Hayat ne garip değil mi? Bir zamanlar ceplerde kumaş mendillerle gezilirdi. O mendiller yıkanır, ütülenir hatta kenarına oya işlenirdi.

1970’lerde devrim niteliğinde bir hamle ile cebimize beyaz, yumuşak, tek kullanımlık bir kağıt konuldu. Adına “Selpak” dedik. Oysa markanın adıydı o…

Öyle bir sahiplendik ki, markanın adı ürünün adı oldu. Bakkala “Bana bir Selpak” denilmeye başlandı. Artık hepsinin adı Selpak’tı…

***

Nejat Eczacıbaşı 1969 yılında Karamürsel’de bir fabrika kuruyor. Selülozun ‘Sel’ini alıyor, temizliğin ‘Pak’ını ekliyor, nur topu gibi Selpak doğuyor.

Güzel günlerdi… Bugün maalesef Eczacıbaşı Holding, Sanipak’taki yüzde 100 hissesini Malezya merkezli Arch Peninsula’ya devrediyor. Yani şirketi satıyor. 600 milyon dolarlık bir satış...

***

Niye? Sorsan, “Stratejik odaklanma” derler… “Dinamik portföy yönetimi” derler... “Vitra’ya, sağlığa, teknolojiye odaklanacağız” derler... Doğrudur…. Kağıt üzerinde de mantıklıdır. Yine de insan üzülüyor be…

***

Ha bir de acı gerçek var; Selüloz... Türkiye’de tuvalet kağıdı yapıyoruz, peçete yapıyoruz ama hammaddesi olan o selülozun yüzde 100’ünü ithal ediyoruz.

Niye… Türkiye selüloz üretmeyi bıraktı da ondan… SEKA vardı. 2005 yılında tamamen kapatılarak Sümer Holding ile birleştirildi. Fabrikaların arazileri konut alanı oldu. Makineleri ise hurda fiyatına satıldı.

***

Peki, Selpak’ı alan Arch Peninsula kim? Endonezyalı dev APP yani Asia Pulp and Paper... Adamların dünyalar kadar ormanı var. Kendi selülozunu kendi üretiyor.

Ağacı kesiyor, kağıdı yapıyor, getirip senin market rafına koyuyor. Seninle benim maliyetimle onunki bir olur mu? Olmaz işte…

***

Valla 600 milyon dolar çok para! İyi de sadece Selpak’ı satmadılar ki... Solo, Silen, Uni Baby, Selin kolonyaları, Okey prezervatifleri, Detan, Defans...

Resmen Türkiye’nin banyosunu, ecza dolabını, yatak odasını ve bebek odasını paket yapıp Malezya’ya gönderildi.

***

Selpak dediğin bu topraklarda “jenerik marka” olmuş. Ürüne ismini vermiş. Bu öyle parayla pulla ölçülecek bir reklam başarısı değildir. Bu bir kültürel mirastır aslında…

Şimdi bu mirasın anahtarı, vaktiyle 14 milyar dolarlık borcunu ödeyemeyip dünyayı sarsan, çevrecilerin “ormanları bitirdiniz” diye kapısında yattığı bir grubun eline geçti.

***

Eczacıbaşı belki bu parayı alıp katma değeri daha yüksek işlere yatıracak. Belki tesisler büyüyecek, belki yeni yatırımlar gelecek… Belki ilaçta, yapı ürünlerinde dünya devi olacak. İlla hesaplarını yapmışlardır ama…

Kâr artık Türkiye’de kalmayacak. Kazanılan paralar Malezya’ya, Endonezya’ya akacak. Karar merkezi İstanbul’dan uzaklaşacak. Ve en acısı, “milli” dediğimiz bir değerimiz daha yabancı bayrağı altına girecek.

Ekonomi duygusallık kaldırmaz. Parayı alanın da şirketi alanın da yolu açık olsun da… Ne yalan söyleyeyim içim acıdı haberi alınca… Oradan göz yaşlarımı silecek bir selpak uzatsana…