DİLAN KUTLU / NEFES
TUNCELİ şehir merkezinde, bölge halkının kutsal saydığı Seyit Rıza heykelinin hemen yanında, Alevi inancında ziyaretgahların bir parçası olarak görülen birkaç ağaç meydanda duruyor. Çay bahçesine oturup bir kahve içmek isteyenleri kırmızı yapraklarıyla karşılayan bu ağacın dallarında ise başka bir hikaye asılı. Katledilen kadınların fotoğrafları... Rojin Kabaiş, Pınar Gültekin, Rabia Naz Vatan, Rojvelat Kızmaz, Nadira Kadirova, Ceren Özdemir, Şule Çet ve Gülistan Doku... Katilleri bulunan ya da hala bulunamayan kadınların, kız çocuklarının yüzleri dallarda yaprak gibi sallanıyor. Hemen yanında başka bir kağıdın üzerinde, “Katilleri kim koruyor?” yazıyor. NEFES, 6 yıl sonra yeniden açılan Gülistan Doku dosyasının izini sürmek için Tunceli’deydi. Gülistan’ın okuluna, çalıştığı kafeye, son görüldüğü köprüye gitti. Öğrencilerle, onu en son gören üniversite hocalarıyla konuştu.
DAĞ TAŞ SESSİZ...
Gülistan, 2019’da Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nü kazandı. Mezun olmasına 5 ay kala, 5 Ocak 2020’de kaldığı yurttan çıktı ve bir daha geri dönemedi. O gün eski erkek arkadaşıyla bir kafenin önünde tartıştığı, ardından bir minibüse bindiği ve telefon sinyalinin en son Sarı Saltuk Viyadüğü civarında kesildiği tespit edildi. 6 yıl boyunca ailesi, Tunceli’de dağ taş Gülistan’ı aradı. “Gülistan nerede?” sorusu bu kentin hafızasına kazındı.
Ben de yolumun düştüğü bu şehirde, ‘Belki bir ipucu bulurum’ diye onun izini sürdüm. Okuduğu üniversiteye gittim, dolaştığı koridorlarda gezdim, ders aldığı sıralara, ‘Belki çay içmiştir’ diye bölümündeki kantinde oturdum. Okulunun bahçesinde dolaştım, çalıştığı kafeye uğradım. Yürüdüğü yollardan yürüdüm. Ama dağ, taş suskundu. Yer yarılmış da Gülistan içine girmişti.
Şehir de suskundu. Kafelerde, sokaklarda, meydanda Gülistan’ın ismi fısıltıyla konuşuluyordu. Meydandaki ağaçta asılı duran fotoğraflara bakan kadınlara Gülistan’ı sordum. Yüzlerinde aynı tedirginlikle “Acaba bizim çocuğumuzun başına da gelir mi?” diye soruyorlardı bana. Bir kadın, “Gençlerimizin başına aynı şey gelecek diye korkuyoruz. Nasıl güveneceğiz? İnsan devlete sığınır… Devlet de yanlış yaparsa çocuklarımızı kim koruyacak?” dedi. Sonra bana döndü, devam etti: “Sizin başınıza bir şey gelse valiye gideceksiniz… Meğer başınıza iş getiren o büyük insanların kendisiymiş. Nereden bileceksiniz? O büyük insanlar bir oldu ve bu şehirde bir kadını kaybetti...”
Şehrin geçim kaynağı daha çok hayvancılık. Kahvehaneler sabahın erken saatlerinden itibaren doluyor. Erkekler günlerini burada geçiriyor. Onlara da Gülistan’ı sordum. Eskiler için her kayıp, faili meçhullerin yeniden açılması demek. “1980-1990’lı yıllarda yapılanların hesabı verilmedi ki bunun hesabı verilsin” diyorlar. Sonra konu gençlere geliyor. Uyuşturucudan, fuhuştan söz ediyorlar. “Gözünüzle gördünüz mü?” diye soruyorum. “Görmedik ama yıllardır bu mevzular var. Herkes biliyor” diye cevap veriyorlar.
UYUŞTURUCU EN BÜYÜK DERT
Tunceli, okuma yazma oranının en yüksek olduğu kentlerden biri olarak biliniyor. Ama konuştuğum birçok kişi artık üniversitenin açılmasından rahatsız. “Biz eğitime karşı değiliz. Ama üniversite yapıldıktan sonra şehrin yapısı bozuldu. Tunceli’nin en büyük derdi uyuşturucu oldu” diyor. Gülistan’ın durumuna da buradan bakıyorlar. Bir vatandaşa “Uyuşturucu meselesi ne?” diye soruyorum, “Çocuklarımız okusa da iş bulamıyor. Her türlü pisliğe bulaşıyorlar...” yanıtını alıyorum.
Kameralar onu nasıl görmedi!

Gülistan’ın telefon sinyalinin en son geldiği yerin Sarı Saltuk Viyadüğü olduğu ortaya çıkmıştı. Aynı köprüde çömelmiş haldeyken bir aracın kamerasına yansıyan görüntüleri günlerce tartışıldı. Aramalar da hep Uzunçayır Baraj Gölü çevresinde yoğunlaştı. Gülistan tam 226 gün boyunca bu barajda arandı.
Bu viyadüğün hemen üstündeki tepenin ardında ise Munzur Üniversitesi bulunuyor. Köprüden üniversiteye yürüyerek ulaşmak yaklaşık 15 dakika sürüyor. Üniversitenin köşesindeki iki kamera viyadüğü görüyor. Ancak kamera kayıtlarına “bozuk” denildiği için ulaşılamamıştı. Kameralardan sorumlu iki görevli gözaltına alınmıştı.
Geceleri dışarı çıkamaz olduk

Gençlerin sosyalleşeceği alanlar kafelerle sınırlıyken boşluğu sosyal etkinliklerle TÜGVA dolduruyor. Üniversitenin içinde bile TÜGVA’ya ait bir oda var. Adliye binası, Hükümet Konağı geçici süreyle taşınan valilik binası bile üniversitenin içinde Munzur Üniversitesinin kampüsünde dolaşırken en çok karşılaştığım şey tedirginlik oluyor. Burada Mardin’den, Van’dan, Diyarbakır’dan, Şanlıurfa’dan, Şırnak’tan gelen öğrenciler ağırlıkta. Özellikle kadın öğrenciler konuşurken sürekli etraflarına bakıyor. Bir kadın öğrenci, “Bir gün beni kim kaçıracak, kim beni suyun içine atacak diye korkuyorum. Geceleri dışarı çıkamıyoruz. Yurda hava kararmadan dönüyoruz. Ailelerimiz de eskisine göre çok daha tedirgin artık” diyor. Başka bir öğrenci söze giriyor, “Biz onun intihar ettiğine inanmıyoruz.” Kampüste kadın öğrencilerin artık tek başına hareket etmediğini anlatıyorlar: “Hep beraber geziyoruz. Toplu halde hareket ediyoruz.”
O makamı yıllar önce yıktılar
GÜLİSTAN’ın fotoğrafının asılı olduğu ağacın yaklaşık 100 metre ilerisinde Tunceli Gençlik Merkezi var. Gençlik Merkezi’nde dönemin Valisi Tuncay Sonel’e ait oda olduğu, baz raporlarında da oğlu Mustafa Türkay Sonel’in burada bulunduğu ortaya çıkmıştı. Gizli tanık, “Türkay Sonel, Umut Altaş, Gülistan ve Gülistan’ın bir arkadaşının Gençlik Merkezi’nde uyuşturucu kullandığını, Gülistan’a tecavüz ettiklerini” iddia etmişti.
Türkay Sonel ifadesinde, “Gidip gitmediğimi tam olarak hatırlamıyorum, büyük ihtimalle gitmemişimdir” demişti. Türkay Sonel’in en fazla uğradığı ‘Kahve Arası’ kafe de Gençlik Merkezi’nin hemen altında. Gençlik Merkezi’nin içine girdiğimde görünürde bir makam yoktu. Yakınlardan bir esnafa sorduğumda, beni binanın yakınına götürerek Munzur manzaralı bir katı işaret ederek, “O makamı yıllar önce yıktılar, yıkımı yapan işçiler benim müşterimdi” diyor. Gülistan’ın ağaçtaki fotoğrafları o yöne doğru bakıyor...
Gençler Celal Altaş’ın kafesine giderdi
GÜLİSTAN’ın o dönem çalıştığı Hanımeli Kafe’ye gidiyorum. İki defa el değiştirmiş. Şimdi tabelasında “Has Simit” yazıyor. Aynı kafede çalışan bir üniversite öğrencisi, Gülistan’ı tanımıyor ama, “Çok üzüldüm. Bir gün benim de başıma aynı şey gelirse diye korkuyorum. Bazen yol kenarında araç bile beklemekten korkuyorum” diyor. Sonra Celal Altaş’tan sözü açıyor. “Onun Marvel Kafe diye mekanı vardı. Gençler oraya giderdi. Celal Altaş sürekli oradaydı, çok laubaliydi. Uyuşturucunun bu mekanda da döndüğü konuşulurdu…” O kafe şimdilerde kapalı...
Üniversitede ‘Gülistan’ı konuşmayın’ dediler

Gülistan’ın arkadaşlarının anlattığına göre, dönemin Munzur Üniversitesi Rektörü Ubeyde İpek, Gülistan Doku mevzunun çok konuşulmasını istemiyormuş. Hatta Gülistan’ın kaybolduğu yıl abla Aygül Doku, mezuniyet töreninde sahneye çıkmak, Gülistan adına konuşmak istedi. Ama okulun güvenlik görevlileri ablayı sahneden yaka paça indirdi. Buna tepki gösteren üniversite öğrencileri Aygül Doku’nun sahnede konuşmasını sağladı. Tanıklar, Rektör Ubeyde İpek’in, üniversiteye ikinci defa atanabilmek için Vali Sonel’i özel olarak ziyaret ettiğini söylüyor.
Şen şakrak biriydi derslere hep katılırdı
Gülistan’ın bir hocası konuşurken sık sık duruyor. Gülistan’ın sunum yaptığı sosyal medyaya videosunun olduğu sınıfı bana gezdirdi: “Şen şakrak biriydi. Derslere hep katılırdı. Bizim bölüm gereği öğrencilerle aramız sıkıdır. Gülistan da sevdiğimiz, kıymet verdiğimiz bir öğrenciydi. Birçok sunumu zevkle yapan biriydi.” Gülistan kaybolduktan sonra aileyle bağlarının hiç kopmadığını söylüyor: “Bu sene bölümümüzün öğrencileri diplomalarını Gülistan’a adayacak.”
‘Kaybolmadan 3 gün önce ders kitabı istedi’
Kaybolmadan sadece üç gün önce yaşadıkları son konuşmayı da anlatıyor hocası: “Yanıma geldi. Dersle ilgili bir kaynak istedi. Heyecanlıydı. ‘Bakayım varsa sana getireyim’ dedim. Üç gün sonra kayboldu… Gülistan’da bunalım, çöküntü yoktu.”
Bir gün çıkar gelir diye düşündük
Üniversitede Gülistan’a ait bir köşe ya da onu hatırlatacak bir çalışma yapılıp yapılmayacağını soruyorum hocaya. Bir dönem böyle bir fikirlerinin olduğunu söylüyor: “Biz Gülistan’ın bir gün çıkıp geleceğini düşündüğümüz için onu ölmüş gibi düşünemedik. Gülistan adına bir köşe yapalım dedik. Ama aile de bizler de hala umut besliyorduk. Sonucun böyle olacağını tahmin edemedik.”
‘SİMGEMİZ HALİNE GELDİ’
GÜLİSTAN Doku’nun kaybolmasının üzerinden 6 yıl geçti. Arkadaşları da şimdi olaya daha farklı yaklaşıyor. Bir arkadaşı, “Biz artık hukukçu olduk. Bugünden bakınca soruşturmadaki eksiklikleri daha net görüyoruz. Bağlantıları yeni yeni kuruyoruz. Gülistan bizim için bir simge haline geldi. Özgecan gib” diyor. Arkadaşları, Gülistan’a ait cenazenin de bir an önce bulunmasını istiyor.
‘VALİ SÜREKLİ SUYUN KENARINDAYDI’
dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in sürekli olay yerinde olduğunu anlatan olayın tanığı “Vali hep suyun kenarındaydı. İşini gücünü bırakmıştı, her gün gelip gidiyordu. Ben gerçekten böyle bir şey yaptıysa bile bunu bir ay sürdürür diye düşünürdüm. Beş ay niye sürdürsün?” Buna rağmen bütün aramaların suya odaklandığını söylüyor. “Veriler vardı ama biz suya odaklandığımız için diğer ihtimalleri kafamızdan sildik” diyor.
Vali Sonel, Doku ailesinin etrafında adeta bir çember oluşturmuş. Bir tanık “Vali, aileyi öğretmenevine yerleştirdi. Her gün yemek veriliyor. Ailenin sağında psikolog, solunda sosyolog var. Biz yanlarına gittiğimizde aileyle konuşamıyorduk. Aileyi baroya götürmeye çalışıyoruz vali, ‘Görüşmeyeceksiniz’ diyordu. Şehir dışından milletvekilleri geliyordu, görüştürmüyorlardı. Vali bizi Gülistan’ın intihar ettiğine inandırdı” diyor.
VATANDAŞLAR GÜLİSTAN’I KARADA ARAMIŞ

ARAMA çalışmalarında yer alan bir tanık, Gülistan aranırken başka bir kadının, Esma Kılıçarslan’ın cesedinin sudan çıktığını söylüyor. Kara araması yapılması için ısrar ettiklerini, ancak ekiplerin yine su kenarında çalıştığını söylüyor. “Olur ya burada bir yerde vuruldu, gömüldü… Toprak kazması bir şey buluruz diye üçüncü ve beşinci günlerinde bir grup kara taraması yaptık. Sonra bir köylü gelip bize ‘Bu kızı öldürdüler, siz boşuna arıyorsunuz’ dedi. Dersim’in geneli öyle konuşuyordu” diyor. Arama sırasında güvenlik görevlilerinin akşam saatlerinde su kenarında yürüyen bir kız gördüklerini söylediklerini anlatıyor. “Ama biz Gülistan’ın saat 13.00’te suya atladığını biliyorduk” diyor. Bu çelişkinin bile yeterince araştırılmadığını düşünüyor.