Eminim siz de gün içinde zaman zaman kendinize bu soruyu soruyorsunuzdur.

Bir yanda geçim savaşı, diğer yanda CHP’nin düğümlenen gündemi

Savaşta sona gelindi ama, tekrar alevlenir mi?

Altın, döviz çakılır mı?

Bize nasıl yansır?

Resmen sıkıştık kaldık.

Çıkışı bilen artık söylesin!

Ruh halimiz alarm verirken; hayat akıp geçiyor…

Bu hafta neler yaşadık?

Neyin mücadelesini verdik?

Özetleyelim…

CHP’de su durulmuyor.

Gündem: Olağanüstü Kurultay, ihraçlar ve yeni parti.

Biliyorsunuz adli tatile kadar karar alınmazsa; Chp için seçimlere girememe riski doğuyor.

Olağanüstü kurultay için toplanan imzalar, Genel Merkez’e sunuldu.

Kılıçdaroğlu yönetimi “Değerlendireceğiz” dedi.

Gelelim yeni parti meselesine

Hazırlık var ve Özgür Özel, 20 Temmuz’u işaret etti.

Akabinde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay istifa etti.

“Mutlak butlan CHP’si, bu mücadelenin çatısı değildir.” diyerek…

İzmir’de başka istifalar da var.

1 gün sonra, ihracı istenen tutuklu Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan da istifa ettiğini açıkladı.

Bunlarla da sınırlı kalmadı gelişmeler.

İhraç edilen Başarır ve Günaydın’ın yerlerine atama yapılması bekleniyor.

Diğer yandan disiplin kurulu kararı açıklanmadan 9 milletvekilinin üyeliği silindi, 8 il başkanı görevden alındı.

Tartışmalar arasında dokunulmazlık dosyaları da Meclis’e gönderildi.

Ve muhalefeti ayaklandıran açıklama, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum’dan geldi.

İlk kez seçim tarihi verildi.

Zamanından 1 ay önce, 16 Nisan 2028 Pazar günü.

1 ay öne çekilmiş seçimle Erdoğan’ın yeniden adaylığı mümkün olabiliyor.

Tabii 360 vekilin oyu şart.

Silivri’den bu hafta güzel haber geldi.

9 kişi tahliye oldu.

Aralarında Afyonkarahisar’a yollanan ve “Türlü eziyetler çektim.” diyen Eski Medya AŞ Genel Müdürü Elif Atayman da var.

Ve haftanın en çarpıcı haberi: İmamoğlu davasında tutuksuz yargılanan İBB Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal, evinin önünden tabanca zoruyla kaçırıldı.

36 saat sonra elleri bağlı şekilde ve öldürülmek üzereyken; Tuzla’da alıkonulduğu inşaatta bulundu.

“Para istediler.” dedi.

Gözaltına alınanlar arasında daha önce birlikte çalıştığı isimler de var.

Başlıklara geçelim, başımıza başka neler geldi bakalım.

NE KONUŞTUK?

Başkentte mülakat mağduru özel okul öğretmenleri eylemde.

Ve neredeyse her gün polis müdahalesine maruz kalıyorlar.

Ters kelepçe vuruldu, gözaltına alınanlar oldu.

Açlık grevindeki öğretmenlerin istediği insanca yaşayabilmek!

Taban maaş ve güvenceli çalışma istiyorlar.

Çünkü; asgari ücrete, karın tokluğuna, güvencesiz çalıştırılıyorlar.

“Biz terörist miyiz, kalkanlarla bekliyorsunuz, ters kelepçeyle alıyorsunuz?” diye soruyorlar.

Cevap vermesi gerekenler sessiz.

Oysa, yeni nesil onların eseri olmayacak mı?

NEDEN ÜZÜLDÜK?

Edirneli Özşen Madencilik işçileri, yerin 1.200 metre altında açlık grevindeydi.

Onlara yerin üstünde destek veren ailelerine ateş açıldı.

Sopalarla üzerlerine yüründü.

Haklarını ödemeyen patrona en ufak bir yaptırım dahi olmadı.

Ve 27 günün sonunda direniş zaferle sonuçlandı.

Patron 1 aylık maaşları ödedi.

25 işçi madenden çıktı.

Evet, yüzler güldü ama daha alacakları var.

Ve asıl mesele şu: Hep böyle mi olacak?

Hak mücadelesi açlıkla, şiddetle, gözyaşı dökülerek mi verilecek?

Bu konuda hevesimiz hep kursağımızda kaldı.

O nedenle de sevinmek için erken mi diye düşünüyor insan…

CEBİMİZİ NE YAKTI?

Plaj giriş ücretleri.

İstanbul’da 650 lira ile 1.500 lira arasında değişiyor fiyat.

Ama Ege ve Akdeniz’de, gerçek anlamda isyan ettiren fiyatlar var.

Çeşme’de plaj giriş ücretleri 1.500 liradan başlayıp 7.500 liraya kadar çıkıyor.

O popüler “beach”lerde harcama limiti de devreye giriyor.

Yani kişi başı 15.000 - 20.000 liraya kadar yolu var.

Bodrum’da yine plaj kullanımı, yeme-içme ortalama bir kişi için gün boyu 5.000 lirayı aşıyor.

Belki en doğrusu bu rakamı ödemek yerine halk plajlarını kullanmak.

Ama oralar da malum işgal altında.

Bu yaz yine hakkımız olanı kullanabilmek ve kazıklanmamak adına zor geçeceğe benziyor.

NEYE İSYAN ETTİK?

Artık kim kimi yakalarsa onu kazıklıyor.

Denetimsizlik ve yetersiz cezalar da bunu bir güzel destekliyor.

Örnek çok ama tek bir tanesini yazacağım.

Aynı marka, aynı gramaj, aynı paketteki bir diş macunu; zincir marketlerden birinde 400 liradan, diğerinde 99 liraya satılıyor.

Bu nasıl oluyor?

Buna göz yumanlar neden utanmıyor?

Yani öyle kaybettik ki fiyat algımızı, es kaza alıp sepete atan çok oluyor.

İsyan!

KİME HAK VERDİK?

Her başlığın, sorunun cevabı resmen cebimize çıkıyor.

Bu da öyle olacak.

Almanya’dan aldığı tavanın Türkiye’deki fiyatını gören kadın isyan etti.

“Türkiye’ye götürmek için 50 euroya tava aldım. Aynı ürün, 300 euroya satılıyor. Neden? Türkiye’dekiler bunu hak etmiyor.”

Sonuna kadar haklı.

Bunu hak etmiyoruz.

50 euroluk o tava Almanya için dahi ultra lüks.

Yine de hesap ortada.

Burada 6 katı.

İnsana gülme geliyor.

Bir tava = 16 bin lira!

NEDEN GURURLANDIK?

Malum komşu yemek konusunda canımızı sıkıyor.

Açık ve net, her yemeğimizin ismini uyarlayıp sahipleniyorlar.

Yetmez gibi tescilletmek için harekete geçiyorlar.

Defalarca karşı karşıya gelindi.

Şimdi sıra müzik ve dansta

Bu defa zeybeğimize göz diktiler.

Adını tahmin edersiniz: “Zeibekiko”

Efeler isyanda.

Ermenistan’da durmuyor önce halaya, ardından da horonumuza göz koydu.

Ve Türkiye Halk Oyunları Federasyonu bu oyunu bozuyor!

“Horon bizumdur.” diyor.

Federasyon Başkanı Hüseyin Güler, “Horon da zeybek de sadece bir oyun değil; tarihimizin, mücadelemizin ve kardeşliğimizin yaşayan mirasıdır.” diye özetliyor gerçeği…

Tam da bu bilinçle 5 bin kostümlü gönüllü halk oyuncusu bir araya gelecek, aynı anda horona durup Guinness Dünya Rekorları’na imza atacak.

Bu olağanüstü gösteri 28 Haziran’da İstanbul Maltepe’de gerçekleşecek.

Horonun kimin olduğu dünyaya gösterilecek.

Gururlanmamak imkânsız.

NEYE SEVİNDİK?

İstanbul Kilyos, yaz aylarında inanılmaz kalabalık oluyor; malum geniş bir sahili, kumsalı var.

Kentte kalanlar, serinlemek isteyenler tercih ediyor.

Son birkaç yıldır; önlemler sevindirici.

Önce, cankurtaran sayısı arttı.

Şimdi ise hem hafta içi hem de hafta sonu halk plajı ve civarında jandarmanın devriye gezdiğini gördüm.

Şüphelendikleri kişileri denizden çıkarıp kimlik kontrolü yapıyorlar.

Sorun çıkarma potansiyeli gördükleri kişileri de uyarıyorlar.

Güvenlik açısından çok sevindirici bir uygulama.

NEYE GÜLDÜK?

Bir Türk kadın, ailesi için neden yabancı damat seçtiğini anlattı:

“AB pasaportu, para, evde kalmıştım.”

Sosyal medya paylaşımının altına yapılan yorumlarda milyonlarca kişinin özendiğini okuduk.

“Eniştemizin arkadaşına talibim” yazanlar bile oldu.

Bu arada evlendiği kişi de yaşlı değil, özellikle bilinsin isterim.

Peki, aşk devri bitiyor mu?

Mantık mı, kalp mi?

Para-saadet ikilisinde durum ne?

Sorularının cevabını size bırakıyorum.

Ve şu yoran gündem, savuran gerçekler arasında biraz gülümsemiş olmanızı umut ediyorum.

Yeni hafta hak ettiğimiz güzellikleri getirsin…