BOHÇA öyle bir açıldı ki; herkesin anlatacak bir hikayesi var. Üstelik bunlar muhalefet milletvekili değil, iktidar milletvekillerinin iddiaları. Herkes bir zamanlar duyduğu olaylardan, haksız zenginleşmeden örnekler anlatıyor. Bir nevi, ‘biz onlar gibi değiliz’i anlatmak için.

Bir ilde, 10 yıldan beri çalışmayan battaniye fabrikasının Borsa’da hisselerini görenlerin şaşkınlığı ve ilettiğinde kendisine verilen yanıt gibi, dehşet verici hikayeler anlatılıyor.

***

“Amerikan filmlerinde cezaevinden kaçanlar, gözetleme kulesindeki ışığa denk gelmemeye çalışır. Vurguncular, şimdiye kadar ya ışığa denk gelmediler ya da kuledekiler göz yumdu. Şimdi, İngiltere başta olmak üzere, uluslararası ekonomi kuruluşlarının ışığa yakalandılar...”

Bu sözler, fon vurgunu konusunda AKP içinde yapılan değerlendirmelerden biri.

***

Siyasi kulislerdeki sohbetlerde, sürekli spekülatif kazançları belirlemenin çok kolay olduğunu dair değerlendirmeler yapılıyor.

“Zaten devletin kayıtlarında bu bilgiler var ama HTS kayıtlarından al-sat talimatlarının kime gittiği, hangi tarihlerde operasyon çekildiği, kimlerin bunun içinde olduğu çok net ortaya çıkar” diye yol gösteriyorlar.

Sanki başka bir partinin, başka bir iktidarın sorunu gibi anlatılıyor!

Anlatılan bir örnek, fon vurgunu kadar çarpıcı;

Bir taşra ilinde, 10 yıldan beri faaliyet yürütmeyen bir battaniye fabrikasının adını ve hisselerini Borsa’da işlem tahtasında gören siyasetçi, şaşırıyor. Bunun nasıl olduğunu anlamak için partinin ekonomi uzmanlarına ve tanıdığı ekonomi bürokratlarına anlatıyor.

Aldığı yanıt daha beter;

“Bazı şirketler ve kuruluşlar, borsanın işlem hacmi yüksek görünsün diye tutuluyor.”

Bu, birkaç yıl öncenin hikayesi…

***

Başka bir grupta yapılan sohbet daha farklı:

“Bu fon yöneticileri, kime gideceklerini gözünden anlıyor demek ki; bize gelip böyle teklifte bulunan olmadı…” diye dokunduranlar var!

Haksız kazancın, iş takibinin, komisyonculuğun, borsa ve fon vurgunculuğunun, çok kolay anlaşılacağına ilişkin tarif verenler bulunuyor;

“…Biriyle aynı ortamda bulunduğunuzda yaşamına, kıyafetine bakarsınız. Yaptığı işle orantılı mı diye. Kolundaki saatten, giydiği ayakkabıya kadar, aldığı maaşın içinde kalıp kalmadığı belli olur.

Üç yıllık özel kalem müdürleri, malikane gibi evlerde oturuyor. Aldıkları maaşlar belli, yaptıkları harcamalar ortada.

28-30 yaşındaki danışmanlar, asistanların yaşam tarzları, arabaları, evleri insanı şaşırtıyor. Bu maaşlarla böyle bir hayat süremezler. Bunları görmeye başladığımızda önleseydik, ‘kulede gözetleyen yok zaten’ deyip, çalıp çırpmazlardı…”

***

Geçen yıl yapılan bir AKP MYK toplantısında, Cumhurbaşkanlığı’na görevli üst düzey bürokratlarından birinin aynı zamanda Borsa İstanbul’da yönetim kurulu üyesi olması gündeme geliyor. Aynı toplantıda muhalefetin gündeme getirdiği, birden fazla maaş alan bürokratlar konusunda çözüm üretilmesi gerektiği değerlendirilmiş.

“Maaşları azsa arttıralım, ama kendi uzmanlık alanlarına bile olmayan banka, üst kurul gibi yerlere yönetim kurulu olarak atanmaları son derece yanlış. Aynı şey eski milletvekillerinin bu makamlara atanması için de geçerli. Liyakat ve uzmanlık getiren alanlarda bu arkadaşların ne işi var? Herkes milletvekili maaşlarını konuşuyor, ama yeni dönem bürokratları vekillerden çok maaş alıyor…” şeklinde konuşmalar yapılıyor.

Sonra, herkes içini döküyor ve dağılıyor!