İktidar yine başardı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin yine amacına ulaştı.
Muhalefet bir defa daha aynı tuzağa düştü ve beklenen laiklik tartışmasını başlatarak iktidarın mübarek ramazan ayını siyasi amacı için kullanmasına fırsat yarattı.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan laiklik hassasiyeti olanları hemen “azgın güruh” ilan etti. Yusuf Tekin her zamanki gibi “inadına yapacağız” gibi üstenci cümleler kurarak muhalefetteki öfkeye benzin taşıdı.
İktidar, laikliği savunmanın dinsizlik olduğuna dair açık ve sübliminal mesajlarını artırdı.
***
Ben iktidarın, özellikle de Yusuf Tekin’in bu yöndeki çabalarının ciddiye alınmamasından yanayım (Bazı okuyucularımın, izleyicilerimin “bu işleri hafife almayın, şeriat geliyor” dediğini duyar gibi oluyorum ama ben öyle düşünmüyorum).
Zira, bir sonuç alamadıklarını, dindar nesil yetiştirmek için bu tür adımlar atmalarına karşın, kendi çocuklarını dahi dindar yapamadıklarını biliyorum.
Bakın AK Parti’nin “kurucu eşitlerinden” Bülent Arınç AK Parti iktidarının 23. yılında nasıl cümleler kurdu?
“Bu toplum ‘aziz millet’ olmaktan çıktı. Dindarlık şu anda herkesin kaçtığı bir noktaya geldi. Millet Müslümanlığı bıraktı. Başörtüsünü terk ediyor.”
Şimdi bir de Selim Koru’nun 18 Şubat’ta X platformunda paylaştığı “AK Parti öncesi ve sonrası dindarlık” verilerine bakalım:
“İnancım önemlidir” diyenler:
ÖNCESİ: %79,04
SONRASI: %60,57
“Din insanlarına güveniyorum” diyenler:
ÖNCESİ: %31
SONRASI: %22,4
“Haftada birden çok camiye gidiyorum” diyenler:
ÖNCESİ: %15,6
SONRASI: %9
“Hiç camiye gitmiyorum, namaz kılmıyorum, dini vecibe yerine getirmiyorum” diyenler:
ÖNCESİ: %13,7
SONRASI: %34,8
Peki KONDA’nın 2025’teki son araştırması ne diyor?
Kendini ‘dindar’ olarak tanımlayanlar:
2008: %55
2024: %46
Kendini ‘sofu’ (çok dindar) olarak tanımlayanlar:
2008: %12
2024: %12
***
Görüyorsunuz ya değişmeyen tek veri “sofuluk” verisi. Artmamış ve azalmamış. Benzer sonuçları gösteren çok fazla güncel araştırma sonucu bulabilirsiniz.
Bir örnek de “deizm” artışıyla ilgili:
Mardin Artuklu Üniversitesinden İbrahim Halil Bilen ve Prof. Dr. Ömer Bozkurt, 2025’te yayınlanan “Gençlerin Deizme Yönelmelerinin Sebeplerine Dair Felsefi Bir Değerlendirme” başlıklı makalede deizmin, ülkemizde de son dönemlerde ana tartışma konularından birisi olduğuna dikkat çekmişler. Deizmin gençler arasında yaygınlaştığını iddia eden iki akademisyen şu tespiti yapmışlar:
“Literatürden de istifade ederek bu nedenleri dünyevileşme arzusu, din ve bilim ilişkisinden kaynaklı problemler, din öğretiminin yüzeysel verilmesi, dinî metinlere lafızcı metotla yaklaşan radikal grupların olması, bazı din temsilcilerinin din dışı uygulamaları ve halka bunu dinin kendisiymiş gibi empoze etmeleri, kötülüğün kaynağının tarif edilmesinden kaynaklı problemler ve kadının toplum içindeki konumuna dair farklı değerlendirmeler şeklinde sıralamak mümkündür.”
Bu arada 2017 yılında Van’da düzenlenen “Din Karşıtı Akımlar ve Deizm Sempozyumu”nda gençlerin deizme eğilimi hakkında çok sayıda bildiri sunulduğunu da hatırlatmam gerekir.
***
Evet iktidar, devletin, özellikle de Millî Eğitim Bakanlığı’nın imkanlarını kullanarak “ülke şeriatla yönetiliyormuş” algısı yaratmaya çalışıyor olabilir.
Yusuf Tekin, devletin gücünü, tarikatların/cemaatlerin abilerini ablalarını kullanarak, dindar nesil yetiştirme etkinliklerini ana sınıfı seviyesine indirerek ve bütün maarife yayarak kendi yarattıkları algıyı gerçek hale getirebileceğine inanabilir.
Ancak bu iş öyle kolay olmuyor.
AK Parti iktidarın ya da Yusuf Tekin’in çoğaltmak istediği “dindar nesil” oranı hep sabit kalıyor (KONDA araştırmasında yüzde 12).
Ülkemizde laiklik ilkesini içselleştiren ve bu ilkeye bağlı kalmaya özen gösteren makul çoğunluk ise hep artıyor.
İktidar amacına ulaşamadıkça öfkeleniyor.
O öfke “Azgın güruh” gibi ağır ifadelerde vücut buluyor, hatta laikleri “dinsiz” gibi göstermeye çalışıyor.
Oysa, makul çoğunluk, laikliğin dinsizlik olmadığını, bilakis farklı inançlara sahip insanların birlikte yaşamasını sağlayan, inanç özgürlüğünü güvence altına alan bir ilke olduğunu biliyor.
***
Yazımı laiklik alerjisi olanlara laikliğin hayatımıza nasıl girdiğini anımsatarak bitirmek istiyorum:
10 Nisan 1928 tarihinde devletin bütün dinlere eşit mesafede olmasını sağlamak gerekçesiyle, 1924 Anayasasında yer alan “devletin dini İslam’dır” ibaresi kaldırıldı.
Bu adımla, dini inancın devlete değil bireylere ait bir özellik olduğu, haliyle devletin işlerinin dinden bağımsız gerçekleştirilmesi gerekliliği vurgulanmış.
Cumhuriyetimizin kurucu önderi Atatürk ise bu konuda şu önemli tespiti yapmış: “Türk tarihinin en eski devirlerine bakılırsa görülür ki Türk milleti din ve inançla devlet ve siyaset işlerini birbirinden ayırmak gereğini ve önemini çok erken anlamıştır. Bu büyük bir fikri gelişme eseriydi. Eski zamanlarda Avrupa’ya geçmiş Türklerin fethettiği ülkelerin halkını, dinlerini değiştirmeye zorladıkları veya din ile devleti birbirine karıştırdıkları görülmemiştir.”
Nihayetinde 5 Şubat 1937 tarihinde laiklik ilkesi Anayasa’nın “değiştirilemez” maddelerinden olan 2. maddesine eklenmiş.
Ez cümle, Cumhuriyet var olduğu sürece laiklik ilkesi değiştirilemez.
Yusuf Tekin laikliği kaldırma hayali kurmaya, biz de laikliği (savunmaya değil) yaşatmaya devam edelim!