İş hayatında yükselmek uğruna rakiplerini saf dışı bırakan, çevresindekileri manipüle eden ve gücü elinde tutmak için her yolu deneyen yöneticilerle günümüzde yoğunlukla karşılaşılıyor.
Fakat günümüzde sıklıkla görülen bu yönetici tipi yüzyıllar önce de görülmüştü. Üstelik hikayenin sonunda sıradan bir iş yeri anlaşmazlığı değil, yüzlerce insanın hayatını etkileyen kanlı bir isyan bulunuyor.
Psikolog Clive Boddy, Asian Journal of Business Ethics dergisinde yayımlanan çalışmasında, 17'nci yüzyılda yaşamış Hollandalı tüccar Jeronimus Cornelisz'in davranışlarını inceledi. Boddy, Cornelisz'in sergilediği özelliklerin günümüzde “kurumsal psikopatlık” olarak tanımlanan yönetici profiliyle örtüştüğünü savundu.

HİKAYESİ BİR GEMİ KAZASIYLA BAŞLADI
Hikayenin başrolünde yer alan Cornelisz, 1602 yılında kurulan ve dünyanın ilk çok uluslu şirketlerinden biri kabul edilen Hollanda Doğu Hindistan Şirketi'nde görev yapıyordu.
1629 yılında şirketin Batavia adlı gemisi, Avustralya'nın batı kıyılarında bir resife çarparak battı. Kazadan kurtulan yaklaşık 300 kişi yakındaki adalara sığındı. Geminin üst düzey yöneticileri yardım bulabilmek için uzun bir yolculuğa çıkarken, geride kalanların yönetimini Cornelisz'e bıraktı.
Fakat bu yetki, hayatta kalanlar için korkunç bir dönemin başlangıcı oldu.

RAKİPLERİNİ ARADAN ÇIKARDI, SONRA KATLİAM YAPTI
Cornelisz, yönetimi devralır almaz çevresindeki güç dengelerini değiştirmeye başladı. Kendisine bağlı kişileri önemli görevlere getirirken muhaliflerini saf dışı bıraktı ve çevresindekilerden kendisine bağlılık yemini etmelerini istedi.
Kendisini tehdit olarak gördüğü bir grup kazazedeyi, asker Wiebbe Hayes'in önderliğinde erzak bulmaları için başka bir adaya gönderdi. Ardından bu kişileri kendi kaderlerine terk etti.
Asıl amacı ise Batavia'daki altın ve gümüşleri ele geçirerek yeni bir hayat kurmak ve kendi krallığını oluşturmaktı. Bu planın önündeki engelleri ortadan kaldırmak için şiddete başvuran Cornelisz'in yönetimindeki grup, sonraki aylarda 100'den fazla erkek, kadın ve çocuğun öldürülmesine neden oldu.
Cinayetler çoğu zaman yiyecek ve su kaynaklarının korunması bahanesiyle meşrulaştırılmaya çalışılsa da Cornelisz'in asıl hedefinin kendisine karşı çıkabilecek kişileri ortadan kaldırmak olduğu değerlendirildi.

İKİ GRUP ARASINDA SAVAŞ ÇIKTI
Cornelisz, adaya gönderdiği kişilerin hayatta kalamayacağını düşünüyor olsa da Wiebbe Hayes ve yanındakiler tatlı su kaynaklarını bulmayı, balık ve yerel hayvanları avlayarak yaşamlarını sürdürmeyi başardı.
İki grup arasında zamanla çatışmalar yaşandı. Ekim 1629'da bir kurtarma gemisinin bölgeye ulaşmasıyla yaklaşık üç ay süren dehşet sona erdi. Batavia'daki yolcu ve mürettebatın yalnızca yaklaşık üçte biri hayatta kalmıştı.
İDAM EDİLDİ
Kurtarma operasyonunun ardından olayın sorumluları hakkında işlem başlatıldı. Cornelisz ve en yakınındaki kişiler idam edildi. Cornelisz'in elleri de asılmadan önce kesildi.
Boddy, bu tarihsel olayı günümüzdeki toksik yöneticilik davranışlarıyla ilişkilendirerek güç uğruna rakipleri ortadan kaldırma, sadık kişileri ödüllendirme, korku yaratma ve çevresindekileri manipüle etme gibi yöntemlerin yüzyıllar önce de görüldüğüne dikkat çekti.
Öte yandan bazı tarihçiler, Batavia faciasının yalnızca tek bir kişinin acımasızlığı üzerinden değerlendirilmesine itiraz ediyor. Olayın, gemi kazası sonrasında yaşanan çaresizlik ve grup dinamikleri çerçevesinde de ele alınması gerektiğini savunan araştırmacılar bulunuyor.