Tarih, salt yaşananların değil, ne yazık ki tekrar edilenlerin de hikayesi…

NATO’ya girmek için 1951’de adına “büyük tevkifat” denilip solcuların hapse atılması gibi, 7-8 Temmuz 2026 NATO toplantısı için Ankara’da sıkıyönetim ilan edilip solcuları evlerinden toplamaya başladılar!

Türkiye’de NATO konusunda hep yalan var. Bunlardan biri de Türkiye’nin NATO’ya giriş hikayesi…

-“Stalin Kars ve Ardahan’ı istedi, Türkiye de bunun üzerine 1952’de NATO şemsiyesi altına girdi!”

Bir olayın yıllarca anlatılıyor olması, mutlaka doğru anlatıldığı anlamına gelmez. Görünen sebep ile asıl neden çoğu zaman aynı değildir…

İki hafta sonraki NATO’nun Ankara zirvesinde de benzer zırvaları yine duyacaksınız!

Geliniz ben size Soğuk Savaş döneminde ezberletilen tarihi safsatanın hakikatini yazayım:

İlk tespit şudur: Daha savaş başlamadan Nazi Almanyası tehlikesini gören Stalin, 17 Nisan 1939’da, İngiltere ve Fransa’ya ittifak teklifinde bulundu. Bu iki ülkenin Sovyetlere bakışı hâlâ ideolojikti; kafayı Bolşevizme takmışlardı! Reddettiler…

Stalin, ittifakı gerçekleştiremeyen dışişleri bakanı Litvinov yerine Almanya’daki Moskova büyükelçisi Molotov’u bakan yaptı. Sebebi belliydi; 22 Ağustos’ta Sovyetler ile Almanya “saldırmazlık paktı” anlaşması imzaladı…

Devam edeyim…

Ezberlenen tek cümle

İkinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Alman ilerleyişi baş döndürücüydü:

Polonya, Danimarka, Norveç, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Fransa, Yugoslavya ve Yunanistan’ı işgal etti.

22 Haziran 1941: Alman orduları Sovyet topraklarına girdi...

Hitler’in, Sovyetlere saldırmasından dört gün önce, Türkiye-Almanya saldırmazlık antlaşması imzalandı. Hitler, Sovyetlere saldırma nedeni olarak; Stalin’in Boğazlar gibi komşu ülkelerin ulusal egemenliklerini hiçe sayan taleplerini gösterdi! Bunu, Türk Büyükelçisi Hüsrev Gerede’ye de söyledi. İki ülkenin saldırmazlık antlaşmasının temelinde bu komplo vardı…

Alman askeri gücünün farkında olan Stalin, Hitler ile savaşa hiç girmemek için çok manevra yaptı. Öyle ki 1919’da kurulan komünist enternasyonal/Komintern’i bile feshetti. Vs.

Ancak Stalin savaşı engelleyemedi. Ama 8.7 milyonu Kızıl Ordu askeri olmak üzere 25 milyon Sovyet yurttaşını kaybederek Hitler’i yendi…

Savaş bittiğinde Stalin, dış politika sorunlarının ABD ile çözümlenmesinden yanaydı. Bu sebeple, 4 Mart 1949’da “Almancı” Molotov’u görevden aldı, Vyşinski’yi atadı.

Stalin’in nasıl uzlaşmacı olduğuna örnekler vereyim: Yunanistan’ın İngiltere’ye bırakılmasına sıcak baktı; iç savaştaki Yunan komünistlere gerekli yardımı yapmadı! İran’dan çekildi. Ve en önemlisi sosyalist dünyada ilk çatlak yaşandı:

Yugoslavya savaştan sonra dünyanın ikinci büyük sosyalist merkezi oldu. Stalin, Tito’dan ABD ve İngiltere ile uzlaşmasını istedi. Tito, “Batı’nın piyonu olmayacağım” dedi. Ve, Bulgaristan’ın başındaki Komintern eski başkanı Dimitrov ile ittifak kurup deklarasyon yayınladı.

Bu ittifakın ABD’yi, Yunanistan ve Türkiye üzerinden müdahil pozisyona getireceğine inanan Stalin’in tepkisi sert oldu. Tito ile ilişkiyi kesti. Stalin haklı çıktı; bu bahaneyle ABD, NATO’yu kurdu…

Dış politikada böylesine ince eleyip sık dokuyan Stalin mi o dönem Türkiye’den Kars-Ardahan’ı istedi?

Tarih, bir cümleyi tekrarlayarak değil, aynı dönemde yaşanan olayları yan yana koyarak öğrenilir…

Sol’un itiraz hakkı

Deniyor ki:

Yüzölçümü 22 milyon 403 bin km2 olan Sovyetler Birliği, 14 bin km2 yüzölçümü olan küçük Kars ve Ardahan’a göz koydu!

Hani diyebilirsiniz ki jeopolitik olarak bu topraklar çok önemli! Değil…

Zaten Türkiye, Sovyetleri tehlike görmediği için savaştan hemen sonra sınırdaki ordusunu Erzurum’a kadar çekti.

Keza: Stalin’in Ankara’ya verdiği resmi yazı/nota, mektup vs. var mı? Yok...

Sadece dönemin Moskova Büyükelçisi Selim Sarper’in Ankara’ya geçtiği bilgi notları var. Bu talepler sözel söylenmişti!

Sarper’e güvenilebilir mi? Moskova Büyükelçiliği’nden sonra BM’de ve NATO’da Türkiye Daimi Delegesi olarak görev yaptı. Ardından, 27 Mayıs 1960’ta askeri müdahalede ABD bastırmasıyla Dışişleri Bakanı oldu!

Bu “güvenlik tehditi masalı” Türkiye’de Sovyetlere karşı hep kullanıldı. Ki, “komünist tehlike” haberleri önce Avrupa basınında ardından Türk gazetelerinde yer alıyordu!

Sonuçta, Türkiye 1952’de NATO’ya sokuldu…

7-8 Temmuz’daki Ankara NATO toplantısı, hangi tarihsel komplolar ile Türkiye’nin bu ittifaka dahil edildiğini yeniden düşünmek için fırsat sunuyor.

Bu nedenle Ankara’daki NATO karşıtı gösteriler güvenlik sorunu değil, demokrasilerde itiraz hakkının doğal sonucudur.

Tarih, sorgulanmadığı yerde inanca dönüşür.

75 yıldır hiç değişmedi; Ankara’nın Soğuk Savaş kafası…