Konstanzfalle” kavramı, Türkçeye “süreklilik tuzağı” olarak çevrilebilir…

Kavram, Alman siyaset bilimci Herfried Münkler tarafından on beş yıl önce ortaya atıldı.

“Konstanzfalle”, bir ülkenin ya da kurumun geçmişte başarılı olmuş ekonomi-politik düşünce biçimlerine aşırı bağlı kalması nedeniyle yeni koşullara uyum sağlayamaması anlamına geliyor…

Bu durumda sistem, geçmişte işe yarayan yöntemleri sürdürmeyi güvenli görüyor. Ancak zamanla bu yaklaşım yeniliklerin önünü keserek ekonomik, siyasi, kültürel veya teknolojik gerilemeye yol açabiliyor.

Ülkeler çoğu zaman istikrarı koruma isteği, güçlü bürokratik yapılar, yerleşik çıkar grupları ve risk almaktan kaçınan siyasi kültür nedeniyle bu tuzağa düşüyor.

Benzer bir durum güvenlik ve dış politika alanında da görülüyor. Devletler, geçmişte etkili olduğunu düşündüğü askeri ve güvenlik stratejilerini sürdürme eğilimi gösteriyor. Fakat değişen tehdit ortamı, yeni aktörler ve farklı savaş dinamikleri karşısında bu stratejiler her zaman aynı sonuçları üretmiyor…

Bu nedenle “konstanzfalle” kavramı, devletlerin sürdürülebilir gelişim için istikrar ile değişim arasında dengeli politika kurmaları gerektiğini vurguluyor.

Konuyu İsrail’e getireceğim:

İsrail: 2048

GEAP”/“Güç Çalışmaları ve Analizleri Grubu”...

Fransa merkezli, tarihsel olarak coğrafi unsurlar ile devletler arası güç ilişkilerini inceleyen jeopolitik analiz dergisi

Bu düşünce platformunda akademisyenlerin, araştırmacıların ve strateji uzmanlarının uluslararası siyaset, güvenlik ve güç dengeleri üzerine analizleri yer alıyor…

Alexandre del Valle, Fransız jeopolitik analisti, araştırmacı yazar. Uluslararası ilişkiler, güvenlik politikaları ve özellikle Ortadoğu güvenliği üzerine çalışmalarıyla tanınıyor…

GEAP dergisine ilgi çekici bir makale yazdı: “İsrail Devleti 2048 yılında yüzüncü yaşını görebilecek mi?”

15 Ekim 2024 tarihinde yazılan makale tahmin ettiğiniz gibi Gazze saldırıları döneminde kaleme alındı.

Jeopolitik analist Del Valle, makalesinde İsrail’in uzun vadeli varlığını demografik/nüfus ile güvenlik dinamikleri ilişkisi üzerinden değerlendirdi.

Neredeyse seksen yıldır süren çatışmaların İsrail’in nüfus yapısını nasıl etkilediğine projektör tuttu.

İsrail, bu uzun süreli çatışmaların yarattığı göç, güvenlik kaygısı ve toplumsal yıpranma gibi faktörler nedeniyle nüfusunu kaybediyordu.

Bazı İsraillilerin ülkeyi terk etmesi ve nüfus artış hızının hayli düşmesi dikkat çekiciydi. (Nüfusu tek artıran Ortodoks Hasidik Yahudiler idi; aile başına altı çocuk. Ama Hasidik mezhebin toplam nüfus içindeki yeri oldukça küçük.)

Del Valle bu durumu, İsrail’in geleceği açısından askeri tehditler kadar önemli stratejik mesele olarak değerlendirdi. Devletin sürdürülebilirliği yalnızca askeri güçle değil, aynı zamanda nüfus dinamizmi-toplumsal dayanıklılıkla yakından ilişkiliydi…

Şuraya geleceğim:

Geleceği olmayan ülke

İsrail’in güvenlik politikası uzun yıllardır sürekli çatışma ve askeri üstünlük arayışı üzerine kurulu...

Ancak bu strateji zamanla bir güvenlik çözümünden ziyade süreklilik tuzağına dönüşmüş görünüyor.

Sürekli savaş hali kısa vadede askeri kontrol sağlasa da uzun vadede toplumsal ve demografik maliyetler üretiyor.

Her yeni operasyon ve her atılan füze, güvenlik hissini güçlendirmek yerine toplum içinde kalıcı belirsizlik ve güvensizlik duygusu yaratıyor.

Bu durum özellikle sivil nüfusun gelecek beklentilerini etkiliyor. Sürekli çatışma ortamı, bazı İsrail vatandaşlarının daha istikrarlı ve güvenli yaşam alanı aramasına yol açıyor.

Böylece güvenliği sağlama iddiasıyla sürdürülen savaş politikası paradoksal bir sonuç doğurur:

Devleti koruma amacıyla sürdürülen strateji, zamanla toplumun demografik temelini ve toplumsal dayanıklılığını zayıflatan bir sürece giriyor!

Bu bağlamda İsrail’in karşı karşıya olduğu mesele yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal sürdürülebilirlik sorunu…

“Büyük İsrail” hedefi zaman zaman siyasi söylemlerde ve analizlerde dile getirilse de azalan nüfus bu iddiayı tartışmalı hale getiriyor.

Tarih, demografik gücü gerileyen devletlerin siyasi ve askeri etkisinin de zamanla zayıfladığını gösteriyor. Nitekim, geç dönem Roma İmparatorluğu geniş topraklarına rağmen nüfus ve askeri insan kaynağındaki gerilemenin yarattığı sorunlarla karşı karşıya kalıp çöktü...

Bu nedenle azalan nüfus üzerinde genişleme projesinin sürdürülebilmesi pek mümkün değil.

Sürekli çatışma ve güvenlik odaklı politikalar kısa vadede askeri üstünlük sağlayabilir ancak uzun vadede toplumsal dayanıklılık ve demografik sürdürülebilirlik açısından ciddi maliyetler doğuruyor.

İsrail’in geçmişte etkili olmuş güvenlik stratejisine daha fazla bağımlı hale gelmesi, “süreklilik tuzağının” güncel örneği olarak okunabilir…