Bugün, Türkiye’nin ekonomik ve siyasi geleceğine ilişkin çok önemli bir çelişkiyi yazmak istiyorum…
Türkiye’nin büyük tekstil üreticilerinden TYH Tekstil, 13 fabrikasından 7’sini kapatmış…
6 bin 900 çalışanından geriye yalnızca 1900 kişi kalmış…
Tam 5 bin insan işini kaybetmiş!..
Bir başka köklü kuruluşumuz Akın Tekstil de üretimini küçültme kararı almış...
***
Bunlar sıradan şirket haberleri değil…
Bunlar Türkiye’nin üretim gücünün, istihdam kapasitesinin ve sanayi birikiminin karşı karşıya bulunduğu tehlikenin işaretleri…
Üstelik mesele sadece fabrikalar da değil!..
Uluslararası endeks kuruluşu MSCI, Türkiye sermaye piyasasının güvenilirliği konusunda ciddi uyarılarda bulunuyor…
Fon piyasasındaki tartışmalı işlemler, denetim eksiklikleri, yatırımcı güvenindeki aşınma...
Bir tarafta fabrikasını kapatan sanayici…
Diğer tarafta birikimini korumaya çalışan küçük yatırımcı…
Peki, siyasette ne oluyor?..
Bütün bu ekonomik sorunlara rağmen AK Parti’nin siyasi gücü devam ediyor…
Muhalefetten milletvekilleri, belediye başkanları iktidar saflarına geçiyor…
İktidarın oylarını artırdığı iddiası da tartışılıyor…
Burada çok önemli bir soru sormak istiyorum:
Bir ülkede ekonomi zayıflarken iktidar güçlü kalabilir mi?..
***
Örnekler bu soruya “kalabilir” cevabı veriyor…
Çünkü canlarım:
Ekonomik krizle siyasi kriz her zaman aynı anda yaşanmaz…
Seçmen sadece cebine bakarak oy vermez…
Kimliğine bakar…
Alışkanlıklarına bakar…
Geleceğinden korkar, muhalefete güvenip güvenmediğine bakar...
Böyle giderse refah toplumu çok uzakta...
Bazen ekonomik sıkıntı içindeki seçmen bile değişimin riskinden korkarak mevcut iktidara sarılır…
Siyaset biliminde buna benzer durumlar defalarca yaşanmıştır ve...
Gerçek tehlike burada başlar...
Ekonomik başarıyla siyasi başarı arasındaki bağ zayıfladığında…
İktidarın yanlış politikalarını düzeltme baskısı da azalabilir…
İşte benim yakın geleceğe ilişkin endişem bu…
***
Eğer Türkiye üretim yerine rantı, rekabet yerine siyasi yakınlığı, hukuk yerine ayrıcalığı ödüllendirmeye devam ederse...
Önümüzdeki bir iki yılda daha fazla sanayi kuruluşunun küçülmesi, nitelikli iş gücünün kaybedilmesi ve yatırımların başka ülkelere yönelmesi riskiyle karşılaşabiliriz…
Peki, iktidar ne olur?..
Kısa vadede siyasi gücünü koruyabilir…
Hatta muhalefetin dağınıklığından yararlanarak daha da güçlenebilir…
***
Ancak unutmayın ki:
Bir iktidarın siyasi olarak güçlenmesi, yönettiği ülkenin ekonomik olarak güçlendiği anlamına gelmez...
Milletvekili transferiyle Meclis’teki sandalye sayısını artırabilirsiniz…
Belediye başkanı transferiyle yönettiğiniz belediye sayısını artırabilirsiniz…
Ama transfer ettiğiniz her milletvekili için yeni bir fabrika açılmış olmaz…
Partinize katılan her belediye başkanı, işsiz kalan beş bin insana yeniden iş sağlamaz!..
Ve uluslararası yatırımcı, siyasi transferlere değil; hukuka, şeffaflığa ve güvenilir kurumlara bakar…
Sözümün özü canlarım...
Benim korkum iktidarın seçim kazanması değil…
Benim korkum, siyaset kazanmaya devam ederken Türkiye’nin üretim gücünü kaybetmesidir…
Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği, iktidar partisinin milletvekili sayısıyla değil; ürettiği teknolojiyle, açtığı fabrikalarla, yarattığı istihdamla ve vatandaşına sağladığı refahla ölçülür…
Velhasıl…
Bir ülkede siyasi transferler çoğalırken fabrikalar azalıyorsa…
Büyüyenin ekonomi mi yoksa sadece iktidar mı olduğunu sormanın zamanı gelmiştir…