Derleyen: Alican ÖZCAN | NEFES

Premier Lig'in bağımsız komisyonu, yaklaşık sekiz yıl süren soruşturmanın ardından Manchester City hakkındaki kararını verdi. Komisyona göre 2009-2010 ile 2017-2018 sezonları arasında sponsorluk geliri olarak kaydedilen 950 milyon sterlinin 831 milyon sterlinini, kulübün sahibi Abu Dhabi United Group (ADUG) finanse etti.

Sponsorların doğrudan karşıladığı tutar yalnızca 119 milyon sterlin oldu. Manchester City karara itiraz etti ve suçlamaları reddediyor.

Oysa benzer bir yöntemle Avrupa futbolunun zirvesine çıkan Paris Saint-Germain (PSG) için aynı tartışma yaşanmıyor.

La Gazetta dello Sport'tan gazeteci Marco Iaria'nın incelemesini, nefes.com.tr olarak okuyucularımıza aktarıyoruz....

İKİ KULÜP AYNI YOLDAN GEÇTİ

Manchester City gibi PSG de devlet destekli sahiplerinin sağladığı paralarla Avrupa futbolunun zirvesine yükseldi. Bu paraların önemli bir bölümü kulüplere doğrudan sermaye ya da kredi olarak değil, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar merkezli kuruluşlarla yapılan sponsorluk anlaşmaları üzerinden aktarıldı.

Amaç açıktı: Bu paraları gelir olarak göstermek ve UEFA'nın Finansal Fair Play kurallarının izin verdiği azami zarar sınırları içinde kalmak.

İngiltere'de Manchester City'yi sarsan skandal, aslında daha önce yaşananların bir tekrarı. Durumu görmek için kulüplerin içindeki para akışını bilmek gerekmiyordu. Mali tablolara ve Avrupa kulüplerinin yıllık gelir sıralamasına bakmak yeterliydi.

Gerçeğin ortaya çıkması için ne Rui Pinto'nun 2018'de sızdırdığı Football Leaks belgelerine ne de Premier Lig'in bağımsız komisyonunun uzun soruşturmasına ihtiyaç vardı.

GELİRLER KISA SÜREDE KATLANDI

Şeyh Mansur, Manchester City'yi Eylül 2008'de satın aldığında kulübün geliri yalnızca 104 milyon avroydu. City, 2007-2008 sezonunda Avrupa'nın en çok gelir elde eden kulüpleri arasında 21. sıradaydı. Real Madrid, Manchester United ve Barcelona'nın 200 milyon avrodan fazla gerisinde bulunuyordu.

Şeyh'in suçu ne? Manchester City biliniyordu ama PSG'yi konuşan yok! - Resim : 1
Mansour bin Zayed Al Nahyan

Sadece beş yıl sonra gelirler yüzde 204 artarak 2012-2013 sezonunda 316 milyon avroya çıktı. Bu rakam 2023-2024 sezonunda 838 milyon avroya ulaştı, 2024-2025 sezonunda ise 829 milyon avro oldu.

PSG'de de tablo farklı değildi. Emir Al Sani, kulübü Mayıs 2011'de satın aldığında Paris ekibinin geliri 101 milyon avroydu. Fransız kulübü 2010-2011 sezonunda gelir sıralamasında 22. sıradaydı ve zirvedeki Real Madrid'in yaklaşık 400 milyon avro gerisindeydi.

PSG'nin gelirleri yalnızca iki sezonda neredeyse dört katına çıktı ve 2012-2013'te 400 milyon avroya ulaştı. 2024-2025 sezonunda ise bu rakam 837 milyon avroya yükseldi.

Gelir artışının hızı bakımından bu iki kulüple karşılaştırılabilecek bir örnek bulmak oldukça zor.

SPONSORLAR SAHİPLERİN ÜLKELERİNDEN ÇIKTI

İki kulübün muhasebe uygulamaları bazı yönleriyle neredeyse aynıydı. Orta Doğulu hissedarlar da aynı anlayışla hareket ediyordu: Kadroya sınırsız yatırım yaparak o güne kadar uluslararası arenada ikinci planda kalan takımlarını futbol endüstrisinin zirvesine taşımak.

Uzmanların ve analistlerin dikkatini ilk çeken unsur, ticari gelirlerdeki olağanüstü artış oldu. İki kulüp de gelir kalemlerini ayrıntılı biçimde açıklamaktan özenle kaçınıyordu. Ancak sürekli yükselen toplam gelir bile şüpheleri artırmaya yetiyordu.

Sponsorluk listeleri incelendiğinde bu şüpheler daha da güçlendi. Anlaşmaların büyük bölümü, kulüp sahiplerinin geldiği ülkelerdeki kuruluşlarla yapılmıştı. Bu ülkeler, ekonomileri büyük ölçüde yönetici ailelerin kontrolünde olan iki Körfez monarşisiydi.

Manchester City'nin ticari gelirleri, 2007-2008'deki 26 milyon avrodan 2012-2013'te 167 milyon avroya çıktı.

PSG'nin mali tablolarında "diğer gelirler" başlığı altındaki tutar ise 2010-2011'deki 17 milyon avrodan 2012-2013'te 234 milyon avroya fırladı.

Her şey mali tablolarda açıkça görülüyordu.

UEFA'NIN 2014 CEZALARI

UEFA da durumun farkındaydı. Ancak 2014'te iki kulübe 60'ar milyon avro para cezası verdi. Anlaşmalardaki yükümlülükler yerine getirildikten sonra bu cezalar fiilen 20'şer milyon avroya indi.

Şeyh Mansur ve Al Sani açısından bu cezalar, hafif bir uyarıdan öteye geçmedi.

Oysa o dönem sponsorluk anlaşmalarını incelemekle görevlendirilen uzmanlar, sözleşme tutarlarının şişirildiğini zaten tespit etmişti.

Paranın gerçekte nereden geldiğini bilmeye bile gerek yoktu. Finansal Fair Play kurallarını uygulamak yeterliydi. Bu kurallara göre sponsorluk gibi ilişkili taraflar arasındaki işlemlerde "fair value", yani gerçeğe uygun piyasa değeri esas alınmalıydı.

PSG örneğinde UEFA Kulüp Finansal Kontrol Organının (CFCB) soruşturma kurulu, Qatar Tourism Authority ile yapılan anlaşmanın gerçeğe uygun değerinin "kulübün bildirdiği tutardan önemli ölçüde düşük" olduğunu belirtti.

Bu sözleşme 2012-2013 sezonunda mali tablolara 200 milyon avro olarak yansımıştı. Çok yıllı anlaşmanın yıllık ortalama değeri ise 215 milyon avroydu.

UEFA, Finansal Fair Play hesaplamalarında sözleşmeye yalnızca 100 milyon avro değer biçti. Böylece PSG'nin, denetim döneminde en fazla 45 milyon avro zarara izin veren mali denge kuralını ihlal ettiği sonucuna vardı.

Manchester City'de ise Abu Dabi kaynaklı, yıllık toplam değeri 140 milyon avroyu bulan sponsorluk anlaşmaları incelendi. UEFA'nın görevlendirdiği uzmanlar, Etihad ile yapılan 80 milyon avroluk ana sponsorluk anlaşmasını aşırı yüksek bulmadı.

Buna karşılık Aabar ve Etisalat anlaşmalarının piyasa değerinin üzerinde olduğu belirlendi. Kulübün hesaplarında 39 milyon avro olarak görünen bu anlaşmaların gerçeğe uygun değeri 13 milyon avro olarak hesaplandı.

FOOTBALL LEAKS NEYİ DEĞİŞTİRDİ?

UEFA cezalarından dört yıl sonra yayımlanan Football Leaks, bu usulsüzlüğü ilk kez ortaya çıkarmadı. Asıl yaptığı, sistemin nasıl kurulduğunu açıklamak ve UEFA'nın elindeki bulguların zaten ne kadar açık olduğunu göstermekti.

PSG örneğinde, bağımsız uzmanların başlangıçtaki değerlemelerinin UEFA'nın sonunda kabul ettiği tutardan çok daha düşük olduğu ortaya çıktı. Repucom, Qatar Tourism Authority anlaşmasına yıllık yalnızca 123 bin avro, Octagon ise 2,8 milyon avro değer biçmişti.

Şeyh'in suçu ne? Manchester City biliniyordu ama PSG'yi konuşan yok! - Resim : 4
PSG'nin sahibi Nasser Ghanim El-Khelaifi

Ancak UEFA ile yürütülen "müzakereler" sonunda kabul edilen değer 100 milyon avroya kadar yükseldi.

Manchester City'de ise ortaya çıkan e-postalar rakamların arka planına ışık tuttu. Bu yazışmalar, Abu Dabi kaynaklı sponsorluk gelirlerinin nasıl finanse edildiğine ilişkin iddia edilen mekanizmanın yeniden ortaya konmasını sağladı.

Yine de hikâyenin asıl önemli noktası şu: Bu anormallikleri fark etmek için e-postalara ihtiyaç yoktu.

Gelirler mali tablolarda yer alıyordu ve artış herkesin gözü önünde gerçekleşiyordu. Üstelik UEFA'nın kendi uzmanları bile bazı sponsorlukların gerçek piyasa değerinin, City'nin hesaplarına geçirdiği tutarların yalnızca küçük bir bölümü kadar olduğunu tespit etmişti.

UEFA NEDEN YALNIZCA CITY'Yİ SORUŞTURDU?

Football Leaks belgeleri 2018'de yayımlandıktan sonra birçok kişi, Manchester City ve PSG'nin Avrupa kupalarından men edilmesini talep etti. UEFA'nın yargı organları yeniden harekete geçti, ancak yalnızca Manchester City hakkında soruşturma başlattı.

Bunun nedenini anlamak için biraz geriye gitmek gerekiyor.

PSG, 2017 yazında Neymar ve Mbappe transferleri için 400 milyon avroyu aşan bir harcama yapmıştı. Bunun üzerine UEFA, Paris ekibinin dosyasını yeniden açtı.

İncelemenin merkezinde yine Qatar Tourism Authority ile yapılan, yıllık yaklaşık 145 milyon avroluk sponsorluk anlaşması vardı.

New York Times'ın aktardığına göre UEFA, sözleşmenin gerçeğe uygun değerini belirlemek için danışmanlık şirketi Octagon'u görevlendirdi. Ortaya çıkan rakam yalnızca 5,5 milyon avroydu.

PSG ise Nielsen tarafından hazırlanan başka bir bağımsız değerleme raporu sundu. Nielsen, aynı sözleşmeye 2016-2017 sezonu için 123 milyon avro, 2017-2018 sezonu için ise 217 milyon avro değer biçmişti.

Bu ikinci rakam, gerçekte ödenen 145 milyon avronun bile üzerindeydi.

Nielsen'in değerleme yöntemi daha sonra aşağı yönlü revize edildi. Ancak çıkan rakamlar yine de Octagon'un hesaplamalarının çok üzerinde kaldı.

UEFA sonunda Finansal Fair Play hesaplamalarında Qatar Tourism Authority sözleşmesinin değerini yaklaşık 58 milyon avroya düşürdü.

PSG DOSYASI CAS'TA KAPANDI

Buna rağmen soruşturma kurulunun başkanı Yves Leterme, dosyayı Haziran 2018'de kapattı.

Çeşitli sponsorlukların gerçeğe uygun değerlerinde önemli düzeltmeler yapılmıştı. UEFA'nın hesaplarına göre PSG, bu düzeltmelerden sonra da mali denge kuralının sınırları içinde kalıyordu.

Yargı kurulunun başkanı Jose da Cunha Rodrigues ise farklı düşünüyordu ve dosyanın yeniden incelenmesini istedi. Eylül 2018'de dosya, daha ayrıntılı araştırma yapılması için soruşturma kuruluna geri gönderildi.

Bu sırada PSG, Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesine (CAS) başvurdu.

CAS, Mart 2019'da Paris kulübünün itirazını usule ilişkin bir hata nedeniyle kabul etti. Dosyanın yeniden incelenmesi, yönetmelikte öngörülen 10 günlük süre içinde tamamlanmamıştı.

Böylece UEFA'nın Haziran 2018'deki kapatma kararı kesinleşti ve bağlayıcı hâle geldi.

CITY'YE MEN CEZASI, CAS'TAN İPTAL

Football Leaks'in ardından UEFA, Aralık 2018'de Manchester City'den açıklama istedi. Mart 2019'da ise kulüp hakkında resmî olarak yeni bir soruşturma başlattı.

Şubat 2020'de ağır ceza geldi: Avrupa kupalarından iki yıl men ve 30 milyon avro para cezası.

Manchester ekibi kararı CAS'a taşıdı. CAS, men cezasını kaldırdı ve para cezasını 10 milyon avroya indirdi.

Gerekçe, kulübe yöneltilen bazı suçlamaların yeterince kanıtlanamaması, diğerlerinin ise zaman aşımına uğramasıydı.

PREMİER LİG KOMİSYONU NE DEDİ?

Premier Lig'in bağımsız komisyonu, yaklaşık sekiz yıl süren soruşturmanın ardından şok etkisi yaratan kararını verdi. Bu kez Football Leaks belgeleri farklı bir ağırlık taşıdı.

Kulüp içi yazışmalar, mali tabloların zaten ortaya koyduğu bilgilerin ötesine geçilmesini sağladı.

Premier Lig'in suçlamasına göre bu e-postalar, sponsorluk geliri olarak kaydedilen paranın bir bölümünün gerçekte Manchester City'nin sahiplerinden geldiğini kanıtlıyordu. Ayrıca kulübün hesapları dışında karşılanan bazı giderlerin gizlendiğini de gösteriyordu.

Komisyon, sistemin parasal boyutunu da hesapladı. 2009-2010 ile 2017-2018 arasında sponsorluk geliri olarak kaydedilen 950 milyon sterlinin 831 milyonu ADUG'dan geldi. Sponsorların doğrudan karşıladığı kısım ise 119 milyon sterlinde kaldı.

Karara itiraz eden Manchester City, suçlamaları reddetmeye devam ediyor. Kulüp, paraların sahiplerinden değil Abu Dabi hükûmetinden geldiğini ve sponsorların bu kaynakları kulübe yasal biçimde aktardığını savunuyor.

Bağımsız komisyon ise bu açıklamayı kabul etmedi.

İKİ KULÜBÜN YOLLARI NEDEN AYRILDI?

Manchester City ile PSG'nin yolları tam da bu noktada ayrılıyor.

PSG söz konusu olduğunda Football Leaks belgeleri, Katar merkezli kuruluşlarla yapılan sponsorlukların tutarları ile bağımsız uzmanların bu anlaşmalara biçtiği değer arasındaki devasa farkı ortaya koymuştu.

Ancak iki kulüp, kendi ülkelerinde birbirinden oldukça farklı mali düzenlemelere tabiydi.

Premier Lig, 2013'te kendi Finansal Fair Play sistemini yürürlüğe koydu. Bu sistemle 2013-2014 sezonundan itibaren kulüplerin üç yıllık dönemde en fazla 105 milyon sterlin zarar etmesine izin veriliyordu.

Fransa'da ise benzer bir mali denge kuralı yoktu. Fransız futbolunun mali denetim kurumu Direction Nationale du Contrôle de Gestion (DNCG), kulüplerin finansal sürdürülebilirliğini denetleyen ve mali riskleri önlemeyi amaçlayan bir kontrol sistemi uyguluyordu.

Gelirlerle giderler arasındaki oranı esas alan ölçüt ancak 2019'da yürürlüğe kondu. Kovid-19 salgınının da etkisiyle ertelenen düzenleme, 2023-2024 sezonundan itibaren tam olarak uygulanmaya başladı.

MANCHESTER CITY VE PSG BUGÜN

Bu süreçte Manchester City ve PSG bambaşka kulüplere dönüştü. Sahiplerinin sağladığı büyük mali kaynaklar, iki takımı da Avrupa futbolunun devleri arasına taşıdı.

Her iki kulüp de dünya çapında taraftar ve sponsor çekebilen, uluslararası ölçekte tanınan markalar hâline geldi. Artık gerçekten yüksek bedel ödeyen sponsorları da var.

Forma ve teknik ekipman anlaşmaları bunu açıkça gösteriyor: Puma, Manchester City'ye 115 milyon avro, Nike ise PSG'ye 80 milyon avro ödüyor. İki kulübün ana sponsorları ise hâlâ Etihad ve Qatar Airways.

Bugün her iki kulübün de 800 milyon avroyu aşan yıllık geliri, ulaştıkları ekonomik ve sportif konumu yansıtıyor.

Football Benchmark'ın tahminlerine göre Manchester City'nin şirket değeri 5,1 milyar avro, PSG'nin değeri ise 4,5 milyar avro.

FİNANSAL FAIR PLAY'İN ZAYIF NOKTASI

Dolayısıyla mali anormallikler bugünde değil, geçmişte yatıyor.

Manchester ve Paris'teki yönetimler, ilk yıllarda gelirlerini şişirerek transfer piyasasında büyük paralar harcayabildi. Bu sayede UEFA'nın Finansal Fair Play sisteminin temelini oluşturan mali denge kuralının sınırları içinde kalmayı başardılar.

Oysa UEFA bu kuralı, tam da kulüp sahiplerinin sınırsız para aktararak rekabeti yapay biçimde değiştirmesini önlemek için getirmişti.

Öte yandan bu düzenlemenin, ekonomik açıdan zaten zirvede olan kulüplere avantaj sağladığını da belirtmek gerekiyor. Kural, geliri yüksek kulüplerin daha fazla harcama yapmasına imkân tanırken güç dengelerini değiştirmek isteyen ve henüz üst sıralarda yer almayan takımları dezavantajlı duruma düşürüyordu.

Manchester City ve PSG ise bu oyunun kurallarını kabul etmedi. Muhtemelen iki kulübün arkasındaki yatırımları destekleyen jeopolitik çıkarlar da bu tercihte etkili oldu.

Gerçek şu ki Finansal Fair Play sistemi gerçekten işlemiş olsaydı, Manchester City ve PSG bugünkü biçimleriyle var olamayacaktı. En azından bugün tanıdığımız Manchester City ve PSG ortaya çıkmayacaktı.