İstanbul’da can kayıplarına ve su baskınlarına yol açan şiddetli yağışlar, kentin yüzyıllar boyunca yaşadığı sel felaketlerini yeniden gündeme getirdi. Osmanlı döneminde evleri denize sürükleyen, yolları kullanılmaz hâle getiren ve yanlış yapılaşma nedeniyle etkisini artıran taşkınlar, İstanbul’un yağmurla mücadelesinin yeni olmadığını ortaya koyuyor.
Sabah Gazetesi köşe yazarı Erhan Afyoncu’nun verdiği bilgilere göre, İstanbul’da 13 Ekim’de etkili olan şiddetli yağış, cadde ve sokakları su altında bıraktı, evlerde ve iş yerlerinde hasara neden oldu. Can kayıplarının yaşandığı felaketin ardından kentin geçmişte karşılaştığı büyük seller de yeniden hatırlandı. Tarihî kayıtlarda yer alan örnekler, yoğun yağışların yanı sıra suyun akış yollarının kapatılmasının da ağır sonuçlar doğurabildiğini gösteriyor.

1709’DA SEL SULARI EVLERİ DENİZE SÜRÜKLEDİ
İstanbul ve çevresi, 1709 yazında arka arkaya yaşanan şiddetli yağışlarla karşı karşıya kaldı. Temmuz ayında Kâğıthane tarafından gelen sel, tarım ürünlerini ve topların taşındığı arabaları Haliç’e sürükledi. Kavun, karpuz, kabak, kereste ve araba tekerlekleri denizin yüzeyini kapladı.
Asıl büyük felaket ise 13 Ağustos 1709’ta yaşandı. Dönemin tarihçilerinden Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa’nın aktardığına göre, yağmur saatler boyunca devam etti. Taşkınlar özellikle İstanbul’un çevresindeki yerleşim yerlerinde büyük yıkıma neden oldu. Tekirdağ’da yaklaşık 400 evin temellerinden sökülerek içindekilerle birlikte denize sürüklendiği kaydedildi. Sarıyer Deresi çevresindeki bazı evler de Boğaz’a taşındı.
YANLIŞ YAPILAŞMA SELİN ETKİSİNİ ARTIRDI
Osmanlı dönemindeki sel felaketlerinin dikkat çeken örneklerinden biri, III. Ahmed’in saltanatı sırasında yaşandı. Tarihçi Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa’nın kayıtlarına göre, Bostancıbaşı Sivaslı Mehmed, yapılaşmaya uygun olmayan alanlarda binalar yaptırdı. Dolmabahçe kıyısına duvar ördürdü ve Beşiktaş Sarayı ile Dolmabahçe arasındaki Arap İskelesi’ni kapattırarak buraya odalar ve kayıkhaneler inşa ettirdi.

Bu düzenlemelerin yağmur sularının Boğaz’a ulaşmasını zorlaştırdığı, taşkınların çevredeki mahallelere zarar verdiği belirtildi. III. Ahmed, bostancıbaşıyı gerek bu yanlış yapılaşmaya sebep olmasından gerekse de insanlara verdiği diğer zararlar ve kibrinden ötürü 13 Nisan 1721'de tarafından azledip, Sivas'a sürgün ve kaleye hapsiyle cezalandırdı.
Bu olay, İstanbul’un tarihinde yalnızca yağışın şiddetinin değil, kentteki yapılaşma kararlarının da sel felaketlerinin sonuçlarını ağırlaştırabildiğini gösteren örneklerden biri olarak öne çıkıyor.
1751 SELİ ŞEHRİ YIKIMA UĞRATTI
İstanbul, 15 Ağustos 1751’de de büyük bir sel felaketi yaşadı. Dönemin kayıtlarına göre yaklaşık 10 saat süren sağanak, ana yolları ve sokakları adeta hendeklere çevirdi. Kasımpaşa çevresindeki taşkınlarda 165 evin yanı sıra fırınlar, değirmenler ve 60’tan fazla dükkân yıkıldı.

Vakanüvis İzzî Süleyman Efendi, yağmur sularının yalnızca sokakları değil, kuyuları ve bazı binaların alt bölümlerini de doldurduğunu aktardı. Ermeni rahip ve tarihçi İnciciyan ise yağışın 18 saat sürdüğünü ve şehirde büyük hasar meydana geldiğini yazdı. İnciciyan’ın anlatımında, felaketin ardından görülen salgın hastalıklara da yer verildi.
TARİHİN UYARISI BUGÜN DE GEÇERLİ
1728’de Boğaz kıyısındaki Hisarlar, İstinye, Yeniköy, Kanlıca ve Beykoz çevresi de şiddetli yağış ve doludan etkilendi. Evler, dükkânlar, sahil yapıları ve bostanlar zarar gördü. Bu kayıtlar, İstanbul’un farklı dönemlerde benzer sorunlarla karşılaştığını ortaya koyuyor.
Bugün de yoğun yağışlarda dere yatakları, su tahliye kanalları, altyapı kapasitesi ve yapılaşma kararları büyük önem taşıyor. Uzmanların sıkça vurguladığı üzere, taşkın riskini azaltmak yalnızca yağmur suyunu tahliye etmekle sınırlı değil; suyun doğal akış güzergâhlarını korumak ve kent planlamasını buna göre yapmak da gerekiyor.
