Ne zaman geçmişi düşünsem çocukluğumda ortaya attığım ve yaklaşık yarım asırdır inanmaktan vazgeçmediğim bir teorim gelir aklıma:

“Bilmediğiniz şeylere öykünmez yokluğunu hissetmezsiniz, sahip olduklarınız ve bildikleriniz ise sizi zengin hissettirir.

Birkaç örnek vereceğim:

- Taşrada Elvan gazozunu içebiliyorsanız babanız memurdur, subaydır, öğretmendir ve zenginsinizdir. Hatta evinizde kollu portakal sıkacağı varsa kalbur üstüsünüzdür.

Öğretmen ya da subay çocuğunun iade edip depozitini almak yerine size hediye ettiği gazoz şişesine gül yaprakları, su ve şeker koyup teneke çatının üzerinde güneşin altında bekleterek muhteşem gül kokulu bir içecek yapmış ve arkadaşlarınızla paylaşmışsanız, siz fakirsiniz ama gönlünüz zengindir.

- Dondurmanın varlığından haberdarsanız, hatta yazın dondurma yeme şansınız varsa zenginsiniz.

Hayatınızda hiç dondurma yememişseniz, boş gazoz şişesine taze kaymak ve şeker koyup iyice karıştırdıktan sonra 2300 metreden çıkan güllü bulağın buz gibi suyunda saatlerce bekletip kendi dondurmanızı yapmışsanız, ağzınızı şapırdata şapırdata yemişseniz siz fakirsiniz ama gönlünüz zengindir.

- Ejder meyvesi gibi pahalı tropikal meyvelerden bihaber olsanız da mahalle bakkalınızın sadece kış aylarında getirdiği Trabzon hurmasını yiyebiliyorsanız bu büyük bir zenginliktir sizin için.

Trabzon hurmasının tadını dahi bilmiyorsanız, hatta duyduklarınızdan yola çıkarak sağda solda ağzınızı buruşturduğu için sevmediğinizi söylüyorsanız (kedi ulaşamadığı ciğere mundar diyormuş hesabı), komşunuzun bahçeden toplayıp sizinle paylaştığı, dedenizin de “kışın yeriz” diye samanlıkta sakladığı Kağızman elmalarını özenle dilimleyip evdekilerle paylaşarak yiyorsanız siz fakirsiniz ama gönlünüz zengindir.

- Birbirinden renkli onlarca bilyeniz varsa, içtiğiniz gazozların kapaklarından geniş bir koleksiyon yapmışsanız, zenginsinizdir.

Ancak gazozu da bilyeyi de bilmiyorsanız, koyunun eklem kemiğinden yaptığınız aşıklarınız sizin en büyük zenginliğinizdir. Hele bir de enekenin üzerine kurşun eritip dökmüşseniz, buz üstündeki bütün oyun alanlarının kralısınız.

- Evinizde lahana sarması, etli hangel (mantı) ve etli yemek pişiyorsa zenginsinizdir. Eti kurbandan kurbana yiyorsanız, lahanayı sarma yerine kapuska, hangeli etli yerine yaprak yiyorsanız şanslısınızdır.

“Ekmek, peynir, salma (şekerli) çay bize yeter” diyenlerdenseniz, en sevdiğiniz yemek soğan ekmekse, misafirlerinizin önüne ekmek ve soğan sürüp “pivaz bixwe, nan bixwe” diyorsanız fakirsiniz ama gönlünüz zengindir.

HHH

Bir nevi patates ve soğanın depolandığı yer altı deposunun (badval) dibindeki kurbağa gibisinizdir. Gökyüzünü badvalın ağzı kadar sanırsınız ve bir göğünüz olduğu için de iyi ve zengin hissedersiniz.

Peki bugün ne kadarımız zengin?

Ne kadarımız fakir ama gönlü zengin?

Tarımı ve hayvancılığı bitirdiğimiz bugünlerde ülkemizde zengin olmak hepten zor. Gönlü zengin olmak dahi imkansız.

Baksanıza Prof. Dr Okan Gaytancıoğlu’nun NEFES’e açıkladığı tespitlere...

Savaştaki Rusya ve Ukrayna’dan ham yağ, yağlık ayçiçeği, arpa ve buğday alıyormuşuz.

Fransa’dan arpa, Moldova’dan buğday, Arjantin, Özbekistan ve Kenya’dan barbunya geliyormuş. Ekmek ve peynirin eşlikçisi çay, Gürcistan’dan, Sri Lanka’dan ve Hindistan’dan ithal ediliyormuş artık.

Domates Guatemala, Peru ve Belarus’tan, elma Kağızman’dan, Amasya’dan, Isparta’dan değil Arjantin’den, köylü kadınların beğenmeyip küçümsediği margarin Endonezya ve Hollanda’dan alınıyormuş.

En komiği ne biliyor musunuz?

Bizim oralarda “Kürt elması” dediğimiz soğan ta Kazakistan’dan geliyormuş.

Bu iktidarın insafına bırakırsak, yakında badvalımız boş kalacak, ağzı da açılmamak üzere kapanacak. Neşemizi kaybettiğimiz gibi o badval ağzına bakarak yetinmeye çalıştığımız gökyüzümüzü de kaybedeceğiz.

6 Şubat’ı Unutmayalım!

Bugün üzerinden tam üç yıl geçti o büyük felaketin. 1999 Marmara Depreminin öğrettiklerine rağmen, alınmayan önlemler nedeniyle doğal bir afet bir defa daha bir felakete dönüştü ve Kahramanmaraş depreminde 50 binden fazla insanımızı kaybettik.

Felaketin yarattığı acılar, belleklerimize sığamayacak kadar büyük oldu.

Yaraları hala açık.

6 Şubat depreminde yaşamını yitirenler için rahmet diliyorum.

Bir yandan yeni bir hayat kurmaya çalışan, diğer yandan kaybettikleri canlar için adalet arayan yakınlarına da sabır diliyorum.

17 Ağustos 1999’u da 6 Şubat 2023’ü de unutmayalım ki bir daha doğal afetler böyle büyük felaketlere dönüşmesin.