Ve biz son 5 yıldır Avrupa’da zirvedeyiz.
Obezite dünyanın başına bela.
Önlenemiyor.
Gerçekten ağır bir hastalık.
Mesele aynada kilolu görünmek değil; mesele çok daha derin.
Peki neden şişmanlıyoruz?
Bir kere her şeyden önce fit olmak bütçe meselesi hâline geldi.
Kalorisi düşük ürünler, protein kaynakları, et, balık, lifli sebze ve meyveler; hepsi ama hepsi gerçekten pahalı.
Makarna ucuz ama…
Ve içinde binbir çeşit katkı maddesi bulunan, bol trans yağlı, nişasta bazlı şekerden yapılmış paketli gıdaların, hamburger menülerin fiyatı nispeten uygun ve kolay erişilebilir.
Tam da bu nedenle; obezite ekonomiktir.
Bu konuyu bir başka yazıda detaylandıracağım.
Hamur işi, bol yağlı ve şekerli gıdayı yiyen nasıl zayıf kalabilir?
Kilo aldıkça da yitip giden bir özgüven var.
Toplumda özellikle de gençlerde antidepresan kullanımı patladı.
Obezite işte bunu yapıyor.
Hem beden hem de ruh sağlığını yok ediyor.
Aynı zamanda ülke ekonomisine darbe vuruyor.
Biz ise göstermelik birkaç adım atmaktan öteye gidemiyoruz.
Mesela hatırlarsınız, bir dönem Türkiye’nin dört bir köşesinde aniden kilonuzu tartmak isteyenler önünüzü kesiyordu.
İş yerlerinde, okullarda, lokantalarda menülere yiyeceklerin kalorisi yazılıyor.
Ama dedim ya, çaba sembolik kaldı.
Çünkü olay başka, durum daha derin.
Detaylandıralım…
Yetişkinlerin %36’sı Obez
Bu, rakamların yüzümüze çarptığı, aynaya bakıp gerçeği kabul etmemiz gereken bir durum.
Gerçeğimizin detaylarını da Diyetisyen Canberk Yaşar anlattı.
“Türkiye’de yetişkinlerin %36’sı obez. World Obesity Atlas 2025 verilerine göre oran %71. Bunu baz alırsak, ülkemizde her 10 yetişkinden 7’si fazla kilolu ya da obez aralığında. 2030’da ise sayının 47,44 milyona çıkacağı öngörülüyor.”
Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi “sağlık riskini artıran anormal veya aşırı yağ birikimi” olarak tanımlıyor.
Yani mesele estetik değil, doğrudan sağlık.
Hangi hastalıkları doğuruyor bakalım:
“İrade” Sorunu Değil, Kronik Hastalık
- Hipertansiyon (yüksek tansiyon)
- Koroner arter hastalığı
- Kalp krizi
- İnme (felç)
- Kalp yetmezliği
- Tip 2 diyabet
- Solunum problemleri
- Kas-iskelet sistemi problemleri
- Karaciğer hastalıkları
- Ruh sağlığı sorunları
Ayrıca bazı kanser türleriyle de ilişkili:
- Meme kanseri (menopoz sonrası)
- Kolon kanseri
- Endometrium (rahim) kanseri
- Pankreas kanseri
- Karaciğer kanseri
İşte, durum bu kadar ciddi.
Günlük Alışkanlıklar Kaderi Belirliyor
Obezite elbette bir günde oluşmuyor.
Nedenlerini de Diyetisyen Canberk Yaşar şöyle açıklıyor:
“Enerji alımı ve harcaması dengesinin bozulmasıyla hızlanır. Hareketsizlik ve düşük günlük adım sayısı insülin direnci eğilimini artırır. Uyku düzensizliği iştah hormonlarını etkileyerek daha fazla yeme isteğine neden olur. Ultra işlenmiş gıdalar ve sıvı kaloriler ise tokluk hissini zayıflatır.”
Yani, modern yaşamın “normal” kabul ettiği bu alışkanlıklar metabolizmanın dengesini sessizce bozuyor.
Obezite Çocukları Kuşattı
Diyetisyen Canberk Yaşar:
“Aile öyküsü ve genetik yatkınlık önemli bir risk faktörü. Gebelikte aşırı kilo alımı ve gestasyonel diyabet öyküsü de riski artırabilir. Sedanter yaşam tarzı ve sağlıklı gıdaya erişimin kısıtlı olması da obeziteyi kolaylaştırır. Ayrıca bazı antidepresanlar, antipsikotikler, kortikosteroidler ve hipotiroidi gibi durumlar da nedenler arasında.”
Ve ekran maruziyeti.
Geçen süre yalnızca hareketsizliği değil, bilinçsiz yeme davranışını da artırıyor.
Şok Diyetler Vücuda Ne Yapıyor?
Bu noktada, dikkat edilmesi gereken yanlış diyet.
“Yaza kadar 10 kilo vermeliyim” cümlesi sıkça duyuluyor.
Oysa hızlı ve aşırı kısıtlayıcı diyetler; kas kaybı, metabolik yavaşlama ve verilen kilonun hızla geri alınmasıyla sonuçlanıyor.
Diyetisyen Canberk Yaşar:
“Lif ve su tüketimi artırılmalı, porsiyon kontrolü sağlanmalı ve bireye uygun sürdürülebilir bir plan oluşturulmalıdır. Hızlı kısıtlama kas kaybı ve metabolik yavaşlamaya yol açar. Diyet sonrası eski alışkanlıklara dönüş kolaydır.”
Zayıflama İlaçları, İğneler Çözüm Mü?
Son dönemde GLP-1 temelli ilaçlar ve iştah azaltıcı iğneler kullanılmaya başlandı. Bazı hastalarda etkili olabilse de herkes için uygun olmadığını deneyimleyenlerin hikayelerinden biliyoruz.
Canberk Yaşar:
“Beslenme ve egzersizle birlikte uygulanmalı, yan etkiler takip edilmeli ve davranış değişikliği oluşmadıysa kilo geri alımı riski vardır.”
Obezite Ülke Bütçesine Pahalıya Patlıyor
Başta yazdım.
Obezitenin hem bireye hem de ülke ve dünya ekonomisine faturası var.
Öyle ki Almanya, “şeker vergisi” almaya hazırlanıyor.
Fruktozlu içecekler ve basit şekerli gıda hedefte.
Önlem almakta geç bile kalınıyor.
Çünkü, dünya genelinde obezitenin ekonomik yükünün 2035’te yaklaşık 4.32 trilyon dolara ulaşacağı, bunun küresel gelirin yaklaşık %3’üne denk geleceği tahmin ediliyor.
Bu maliyet; sağlık harcamaları, iş gücü kaybı, erken ölüm ve sosyal güvenlik giderlerini kapsıyor.
Türkiye’de de tablo dikkat çekici:
2020–2050 yılları arasında obeziteye en fazla bütçe ayıracak ilk 10 ülke arasında yer alıyoruz.
Sağlık harcamalarının yaklaşık %12’si obeziteye bağlı hastalıklara gidiyor.
Bu da yıllık yaklaşık 14,6 milyar dolar ekonomik yük anlamına geliyor.
Özetle, obezite bireysel bir irade sorunu değil, yaşam biçimi ve sistemsel bir sağlık problemi.
Çözüm ise sürdürülebilir alışkanlıklar, doğru sağlık politikaları ve erken müdahalede.