İran’da ne oldu da protesto gösterileri bir anda bıçak gibi kesildi? Ya da kesildi mi?

İran’da 8 Ocak akşamından itibaren internet ve telefonların kesildiğini, ülkeden bağımsız haber ve bilgi almanın neredeyse imkansız hale geldiğini biliyoruz. Peki o esnada neler yaşandı?

Financial Times Gazetesi ulaşabildiği kaynaklar üzerinden neler olduğunu adım adım derlemiş:

İnternet kararmasının hemen ardından, şahitlerin ve sızan ses kayıtlarının anlattığına göre “ölümcül güç” kullanımı başladı. Uluslararası Af Örgütü, güvenlik güçlerinin camileri, sivil binaları ve polis istasyonlarını birer mevzi olarak kullandığını rapor ediyor. Keskin nişancılar buradan doğrudan silahsız kitlelerin baş ve gövde bölgelerini hedef alarak ateş açtı. Sahadan gelen ses notlarında tek duyulan şey; gece boyu kesilmeyen silah sesleri ve çığlıklar.

Sadece bir morgda yüzlerce ceset torbasının sayılması, olayın boyutunun ne kadar “eşi benzeri görülmemiş” olduğunu gösteriyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü araştırmacısı Bahar Saba’nın aktardığına göre, rejim 31 eyaletin 27’sinde aynı anda ve sistematik bir operasyon yürüttü. Cesetlerin dizildiği bir morgda, yer küçük geldiği için 3 sıra üst üste ceset konulduğunu aktaran görgü tanıkları var.

PROVOKASYON VE “SİYAHLI ADAMLAR”

Haberde çok kritik bir “bilgi” var ki; o da sahadaki o tuhaf hareketlilik. Tahran’ın batısında görgü tanıkları, protestocuların arasına karışan ama onlardan çok farklı hareket eden çevik, fit ve siyah giyimli adamlar gördüğünü anlatıyor. Bu grupların çöp konteynırlarını yakıp ortamı provoke ettikten sonra hızla uzaklaştığı belirtiliyor. Bu durum, rejimin “vandallık ve terör” anlatısını kurmak için kendi elemanlarını mı sahaya sürdüğü, yoksa başka bir organizasyon mu olduğu sorusunu hâlâ cevaplanmamış bir “gri alan” olarak ortada duruyor.

Kimilerine göre bunlar İran rejiminin Suriye’deki savaşta da kullandığı Iraklı Şii milisler. İranlı olmadıkları için halka çok daha sert davranabiliyorlar. Ama buna ‘kesin bilgi’ demek şu anda mümkün değil.

RESMİ ANLATI VE DIŞ FAKTÖRLER

Tahran yönetimi ise ölümleri kabul etmekle birlikte, faturayı doğrudan dışarıya kesmiş durumda. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Arakçi, bu olayları “İsrail’in yürüttüğü savaşın bir parçası” olarak tanımlıyor. Onlara göre öldürülenler silahsız siviller değil İsrail ve ABD tarafından finanse edilen terör hücreleri. Bu tezi güçlendiren ise Donald Trump’ın “Yardım yolda” mesajı oldu. Diplomatik çevreler, Trump’ın bu açık desteğinin rejimin eline koz verdiğini ve şiddetin dozunu artırması için bir bahane yarattığını not ediyor.

Gelinen noktada 3.000 kişi tutuklu, binlerce kişi ise ya kayıp ya da morglarda aranıyor. Tahran şu an sessiz ama bu sessizlik huzurdan değil ağır bir travmadan kaynaklanıyor. Haberden anladığımız en net şey şu; rejim bu isyanı bastırmak için en sert ve sistematik yöntemlerini devreye soktu ve dünya ile bağını keserek bir “süpürme” operasyonu gerçekleştirdi.