Türkiye, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı coşkusuna hazırlanırken, Cumhuriyet’in hangi temeller üzerinde yükseldiğini anlatan tarihi bir tanıklık arşivlerden yeniden gün yüzüne çıktı. Usta yazar Turgut Özakman’ın, 2 Ekim 2006 tarihinde katıldığı bir canlı radyo yayınında aktardığı hatıraları, Büyük Taarruz ve Sakarya Meydan Muharebesi’nin hemen ardından Anadolu’da yükselen bağımsızlık iradesini birinci ağızdan gözler önüne seriyor.

"TOPRAK HENÜZ BARUT KOKUYORDU"

1947 yılında, henüz 18 yaşındayken arkadaşlarıyla birlikte işgal ve savaş alanlarını yürüyerek gezme kararı alan Turgut Özakman, kış hazırlıklarının ve kurtuluş mücadelelerinin merkez üssü olan hatlara doğru yola çıktıklarını belirtiyor.

Kemal'in askerleri geldi. 29 Ekim'de gururlanacağınız satırlar. Turgut Özakman anlatmıştı - Resim : 1

20 Ağustos 1948’de Ankara’dan Polatlı’ya trenle geçerek tarihi yürüyüşlerini başlatan Özakman ve arkadaşları, o dönem doğanın ve zamanın henüz silmediği siperlerle karşılaştıklarını şu sözlerle aktarıyor:

"Kartaltepe ve Yıldıztepe’nin eteklerinde siperler aynen duruyordu. Toprağa elinizi daldırsanız avucunuza şarapnel parçaları, tüfek kalıntıları geliyordu. Hepsini topladım."

Milli Mücadele’yi gerçekleştiren kahramanların henüz hayatta olduğu o dönemde, toprakta hala barut kokusunun yükseldiğini ifade eden usta yazar, seyahatlerinin onuncu gününde, 29 Ağustos gecesi Afyon’daki Dumlupınar Abidesi’ne ulaştıklarını ve başlarını o anıt taşa koyarak uyuduklarını dile getiriyor.

"KÖYE ÇIĞLIĞI BASTIM: KEMAL’İN ASKERLERİ!"

Yürüyüş güzergahı boyunca savaşa bizzat katılmış ya da o günlere tanıklık etmiş Anadolu kadınları, erkekleri ve yaşlılarıyla mülakatlar yapan Özakman’ın paylaştığı bir anı, Cumhuriyet’in halkın gözündeki anlamını en saf haliyle özetliyor. Yol üstündeki bir çeşmenin başında karşılaştığı Anadolu annesinin sözlerini aktaran Özakman, kadının taarruz anını şu cümlelerle tarif ettiğini söylüyor:

"Biz yana kavrula ordumuzun bizi kurtarmasını bekliyorduk. Sonra bir gün şu çeşmenin ardından başı kalpaklı süvariler rüzgar gibi geçip gittiler. Anladım ki bizimkilerdi. Köye çığlığı bastım: Kemal’in askerleri!"

Özakman, halktan bir insanın "Gazi", "Başkomutan" ya da "Paşa" demek yerine, canından birinden bahseder gibi doğrudan "Kemal" demesinin içini titrettiğini ve bu ifadenin emperyalizme karşı duran bilincin en net kanıtı olduğunu vurguluyor.

KUVÂ-YI MİLLİYE RUHUNU YAŞATAN KUŞAK

Kendisinin işgal dönemini yaşamış Bakırköylü bir ailenin çocuğu olduğunu ve ilkokul öğretmenlerinden birinin de cepheden silahıyla dönmüş bir gazi olduğunu belirten Özakman, kendi jenerasyonunun bağımsızlık fikrini yaşayarak öğrendiğini ifade ediyor.

Usta yazarın arşivlere geçen bu önemli söyleşisi, uçurumun kenarından dönerek bağımsız bir devlet inşa eden Kuvâ-yi Milliye ruhunun, tam bir yıl sonra ilan edilecek olan bağımsız Cumhuriyet’in en büyük itici gücü olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.