İstanbul, tarihi boyunca geçirdiği idari değişikliklerle bugünkü sınırlarına ve yönetim yapısına kavuştu. Osmanlı İmparatorluğu döneminden Cumhuriyet'e uzanan süreçte kentin idari yapılanması birçok kez değişirken, bugün İstanbul'un merkezi ilçeleri arasında bulunan Üsküdar ve Beyoğlu da bu dönüşümden etkilendi.

Boğaz'ın Anadolu Yakası'nda bulunan Üsküdar ile Avrupa Yakası'nın tarihi merkezlerinden Beyoğlu, geçmişte İstanbul'dan ayrı idari birimlerin merkezleri olarak öne çıktı. Zaman içerisinde gerçekleştirilen düzenlemeler sonucunda iki bölge de İstanbul'un ilçe yapılanmasına dahil edildi.
Bugün tarihi yapıları, kültürel mirası, ticaret hayatı ve turistik noktalarıyla tanınan bu iki ilçenin geçmişteki idari konumu, İstanbul'un yönetim tarihine ilişkin dikkat çekici ayrıntılar arasında yer alıyor.

1924'TE İL OLDULAR, 1926'DA İLÇEYE DÖNÜŞTÜRÜLDÜLER
Üsküdar ve Beyoğlu'nun il statüsüne kavuşması, Cumhuriyet'in ilk yıllarında gerçekleştirilen idari düzenlemelere dayanıyor. 1924 yılında yürürlüğe giren Teşkilat-ı Esasiye Kanunu sonrasında yapılan düzenlemelerle, daha önce mutasarrıflık statüsünde bulunan iki bölge vilayet haline getirildi.
Ancak bu idari yapılanma uzun sürmedi. 26 Haziran 1926 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan 877 sayılı Teşkilat-ı Mülkiye Kanunu ile Beyoğlu ve Üsküdar'ın da aralarında bulunduğu 11 ilin statüsü değiştirildi. İki bölge ilçe hâline getirilerek İstanbul'a bağlandı.
Söz konusu düzenleme yalnızca İstanbul'la sınırlı kalmadı. Ardahan, Çatalca, Ergani, Gelibolu, Genç, Kozan, Muş, Siverek ve Tunceli de aynı düzenleme kapsamında il statüsünü kaybeden yerler arasında yer aldı. Böylece Cumhuriyet'in ilk yıllarında ülkenin idari yapılanmasında önemli bir değişiklik gerçekleştirildi.

ÜSKÜDAR'IN İL OLDUĞU DÖNEMDE SINIRLARI DAHA GENİŞTİ
İstanbul'un Anadolu Yakası'ndaki en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Üsküdar, Osmanlı döneminde de önemli bir idari merkez konumundaydı.
1871 yılında mutasarrıflık statüsü kazanan Üsküdar'a Beykoz, Gebze, Kartal ve Şile gibi yerleşim yerleri bağlandı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında da bu idari önemini koruyan bölge, 1924 düzenlemesiyle vilayet statüsüne geçti.
1926 yılında yapılan değişiklikle yeniden İstanbul'a bağlanan Üsküdar, sonraki yıllarda da idari açıdan değişim geçirdi. 1930'da Kadıköy ve Beykoz'un ayrılarak bağımsız ilçe haline gelmesi, Üsküdar'ın sınırlarını etkiledi. Daha sonraki yıllarda Ümraniye ve Ataşehir'in ayrı ilçeler olarak kurulmasıyla bugünkü idari yapısı şekillendi.

BEYOĞLU'NUN TARİHİ DE İSTANBUL'UN YÖNETİM GEÇMİŞİNE DAYANIYOR
İstanbul'un Avrupa Yakası'nda bulunan Beyoğlu da geçmişte önemli bir idari merkezdi. Osmanlı döneminde Galata olarak bilinen bölge, İstanbul'un karşı kıyısındaki ticaret ve yerleşim hayatının merkezlerinden biri olarak gelişti.
Beyoğlu, Osmanlı'nın son dönemlerinde İstanbul'a bağlı özel idari yapılanmalardan biri olan mutasarrıflık statüsündeydi. 1924 yılında vilayet statüsüne geçen bölge, 1926'da çıkarılan 877 sayılı kanunla ilçe hâline getirildi ve İstanbul'a bağlandı.
Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki bu düzenlemeyle Beyoğlu, İstanbul'un idari yapısı içerisinde yerini aldı. İlçe, ilerleyen yıllarda da kentin kültür, sanat, ticaret ve turizm merkezlerinden biri olmayı sürdürdü.

İKİ İLÇE NEDEN İSTANBUL'A BAĞLANDI?
Beyoğlu ve Üsküdar'ın ilçe statüsüne geçirilmesinin arkasında idari, ekonomik ve mali gerekçeler bulunuyordu.
Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi'nde 2023 yılında yayımlanan, Çağrı Çolak ve Deniz Çolak imzalı Türkiye Cumhuriyeti Mülki İdare Tarihinde İlçeye Dönüştürülen İller başlıklı akademik araştırmada, bu değişikliğin gerekçeleri ayrıntılı şekilde ele alındı.
Araştırmada, Beyoğlu ve Üsküdar'ın İstanbul ile tarihsel, coğrafi ve ekonomik açıdan bütünlük oluşturduğu belirtildi. İki bölgenin ayrı vilayetler olarak yönetilmesinin uygulamada önemli bir farklılık yaratmadığı, maliye, belediye, zabıta ve askerlik hizmetlerinin büyük ölçüde aynı merkezden yürütüldüğü ifade edildi.

Çalışmada ayrıca iki bölgenin ayrı vilayet olarak yönetilmesinin idari ve mali açıdan verimli olmadığına ilişkin değerlendirmelere yer verildi. Araştırmacılar, coğrafi ve ekonomik koşulların yanı sıra yerel yönetimlerin idari kapasitesinin de bu tür değişikliklerde etkili olduğunu ortaya koydu.
İL OLMASI BEKLENEN İLÇELER LİSTESİNDE NEDEN YOKLAR?
Son dönemde Türkiye'de bazı büyük ilçelerin il statüsüne yükseltileceği yönündeki iddialar yeniden gündeme geliyor. Özellikle nüfusu, ekonomik büyüklüğü ve gelişmişlik düzeyiyle dikkat çeken ilçeler üzerinden çeşitli listeler hazırlanıyor.
Basında yayımlanan listelerde Alanya, Tarsus, Çorlu, İnegöl, Manavgat, İskenderun, Fethiye, Bandırma, Lüleburgaz ve Siverek gibi ilçelerin isimleri öne çıkıyor. Ancak geçmişte il statüsünde bulunan Üsküdar ve Beyoğlu bu listelerde yer almıyor.

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) il olması beklenen ilçeleri belirleyen resmî bir listesi bulunmuyor. İnternette yayımlanan listeler, çeşitli nüfus, ekonomik büyüklük ve coğrafi konum değerlendirmelerine dayanıyor. Bir ilçenin il yapılması için yalnızca nüfusunun yüksek olması yeterli değil. İdari ve ekonomik koşulların yanı sıra yasal düzenleme de gerekiyor.
Dolayısıyla Üsküdar ve Beyoğlu'nun söz konusu listelerde bulunmaması, bu ilçelerin geçmişteki il statülerini değiştirmiyor. Her iki ilçenin yeniden il yapılmasına ilişkin yürürlükte olan resmî bir karar da bulunmuyor.

İstanbul'un tarihi açısından önemli iki yerleşim yeri olan Üsküdar ve Beyoğlu, bugün de kentin en bilinen ilçeleri arasında bulunuyor. Yaklaşık bir asır önce yaşanan idari değişiklik ise İstanbul'un geçmişine ilişkin dikkat çekici ayrıntılardan biri olarak öne çıkıyor.