Grup’un önümüzdeki uzun yıllarına yön verecek stratejik bir hamle olarak değerlendiriyoruz. Bununla birlikte dijital dönüşüm yatırımlarımızı da kararlılıkla sürdürüyoruz. Operasyonel verimliliği artıran, iş ortaklarımızla entegrasyonu güçlendiren ve veriye dayalı karar alma süreçlerini destekleyen teknolojilere odaklanıyoruz. Bugün bizi en fazla heyecanlandıran alanların başında ise yapay zekâ geliyor. Yapay zekâyı hem kendi iş yapış modellerimize entegre ediyor hem de iş ortaklarımız ve ekosistemimiz için en yüksek katma değeri nasıl üretebileceğine odaklanıyoruz. Datagate çatısı altında hayata geçirdiğimiz Vodafone iş birliği de bizi geleceğe dair motive eden önemli adımlardan biri oldu. Bu iş birliğiyle Türkiye genelinde cihaz dağıtımı ve tedarik distribütörlüğü alanında yeni bir iş modelini hayata geçirdik. Telekom ve teknoloji dünyasının giderek yakınlaştığı bu yeni dönemde, yeni iş modelleri ve farklı büyüme fırsatları yaratmaya devam ediyoruz.
SATIN ALMA YAPABİLİRİZ
Bu yılki hedefler neler?
2026’da hedefimiz yalnızca ölçeğimizi büyütmek değil; teknoloji ekosisteminde daha fazla değer üreten, çözüm ve hizmet tarafı daha güçlü bir yapıya dönüşmek. Bu doğrultuda bu yıla da güçlü bir başlangıç yaptık. İlk çeyrek sonuçlarımıza göre konsolide net satış gelirlerimizi yüzde 24 oranında artırarak 29 milyar 885 milyon TL’ye çıkardık. Net kârımız ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 166 artış göstererek 120,3 milyon TL’den 319,4 milyon TL’ye ulaştı. Bu ay içinde ilk yarı sonuçlarımızı açıklayacağız. Şimdiden, 2026 hedeflerimizle uyumlu ve başarılı bir ilk yarıyı geride bıraktığımızı memnuniyetle söyleyebilirim. 2026'yı yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, iş modelimizi daha güçlü ve daha sürdürülebilir hale getirecek dönüşüm adımlarıyla şekillendirdiğimiz bir yıl olarak görüyoruz. Bu doğrultuda stratejimizi finansal disiplin, verimlilik ve etkin satış yönetimi üzerine inşa ettik. Verimli büyümeyle fırsat bazlı stratejik iş birlikleri arasında sağlıklı bir denge kurmayı hedefliyoruz.
Index Grup olarak yatırım haritamızı kısa vadeli fırsatlardan çok uzun vadeli değer yaratımı anlayışıyla şekillendiriyoruz. Her yeni yatırımın işimizin sürdürülebilirliğine katkı sağlamasını ve Türkiye'nin teknoloji ekosistemini güçlendirmesini temel ölçüt olarak görüyoruz. Bu çerçevede, yeni distribütörlük anlaşmalarıyla marka portföyümüzü genişletmek ve ILC – Index Logistics Center'ı devreye alarak lojistik alanındaki dönüşümümüzü somut sonuçlara taşımak bu yılın en önemli öncelikleri arasında yer alıyor.
Büyümemizi teknoloji dağıtımı, sürdürülebilir teknoloji ve dijital altyapı olmak üzere üç stratejik eksen üzerinde konumlandırıyoruz. Yenilenmiş akıllı cihaz pazarında yeni iş modelleri geliştirirken, lojistik, depolama ve servis yönetimi süreçlerinde Türkiye'ye örnek olacak bir dönüşümü hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Böylece yalnızca dağıtım ağımızı değil, uçtan uca tüm değer zincirimizi daha entegre, verimli ve çevik bir yapıya dönüştürüyoruz.
Dijitalleşme, veri analitiği ve yapay zekâ tabanlı karar destek sistemleri de yatırım odağımızı güçlendiren alanların başında geliyor. Bu teknolojileri stok yönetiminden müşteri deneyimine kadar tüm süreçlerimize entegre ederek iş ortaklarımıza daha öngörülebilir, hızlı ve sürdürülebilir çözümler sunmayı amaçlıyoruz.
Bunun yanında, uygun fırsatlar oluştuğunda stratejik iş birlikleri ve satın alma alternatiflerini değerlendirmeyi sürdürüyoruz. Lojistik, dijital servisler ve veri odaklı iş modelleri başta olmak üzere uzun vadeli değer yaratacak fırsatları yakından takip ediyoruz.
BÜYÜME POTANSİYELİ YÜKSEK PAZARIZ
Teknoloji ürünlerinde ciddi fiyat artışları da var ne diyeceksiniz?
Index Grup olarak dünyanın önde gelen 200’ün üzerinde teknoloji markasının distribütörlüğünü yürütüyoruz. Teknoloji ürünlerinde fiyatlandırma yaklaşımı, markaların küresel stratejileri doğrultusunda belirleniyor.
Türkiye, birçok global teknoloji markası için büyüme potansiyeli yüksek ve stratejik öneme sahip bir pazar. Bu nedenle markalar fiyatlandırma kararlarını oluştururken küresel ekonomik gelişmelerin yanı sıra Türkiye’deki ekonomik görünümü, bireysel ve kurumsal müşterilerin satın alma gücünü, pazar dinamiklerini ve rekabet koşullarını kapsamlı şekilde değerlendiriyor.
Biz ise distribütör olarak üreticilerle iş ortaklarımız arasında güçlü bir köprü görevi üstleniyoruz. Sahadan elde ettiğimiz veriyi, pazar dinamiklerini ve iş ortaklarımızdan gelen geri bildirimleri üreticilerimize aktararak fiyatlandırma kararlarının pazar gerçekleriyle uyumlu şekilde şekillenmesine katkı sağlıyoruz. Böylece yalnızca ürünlerin dağıtımını gerçekleştiren bir yapı değil; tüm kanalın stoklanmasının sağlanması, kanala finansman sağlama, pazarı doğru okuma başta olmak üzere, üreticilerine stratejik içgörü sunan ve teknoloji ekosistemine değer katan bir iş ortağı olarak konumlanıyoruz.