Dün AKP’yi ve Beştepe’yi yakından tanıyan bir dostum aradı. Hemen sordu: “Fon krizi ya da soygunu sizin mahalleden nasıl görülüyor?”

Dedim ki: “Gazeteciler yazı yazmaya ya da sorgulamaya çekinir hale geldi. Sorumlu gazetecilikle korkaklık arasında ince bir çizgide gidip geliyorlar. Murat Ağırel tutuklandı, İsmail Saymaz’a ev hapsi verildi, Yiğit Uzun gözaltına alındı. Muhalefetin de bu konuda organize olmuş bir çalışması yok, her kafadan bir ses çıkıyor. Neyse ki sizin cenahtan bazı isimler bunları yazıyor da konu gündemden düşmüyor. Adem Metan’ın son değerlendirmesi, GENAR’ın sahibi İhsan Aktaş’ın ‘Fon krizi AK Parti’ye yüzde 3 kaybettirdi’ değerlendirmesi anlamlı. Yine Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu’nun özeleştirisi ve işaret ettiği yerler önemli.”

Araya girdi:

“Bizim mahalle sinirli ve öfkeli ve bu öfke üst tarafta hâlâ anlaşılamadı. Örneğin yapılan araştırmalara bakıyorum, kararsızların çoğaldığını görüyorum. Bize yakın anket firmalarına sorduğumda; kararsızların AK Parti’den uzaklaşan ve hamle bekleyen taban olduğu. Bu konuda İhsan Aktaş’ın pazar günü Yeni Şafak’ta kaleme aldığı yazı önemli.”

Döndüm Aktaş’ın yazısına ve ilgili bölüme baktım:

“Fon krizinden sonra yaptığımız yoklamada, AK Parti’nin oylarının yüzde 3 oranında düşmüş olduğunu tespit ettik. Krizin ilk günlerinde bu oranın yüzde 6 civarında olduğunu ölçen araştırma şirketleri de oldu. Bir diğer önemli değerlendirme, oy verme davranışında kararsızların artmış olmasıdır. Fon krizinden haberdar olanların oranı yaklaşık yüzde 60 civarındadır. ‘Bu krizden sonra oy verme davranışınızda bir değişiklik oldu mu?’ sorusuna verilen cevaplar da dikkat çekicidir. Bu cevaplardan en dikkat çekici olanı, Cumhur İttifakı seçmeninin de krizden etkilenmiş olmasıdır. Seçmenin yaklaşık yüzde 20’sinin oy verme davranışının krizden etkilenebileceği görülmüştür. Milletin kriz sonrasındaki beklentisi, Cumhurbaşkanı’nın etkili adımlar atması ve sistemin bir daha benzer hatalar üretmeyecek şekilde yeniden gözden geçirilmesidir. Bu millet Sayın Cumhurbaşkanı’na güveniyor; fakat atacağı adımları da takip ediyor.”

Kamuoyu fon krizinde tatmin olmak istiyor

Sonra eylül ayında basına yansıyan araştırmalara bir daha baktım.

Örneğin…

ASAL Araştırma sormuş:

“Sizce, fon krizinde haksız kazanç sağlayan tüm isimler kamuoyuyla paylaşılmalı mı?”

Yüzde 62, “Evet isimler paylaşılmalı” yanıtını vermiş.

Buradan da anlıyoruz ki kamuoyu tatmin olmak istiyor ve “birilerinin” üzerine gidildiğini görmeyi bekliyor.

Bunu da şu soruya verilen yanıttan anlıyoruz:

“Sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere yönelik fon soruşturmaları kapsamında düzenlenen operasyonları nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Yüzde 76.5 “Olumlu karşılıyorum” diyor.

Peki sorumlu kim?

Kamuoyunun yanıtı önemli:

Yüzde 45.6, denetim ve gözetim yapan kuruluşlar, yüzde 24.7 ekonomi yönetimi.

Buradan geliyoruz “Ekonomi yönetimine güveniyor musunuz?” sorusuna. Yüzde 37.5 hiç güvenmediğini, yüzde 36 ise güvenmediğini söylüyor. Yani yüzde 73.5 “ekonomi yönetimine güvenmiyor”!

En kritik soru ve yanıtına bakalım:

“Genel olarak düşündüğünüzde Türkiye ekonomisinin en önemli sorunu nedir?”

Birinci sırada; yüzde 26.5’le yatırım fonu ve borsa krizi, ikinci sırada; yüzde 22.2’yle enflasyonun yüksekliği yanıtı verilmiş. Yani; halk, fon soygununu ilk sıraya taşımış.

Ve sonuç…

Yeni Şafak: Birileri kendi foncusunu kurtarma gayretinde

“Sizce bugün Türkiye’nin sorunlarını hangi siyasi parti çözebilir?” sorusuna verilen yanıt:

“Yüzde 34.8: Hiçbiri.” Bir de cevap vermeyenler var: “Yüzde 6.9.”

Toplamında yüzde 41.7. Demek ki siyasete güven ve umut azalmış.

Yine ANK-AR’ın araştırmasında da; kararsız, fikri olmayan veya yanıt vermeyenler toplam yüzde 12.7; oy kullanmayacağını ya da protesto oyu vereceğini söyleyenler toplam yüzde 12.6 oldu. Böylece bir parti tercihi belirtmeyen kesim yüzde 25.3’e ulaştı.

Bir başka iktidara yakın araştırma şirketi BETİMAR’a göre; “Fon soruşturmasının siyasi etkisi ne olacak?” sorusuna verilen yanıt:

“İktidara güveni azaltacak: Yüzde 50.5”

Yani; katılımcıların yarısından fazlası, fon soruşturmasının iktidara duyulan güveni olumsuz etkileyeceğini düşünüyor.

Yazıyı “karşı mahalleden” bir alıntıyla bitireyim.

28 Ekim’de, Yeni Şafak yazarı ve gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu “Size kim ‘Gel gel’ dedi!” başlıklı yazısında şu cümleleri kurdu:

“Bugün de benzer bir komisyona ihtiyaç var. Zira karşı karşıya bulunduğumuz durum sadece aşırı kazanç peşinde olanların tamahkârlığı değil, aynı zamanda ekonominin 15 Temmuz’unu yaşıyoruz. Birileri 15 Temmuz sonrasında kendi FETÖ’cüsünü kurtarma derdindeydi, ne yazık ki şimdi de birileri kendi foncusunu kurtarma gayretinde… Bu yüzden çok titiz bir çalışmaya ihtiyaç var.”