ABD/Trump’ın, Venezuela ve İran’a saldırısı ve baskı politikalarına salt güncel jeopolitik gerilimler üzerinden değil, daha derin tarihsel perspektiften ele alma zorunluluğu var.

Bugünü anlamanın yolu, geçmişte yaşanan kırılma anlarını doğru okumaktan geçer…

20’nci yüzyılın başına kadar kapitalist sistemin tartışmasız merkezi İngiltere idi.

Londra finans piyasaları, küresel ticaretin kalbiydi. Sterlin, uluslararası ödemelerin ana parasıydı…

Bu durum, İngiltere’ye yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasi ve askeri üstünlük de sağladı. Ancak:

Tarih: 22 Eylül 1931.

İngiltere, parasının değerini altına bağlama sistemini bıraktığını duyurdu. Yani artık elindeki parayı altınla garanti etmeyecekti.

Bu karar İngiliz kapitalizminin küresel liderliğinin sorgulanmaya başladığının dönüm noktası oldu…

İkinci Dünya Savaşı’ndan kapitalist Batı’nın “ağababası” kim olacak sorusundan çıkıldı...

Ve Batı, İngiltere merkezli kapitalizmden ABD merkezli kapitalizme geçiş yaptı...

Şunu diyorum:

Küresel güç dengeleri çoğu zaman ekonomik krizler ve para sistemlerindeki dönüşümlerle şekillenir…

Tarih, aktörler değişse de benzer dinamikleri tekrar üretir: İngiltere’nin dün yaşadığı çözülme, bugün ABD için geçerli mi? Bu soruyu açayım…

Küçük kardeş de çıkmaz yola girdi

Bugün benzer kırılma ihtimalini ABD için tartışmak gerek:

Biliniyor ki, ABD ekonomisi uzun süredir yapısal sorunlarla karşı karşıya… Artan borç, üretim gücünün zayıflaması, doların küresel konumunun tartışılmaya başlanması vs.

Tarih bize şunu gösterir:

Gücünü kaybetmeye başlayan merkezler, bunu açıkça kabul etmek yerine çoğu zaman dış müdahalelerle, baskıyla ve zor kullanarak dengeyi korumaya çalışır…

Trump döneminde izlenen politika tam da bu çerçevede okunabilir.

İşte Venezuela: Askeri müdahalesi, yönetimi dış baskıyla değiştirme çabası ve ekonomik kuşatma, yalnızca bir dış politika tercihi değil. Bu, aynı zamanda ekonomik ve stratejik üstünlüğü sürdürme arayışı... Enerji kaynakları ve bölgesel kontrol, bu politikanın merkezinde yer alıyor.

Benzer şekilde İran’a yönelik şiddet merkezli yaklaşım da; ekonomik yaptırımlar/ambargolar ve sürekli askeri tehdit üzerinden şekilleniyor.

“Maksimum baskı” politikası, doğrudan bir savaş olmadan bir ülkeyi ekonomik olarak teslim almaya yönelik bir strateji.

Bu da aslında klasik güç kaybı dönemlerinde görülen bir refleksi yansıtıyor…

Şunu söylüyorum:

İngiltere nasıl 1931’de ekonomik gücünün sınırına geldiğinde sistemi ayakta tutmakta zorlandı. Bu süreçte sömürgeleri Hindistan, Filistin, Irak, Mısır, Habeşistan saldırıları onu daha da güçsüz bıraktı…

Bugün ABD de benzer çıkmaz yola girdi. ABD de kriz sürecini geciktirmek için daha sert ve zorlayıcı yöntemlere başvuruyor…

Tarih birebir tekrar etmez, ama benzer yolları izler!

Dünün İngiltere’si ile bugünün ABD’si arasındaki paralellik tam da burada ortaya çıkıyor:

Eşikteki kapitalizm

Dünya artık sadece farklılaşmıyor, nasıl işlediği, neye dayandığı ve ne anlama geldiği tamamen yeniden yazılıyor.

NATO’nun rolü sorgulanıyor, Avrupa kendi askeri gücünü oluşturmayı tartışıyor…

Doların küresel hakimiyeti ilk kez ciddi biçimde tartışmaya açılıyor, ülkeler ticarette alternatif para ve sistem arayışına giriyor…

Savaşlar artık cephede değil; enerji hatları, yaptırımlar ve teknoloji üzerinden yürütülüyor…

Şu bile tek başına eski düzenin çatırdadığını gösteriyor: Avrupa artık yalnızca müttefik olarak kalmak istemiyor, kendi güvenliğini kendi belirleyen, bağımsız güç olmanın yollarını arıyor.

Bu arayış bile, mevcut düzenin çözülmeye başladığının açık işaretlerinden biri…

Aynı anda başka gelişme daha var: Çin ve Rusya, klasik anlamda Batı merkezli sistemin dışında yeni güç odağı olarak yükseliyor.

Evet, artık dünya tek merkezli değil, birden fazla güç odağının olduğu yeni denge oluşuyor. Gündemde sürekli vekalet savaşları var ve bunlar, büyük ülkelerin birbirine karşı güç mücadelesi. Bu bile dünyanın değiştiğinin açık işareti...

Son yıllardaki askeri ve siyasi stratejilerin de “büyük güç rekabeti” üzerine kurulması bu değişimin açık göstergesi...

İran ve Venezuela baskılarına buradan bakmak lazım.

Emperyalist amaçlı savaşları yeni dünya düzenine geçişin “ara dönem gerilimleri” olarak okunmalı.

Eski güç ABD, etki alanını kaybetmemek için haydutluk yapıyor ve yeni güçler/Çin-Rusya hattı ise bu zora direniyor.

Yaşananlar tesadüf değil, bu bir geçiş dönemi.

Tıpkı 1931 sonrası İngiltere’nin geri çekildiği ve yeni gücün yükseldiği dönem gibi…

Eşikteyiz...