ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Kongre'ye sunduğu ABD-Suudi Arabistan sivil nükleer enerji iş birliği anlaşması, nükleer silahların yayılması riskine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Anlaşma, Suudi Arabistan'ın uranyum zenginleştirmesine ve kullanılmış nükleer yakıtı işlemesine hukuki zemin hazırlarken, bazı ABD'li milletvekilleri ile Orta Doğu ülkeleri bunun uzun vadede askeri amaçlarla kullanılabilecek teknolojilere kapı aralayabileceği görüşünü savunuyor.

İSRAİL ENDİŞELİ

Washington ile Riyad uzun yıllardır Suudi Arabistan'ın ABD teknolojisiyle nükleer enerji programı geliştirmesine yönelik görüşmeler yürütüyordu.

Anlaşmada, Suudi Arabistan'ın uranyum zenginleştirmesini ve kullanılmış nükleer yakıt işlemesini yasaklayan, uluslararası literatürde "altın standart" olarak bilinen hüküm yer almıyor. Ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın ek denetim mekanizmalarını içeren "Ek Protokol" de anlaşmaya dahil edilmedi.

Bu durumun özellikle İsrail başta olmak üzere ABD'nin bölgedeki müttefiklerinde kaygı yarattığı belirtiliyor.

SUUDİ ARABİSTAN NEDEN NÜKLEER ENERJİ İSTİYOR?

Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan, ekonomisini çeşitlendirmeyi ve karbon emisyonlarını azaltmayı hedefleyen Vizyon 2030 programı kapsamında nükleer enerjiye yatırım yapmak istiyor.

Ülkede elektrik üretiminin büyük bölümü doğalgaz ve petrolden sağlanıyor. Nükleer enerji sayesinde daha fazla petrolün ihraç edilmesi ve özellikle deniz suyunun arıtılması ile klima kullanımının yüksek olduğu sektörlerde enerji ihtiyacının karşılanması amaçlanıyor.

Ancak Riyad'ın geçmişte, İran'ın nükleer silah geliştirmesi halinde kendisinin de aynı yolu izleyebileceğini açıklaması, nükleer programına yönelik şüpheleri artırmıştı.

ABD'NİN KAZANCI NE OLACAK?

Anlaşmanın Washington açısından hem ekonomik hem de stratejik faydalar sağlaması bekleniyor.

ABD'li şirketlerin Suudi Arabistan'da kurulacak nükleer santraller için milyarlarca dolarlık ihaleler almasının önü açılabilir. Ayrıca ABD, Suudi Arabistan'ın nükleer programını yakından takip ederek olası silahlanma risklerini daha yakından denetleme imkanı elde edebilir.

Söz konusu iş birliği, daha önce Suudi Arabistan ile İsrail arasında normalleşme sürecini teşvik edecek unsurlardan biri olarak görülüyordu. Ancak Reuters'ın daha önce aktardığı bilgilere göre, nükleer anlaşma ile normalleşme süreci artık birbirinden bağımsız ilerliyor.

ABD'YE ALTERNATİF ÜKLELER

ABD ile anlaşmanın yürürlüğe girmemesi halinde Suudi Arabistan'ın başka ortaklara yönelme seçeneği bulunuyor.

Çin Devlet Nükleer Şirketi (CNNC), Rusya'nın devlet nükleer enerji şirketi Rosatom, Güney Kore ve Fransa'nın Riyad'ın nükleer enerji programında yer almak isteyen ülkeler arasında olduğu belirtiliyor.

KRİTİK BAŞLIK: URANYUM ZENGİNLEŞTİRME

Anlaşmadaki en hassas konu, Suudi Arabistan topraklarında uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin yürütülmesine izin verilmesi ihtimali. Uranyum zenginleştirme, sivil nükleer enerji üretiminde kullanılabildiği gibi yeterli düzeye ulaştığında nükleer silah yapımında da kullanılabilecek malzeme elde edilmesini sağlayabiliyor.

Reuters'a konuşan bir kaynak, mevcut anlaşmanın yakıt döngüsü konusunda iş birliğine hukuki zemin hazırladığını ancak ABD'nin Suudi Arabistan'a uranyum zenginleştirme teknolojisi veya bu alandaki kapasiteyi transfer etmesini zorunlu kılmadığını söyledi.

Uzmanlar, yeterli uluslararası denetim mekanizmaları oluşturulmaması halinde anlaşmanın Orta Doğu'da yeni bir nükleer rekabet dönemini tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.