NEFES’in manşetten duyurduğu olay dünya gündemine girdi. Neydi?
İnsanların gururunu kırmamak için “Fırsat Ürünü” adıyla satılan, Türkçesi; “Bak kardeşim, bu peynirin miadı dolmak üzere… Ya şimdi ucuza alırsın ya da yarın çöpe gider ama sen zaten açsın!” olan ürünlerin marketi kuruldu.
***
Bence geç bile kalındı! Bunlar, son kullanma tarihi yaklaşmış, ambalajı ezilmiş, sezonu geçmiş ama hâlâ yenebilir ürünlerin satıldığı marketler…
Reklamını da yapalım; Market Adı: Yenir!
Oysa Türkiye’de bunlar artık “niş” bir girişim değil, ekonomik zorunluluk! Eskiden “İsrafı önlüyoruz” diye anlatılan bu model, bugün orta sınıfın hayatta kalma stratejisi…
Nitekim milletin cüzdanı delik değil, artık cüzdan yok! Sadece kredi kartı borç takibi var.
***
İşte tam bu noktada Yenir gibi girişimler sahneye çıkıyor. Bu marketler aslında fakirliğin kurumsallaşmış hali...
Eskiden çöpe gidecek ürün, bugün raflarda… Vatandaşların alım gücü göçük gerçek manada… Haliyle yüksek talep görmesi çok normal değil mi?
***
Türkiye’de en hızlı büyüyen sektörlerden biri, “ucuzluk” ve bu model artık sadece vicdani bir tercih değil, yatırım konusu…
Büyük sermaye grupları bu alanı izliyor, fonluyor, ölçekliyor. Yani yoksulluk, yatırım yapılabilir bir pazar haline geliyor.
“Avrupa’da da var bu model” diyorlar. Evet var! İngiltere’de “Social Supermarket” diyorlar, Almanya’da “Motatos” diyorlar.
Zira arada dev bir fark söz konusu... Onlar bunu “israfı önleyelim, dünyayı kurtaralım” diye yapıyor, bizimkiler “aç kalmayalım, günü kurtaralım” diye…
Sorun o yoğurdun son gününde indirme girmesi değil… Asıl mesele bu halkın o yoğurdu normal zamanında, taze taze alacak parasının kalmaması! Yani nasıl düştük bu hale?
***
Türkiye’de tüketicilerin çoğu STT ile TETT arasındaki farkı bilmiyor. (Laf aramızda ben de bilmiyordum!) “Son tüketim tarihi” ile “tavsiye edilen tüketim tarihi” aynı şey sanılıyor. (Tamam üzerime gelmeyin, ben de öyle sanıyordum!)
Meğer biri “zehirlenirsin”, diğeri “tadı biraz değişebilir” demekmiş. Aslında bu tarz marketler bence çok önemli bir iş yapıyorlar.
Hem ürünü kurtarıyor hem algıyı değiştiriyor. Ama bu da devletin değil, piyasanın insafına kalmış durumda. Kamunun yapması gereken bilinçlendirmeyi, girişimler yapıyor. Çünkü kamu, başka şeylerle meşgul!
***
Kendimize dürüst olalım, bizim derdimiz dünyayı kurtarmak, israfı önlemek falan değil… Biz artık bu ülkede taze olanı alamıyoruz çünkü onlar kötü yönetti ceremesini biz çekiyoruz.
Eğer bir ülkede “ucuzluk” sektörü büyüyorsa, orada büyüyen şey ekonomi değil… Yoksulluktur… Biz yoksuluz!