Tarık IŞIK/NEFES
Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, 18 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlandı. Yasaya göre sürecin ilerlemesi için terör örgütü PKK’nın ve bağlantılı oluşumların fiilî var lığına son verdiğinin, kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik birimlerince tespit edilmesi gerekiyor. Bu tespit, Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararıyla teyit edildikten sonra söz konusu karar Resmî Gazete’de yayımlanacak. 15 Ağustos’ta bu köşede yayımlanan yazımda Ankara’daki havanın MGK kararının ekim ayında yapılacak toplantıya yetişmeyeceği yönünde olduğunu yazmıştım. Bunun nedenini de PKK’nın bu tarihe kadar cep haneliklerini boşaltabileceğine, mühimmat ve lojistik malzemelerini teslim edebileceğine pek ihtimal verilmemesi olarak açıklamıştım.
Konuştuğum bir devlet yetkilisi, süreçte bir sorun görünmediğini, ilgili birimlerin düzenli olarak risk analizleri yaptığını ve tespit edilen risklerin bertaraf edilme si için çalıştıklarını söyledi. Şimdi beklenen, örgütün kullandığı mağaraların boşaltılmasına ilişkin görüntülerin yayımlanması. Yakın da yayımlanması beklenen bu görüntülerin sürecin hızlanmasına etki edeceği yönünde bir yaklaşım var. Mağaraların boşaltılmasını “psikolojik eşik” olarak değerlendiren devlet yetkilisine göre silahların teslimiyle süreç hızlanacak. Ancak meselenin asıl belirleyicisi yalnızca PKK’nın atacağı adımlar değil. Temel mesele, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler. Süreç açısından en büyük risk faktörü ise İsrail. Ankara, İsrail’in bölgedeki etkisini abartma dan ama küçümsemeden, olduğu gibi değerlendiriyor.
ALİ ŞERİATİ’NİN MEZARINDAN VERİLEN MESAJ
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz günlerde işgal altındaki Suriye toprağı Hermon Dağı’nın zirvesindeki bir askeri karakolu ziyaret etti. “Hermon Dağı’ndan Yermuk Nehri’ne ve buradan Akdeniz’e kadar tüm alanı kontrol ediyoruz” dedi, daha yapacak işleri olduğunu söyledi. Konuştuğu yer, Hristiyanlık ve Musevilikte kutsal sayılan Celile bölgesine çok yakın. Aynı günlerde başka bir ziyareti Türkiye’nin Şam Bü yükelçiliği’nin X hesabından öğrendim. Şam Büyükelçisi ve Dışişleri Bakanı’nın Suriye Özel Temsilcisi Nuh Yılmaz, Şam kırsalında bulunan Hz. Peygamber’in torunu Hz. Zeyneb’in türbesini ziyaret etmiş. Seyyide Zeyneb Camiinide farklı dönemlerde gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları ve Şam Kırsalı Valiliği tarafından yürütülen yeni restorasyon çalışmaları hakkında bilgi almış. Ayrıca, Seyyide Zeyneb Camii haziresinde medfun Sosyolog Ali Şeriati’nin kabrini ziyaret etmiş. Seyyide Zeyneb, Kerbela ve Necef’ten sonra Şii dün yasının en önemli üçüncü ziyaret merkezi sayılır. Suriye iç savaşı boyunca “türbenin korunması” gerekçesi, İran destekli milislerin ve Hiz bullah’ın bölgeye girmesinin meşrulaştırma zemini oldu. Asıl çarpıcı olan ikinci durak: Ali Şeriati’nin kabri. Ali Şeriati, dini Marksist toplum sal eleştiriyle harmanlayan, kendi deyimiyle “kırmızı Şiilik” dediği yorumun mimarıydı. Devrimi göremeden 1977’de İngiltere’de esrarengiz şekilde öldü. Cenazesi Şah rejimince İran’a sokul mayınca ailesi onu Şam’a getirip Seyyide Zeyneb’in yanına defnetti. Mezarının orada olması, din ile devrimin nasıl yan yana durabileceği sorusuna verilmiş bir cevap gibi duruyor. Fotoğrafa bakılınca görülen şu: Türkiye’nin bölgeye ilgisi, kendi imajı kadar müttefiki Şam yönetiminin “kapsayıcıyız” mesajına da destek oluyor. Ali Şeriati’nin kabrinin seçilmesi tesadüften çok bir jest olmasın? Belki de Ankara, İran’ın askeri varlığına kapı kapatırken, devrimci fikri mirasına sessizce selam duruyor. “Rakip ama düşman değiliz” demenin ince bir yolu. İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan bu yana işgal altında tuttuğu Hermon Dağı’ndan baktıkça, gördüğü sadece toprak. Ankara’nın Şam’da gördüğü ise bambaşka bir şey.
TRT’DE PELİN ÇİFT TARTIŞMASI
Pelin Çift, 2015’ten bu yana her cumartesi gecesi TRT1 ekranlarında “Pelin Çift ile Gün dem Ötesi” adıyla ekrana geliyor. Program 500 bölümü çok tan geride bıraktı; tarih, komplo teorileri ve “bilinenden fazlası” sloganıyla belirli bir izleyici kitlesine sesleniyor. Geçtiğimiz günlerde bir e-posta aldım. Bir TRT çalışanı yazmış. Programın reytinglerde iddialı olmadığı halde neden hâlâ yayında olduğunu sormuş. Sorunun cevabı bende yok. E-postada dikkatimi çeken şu oldu. Pelin Çift, 2022’den beri de Halkbank’ın kredi kartı Paraf’ın “marka yüzü” olmuş. “Neden?” diye sormuş okuyucum. “Bir TRT çalışanı aynı zamanda bir kamu bankasında neden reklam yüzü olur?” Bunun da cevabı bende yok. Ancak hepimizin bildiği TRT’nin uzun süredir “devletin kanalı” olmaktan çıktığı.