Uluslararası krizlerde kamuoyu genellikle tek taraflı bir pozisyon alır...
Güçlü olanı lânetlemek, müdahale edileni ise mazlum ilân etmek kolaydır...
Oysa gerçek çoğu zaman daha karmaşıktır…
Bir devlet başka bir devlete hukuksuz biçimde saldırıyorsa bu, uluslararası hukuk açısından savunulamaz… Güçlünün keyfi müdahalesi, küresel düzeni aşındırır ancak:
Mesele burada bitmez...
Eğer hedef alınan rejim kendi halkına baskı uyguluyor, bölgesel istikrarsızlığı besliyor ve ölümcül kapasite geliştiriyorsa, o rejimin de sorumluluğu vardır…
Sorum şu: bir aktörün hukuksuzluğu, diğer aktörün sorumsuzluğunu görünmez kılar mı?..
Cevap: hayır…
***
Uluslararası sistemin trajedisi tam burada başlar…
Diplomasi çöktüğünde, güven inşa edilemediğinde ve denetim mekanizmaları işlemediğinde:
Geriye güç kalır...
Güç devreye girdiğinde ise hukuk zayıflar…
Sadece kabadayıyı lânetlemek eksik bir analizdir…
Sadece serseriyi suçlamak ise adaletsizdir…
Gerçek şu ki, her iki tarafın da hatasının bedelini siviller öder…
Eğer dünya, güçlüye de zayıfa da aynı anda sorumluluk yükleyemiyorsa, yeni krizler kaçınılmazdır…
Barış, taraflardan birini aklayarak değil; her iki tarafın da yanlışını görerek kurulabilir…
“Saldırı” mı, “savaş” mı? Kelimenin politik gücü
Medyanın büyük bölümü, iktidarın çoğu ismi ve muhalefet temsilcileri konuşmalarına, “Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail İran’a saldırdı” diye başlıyor…
“Saldırı” kelimesi tek taraflı bir eylemi anlatır… Fail bellidir, mağdur bellidir... Uluslararası hukukta karşılığı nettir...
“Savaş” ise iki taraflıdır... Bir denge, bir karşılıklılık ima eder... Sorumluluğu dağıtır… Tarafları eşitler…
***
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aynı tabloyu:
“İki devlet ile İran arasında savaş var” diyerek tanımlıyor…
Bunun bir dil sürçmesi olduğunu sanmıyorum…
Dolayısıyla bu tercih teknik değil, siyasidir...
Erdoğan’ın yıllardır uluslararası krizlerde kullandığı dile baktığımızda kelimeleri rastgele seçmediğini biliyoruz...
“Savaş” demek; Türkiye’yi doğrudan bir tarafın yanında konumlandırmadan, ama aynı zamanda iki aktörü de karşı karşıya koyan bir çerçeve kurmak demektir ve bu kurgu, diplomatik manevra alanını genişletir...
***
Bir başka ihtimal daha var: İç kamuoyuna verilen mesaj...
“Saldırı” öfkeyi tek yöne kanalize eder…
“Savaş” ise daha büyük, daha karmaşık ve daha uzun soluklu bir çatışma algısı üretir...
Bu da içeride birlik çağrısını kolaylaştırır…
Sonuçta, Erdoğan’ın “saldırı” yerine “savaş” kelimesini kullanması büyük ihtimalle, bilinçli bir çerçeveleme çünkü:
Siyasette bazen gerçekliği olaylar değil, o olaylara verdiğiniz isim belirler…