Son yazıma göz atmış olduğunuzu umarak yazıyorum.

Çünkü bu, o yazının devamı.

TikTok çukurunda üretmeden, kötüyü taklit ederek, kendini de küçük düşürerek video çekenleri görüyorsunuz.

Şimdilerde tam anlamıyla bir slime yoğurma çılgınlığı var.

Ve her geçen gün daha da korkunç görüntülerle karşılaşıyoruz.
Poşetli Slimecılar Toplumun Aynası mı? Kolektif Narsizm Dalga Dalga Yayılıyor… - Resim : 1

Ben TikTok kullanmıyorum fakat biliyorum, faydalı içerik ve önerilerde bulunan kişiler ve hesaplar mevcut. Sayıları öyle az ki…

Ara ara, haber değeri taşıyan eleştirel; kim bilir, belki de örnek alınacak, övgüye değer bir paylaşıma denk gelir miyim diye geziniyorum.

Bu kez slime yoğurma rezilliğinin göbeğine düştüm.

Bir videoya bakınca altından daha da fazlası fışkırıyor.

Bunu bir aile başlattı. Evlerinin ortasına dev slime döktüler, yoğurdukça para kazandılar. Bir yayında 3 milyon liradan bahsedildi. Yalanlasalar da kazanç asla azımsanacak kadar küçük değil.

Sonrası resmen çorap söküğü gibi geldi.

Ben ilk yazıyı yazarken son olarak tıraş köpüğü sıkanlar, boya ve tutkal dökenler, çeşitli objelerini içine atıp karıştıranlar, jeton kazanmak uğruna üstüne oturanlar vardı.

Aradan 1 gün geçti.

Elimde yine telefon, TikTok’u karıştırırken işin renginin de şeklinin de bambaşka bir noktaya taşındığını fark ettim.

Üzgünüm ama adeta kim daha fazla saçmalayabilir yarışına giren topluluğuz.

Ve amaçlayan başardı da.

Kafaya Kese Kağıdı ve Poşet Takıp Slime Karıştırıyorlar

Önce yüzünü kartonla gizleyen 2 genç çıktı meydana.

Slime önlerinde, çok da tutarlı olmayan sohbet eşliğinde, para, hediye, jeton gönderenlerin istekleri doğrultusunda yoğurdular durdular.

Yarım saat içinde kese kâğıtlı bir kadın ve bir erkek sahnedeydi. Seviyesi düşük bir yayınla onlar da aynısını yaptılar önlerindeki yığına. Hatta öyle yoğurdular ki slime artık taş gibi bir hamura döndü.

Poşetli Slimecılar Toplumun Aynası mı? Kolektif Narsizm Dalga Dalga Yayılıyor… - Resim : 2

Bitti mi? Bitmedi.

Daha korkunç ve utandırıcı gizlenme ve izlenme yöntemleri geldi. Maske takan da oldu; kostüm giyen de…

Öğrenci olduğu belli bir çocuk kozmetik mağazalarından birinin poşetine 2 göz deliği, bir de burun deliği açmış; dudak boşluğu dahi bırakmamış ama reklama girer diye poşetteki markayı kapatmış.

Bir diğer çocuğun önünde de el kadar, abartısız yazıyorum, avuç içi kadar bir slime… Birden kafasına bulaştırıyor.

Derken bir abla çıktı sahneye. Kim bilir, annemiz yaşında, belki teyzemiz. 3 harfli market poşetine gizlenmiş o da… İstekler doğrultusunda slime’a yapmadığını bırakmadı, o da yoluna baktı.

Belki de en çok utandıran ise yüzünü gizleme gereği duymayan bir kadın. Başında yazma, ev hâliyle slime yoğuran eşine damacananın pompasına hunharca vurarak yazmak istemediğim bir ifadeyle yardımcı oldu. 16 bin kişi izledi. Paraya para demediler.

Tek tek izlemeye, anlamaya, anlamlandırmaya çalıştım fakat muhakkak gözümden kaçan bir yayın ya da kesit olmuştur.

Ez cümle, örnek çok.

Genci Yaşlısı Canlı Yayın Yarışında

Durum bu.

İşin kötüsü ne yapan ne de seyreden doydu bu olaya.

Salgın misali evden eve, kulaktan kulağa yayıldı, resmen kartopuna döndü.

Önceki yazıda hem ahlaki değerleri yozlaştıran hem kolay para kazanmaya, üretmeden tüketmeye teşvik eden bu yayınlar için sorumluluğun kimde, kimlerde, hangi kurum ve kuruluşlarda olduğunu yazdım.

Durdurulamayan, utandıran, düşündüren ve gerçekten üzülerek yazıyorum, güldüren kişilerin psikolojilerine de yer vermek gerektiğini düşündüm. Hızlıca araştırma yaptım. Buna “çevrimiçi ket vurmanın azalması” deniyormuş. Elbette herkesin poşet takmasının psikolojik nedenini tek başına açıklamaz.

Zaten asıl mesele sosyolojik.

Para ve izlenme uğruna sınırların sürekli esnetilmesi, daha fazla dikkat çekmek için giderek daha uç gösterilere ihtiyaç duyulması üzerinde durulması gereken bir tablo.

Bu tablo neyin yansıması?

Poşetli Slimecılar Toplumun Aynası mı? Kolektif Narsizm Dalga Dalga Yayılıyor… - Resim : 3
Değerler ne kadar aşındı, toplumsal dönüşümün faturası kime çıkıyor?

Yayınları, paylaşımlara olan ilgiyi nasıl okumalıyız?

Cevapları, Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı’dan aldım.

“Sergileme Değeri Mahremiyet Eşiğini Aşağı Çekiyor”

İlk soru belli: Bu davranışlar çürümenin göstergesi mi? Prof. Dr. Nilüfer Narlı, durumu Byung-Chul Han’ın Şeffaflık Toplumu kavramı ışığında şöyle yorumluyor:

“Bu yayınlar görünür olmanın başlı başına değer kazandığı bir düzeni gösteriyor. Han’ın ‘sergileme değeri’ kavramı burada somutlaşıyor. Özel alanda kalabilecek bir davranış, canlı yayında ilgi gördüğü ve hediyeye dönüşebildiği ölçüde ekonomik değer kazanıyor. Böylece platformun ödüllendirdiği davranışlar, mahremiyet eşiğini aşağı çekebiliyor.”

Örnekleri okudunuz.

Özellikle de aile mahremiyeti yerle yeksan…

Bir çocuk aileden ne görürse, bir genç neyin kazanç sağladığını anlarsa o yöne çekiliyor.

Prof. Dr. Nilüfer Narlı:

“Para kazanma isteğiyle dikkat çekme arzusu birbirini besliyor. Yayıncı hangi davranışın karşılık gördüğünü anında öğreniyor. Han’ın eleştirisi açısından görünürlük, zamanla sürekli yeniden üretilmesi gereken bir performansa dönüşüyor.”

Utanma Duygusuna Ne Oldu?

Görünür olmak kazandırıyor fakat görülmek başka bir mesele…

Peki utanma duygusuna ne oldu?

Prof. Dr. Nilüfer Narlı:

“Bu tür yayın yapan birisi davranışını görünür kılarken kimliğini korumaya çalışıyor olabilir.Binlerce yabancının bir davranışı görmesiyle bir yakınının o kişiyi tanıması farklı toplumsal sonuçlar doğurur. Mahremiyet eşiği davranış açısından düşerken, kimlik açısından korunmaya çalışılıyor. Utanma duygusu da kimin gördüğüne ve kişinin tanınıp tanınmadığına göre değişiyor.”

Poşetli Slimecılar Toplumun Aynası mı? Kolektif Narsizm Dalga Dalga Yayılıyor… - Resim : 4

Binlerce Kişi “Kolektif Narsizm” Kıskacında

Son yazıyı şöyle bir alıntıyla bitirmiştim:

“Kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim!”

Gerçekten de öyle.

Evet, yapıyorlar, yapacaklar.

İzleyenlere, saatlerce yayını takip edip bir de parasını verenlere ne demeli?

Üstelik sosyal medyada “Son kuruşumu yolladım”, “Arkadaşımdan borçla aldım, jeton attım”, “Eşimin bileziğini sattım, hediye yolluyorum.” diyen onlarca kişi var.

Bana kalırsa akıl tutulması.

Prof. Narlı ise “özdeşleşme” ve “kolektif narsizm” diyor.

“Hediye, yayıncıya destek vermenin yanı sıra izleyicinin adını duyurmasına, statü kazanmasına ve bir topluluğa ait hissetmesine yarayabiliyor. Özdeşleşme yoluyla kendini gösterdiğini düşünebilir. Burada ‘kolektif narsisizm’ ise grup düzeyinde daha özel bir dinamiği açıklayabilir. Özellikle rakip yayıncılarla rekabet sırasında hediye göndermek grubun gücünü sergileme aracına dönüşebilir. Borçlanarak hediye göndermenin ne kadar yaygın olduğu ise ayrı bir araştırma konusu.”

Kabul, hepimiz zor zamanlardan geçiyoruz.

Geçim derdi, hayat mücadelesi yordu.

Ama mutluluğun yolunu bataklıkta ararsak korkarım ki nefessiz kalacağız.

Gencimize, yaşlımıza, hepimize, her birimize akıl ve ruh sağlığı diliyorum…