Gençtim. 1980 yılından hemen önceydi...
Karl Marks’ın damadı olarak bildiğimiz, Fransız sosyalist yazar, teorisyen ve politikacı Paul Lafargue’nin (1842-1911) ince bir kitabı elime geçti...
1883 yılında yayınlanan “The Right to Be Lazy” dilimize “Tembellik Hakkı” diye çevrilmişti...
Kitabın ismi şaşırtıcıydı. Çünkü, biz orta sınıf ailelerin çocukları, çok çalışmanın başlı başına erdem olduğunu öğrenerek büyümüştük. Çalışkan olmak neredeyse ahlâki görevdi...
“Tembel” sözcüğünden hoşlanmamıştım. Zaten Türkçede “tembellik” kelimesi genellikle miskinlik, çalışmamak, sorumluluktan kaçmak gibi olumsuz ahlâki anlamlar taşıyordu.
Oysa Paul Lafargue’nin kastettiği bu değildi: İnsanların aşırı çalışmaya zorlanmaması, boş zaman hakkı, insanca yaşam ve dinlenme hakkı idi talebi...
Yani kitabın ana ruhu “miskinlik talebi” değil, çalışma zorbalığına karşı boş zaman hakkıydı...
Kitabın çevirisi “Dinlenme Hakkı” olabilirdi! Neyse. Kitap hâlâ “Tembellik Hakkı” diye kitabevlerinde bulunuyor…
Okumanızı tavsiye ederim.
“Aylaklığa Övgü”
Bizim damat” Paul Lafargue kitabında, kışkırtıcı fakat düşündürücü tez ileri sürdü:
Modern toplum, insanı gereğinden fazla çalışmaya alıştırmıştı. İnsanlar, yalnızca çalışma hakkını değil, aynı zamanda boş zaman ve dinlenme hakkını da savunmalıydı.
Sanayi toplumu “imalatı” katı çalışma ahlâkı, insanın yaratıcı gücünü ve yaşam sevincini törpülüyordu...
Paul Lafargue’ye göre insan, hayatını bütünüyle üretime adamak zorunda değildi. Aksine dinlenmek, düşünmek ve hayatın tadını çıkarabilmek insan onurunun ayrılmaz parçasıydı.
Ona göre insanın gerçek özgürlüğü yalnızca çalışabilmesinde değil, aynı zamanda çalışmanın dışındaki zamanında da insanca yaşayabilmesinde idi…
Paul Lafargue’nin bu düşünceleri gibi benzer görüşleri savunan başka düşünürlerle de karşılaştım. Örneğin: Bertrand Russell, “Aylaklığa Övgü” adlı denemesi…
Russell, temelde çalışma süresinin uzunluğuna eleştiri getirdi. Modern toplumun insanı gereksiz yere uzun saatler çalıştırdığını söyledi. Yıl, 1932 idi.
Ona göre teknolojik gelişmeler sayesinde çalışma süresi aslında çok daha kısa olabilirdi. İnsanların daha az çalışması, buna karşılık daha çok düşünmesi, öğrenmesi ve kültürel faaliyetlere katılması toplumun entelektüel zenginliğini artırırdı...
İdeal bir toplumda insanların günde yalnızca birkaç saat çalışmasının yeterli olabileceğini ileri sürdü. Geri kalan zamanlarını insan sanatla, bilimle, düşünmeyle ve merak ettikleri alanlarla uğraşarak geçirebilirdi. Böylece hem bireylerin mutluluğu artacak, hem de toplumun kültürel gelişimi hızlanacaktı.
Zihinsel olarak yoksullaşmak
Thorstein Veblen (1857-1929)…
Amerikalı iktisatçı ve sosyolog. Modern tüketim kültürü ve sınıf davranışları üzerine yaptığı eleştirilerle tanındı. Ekonomiyi yalnızca üretim ve piyasa üzerinden değil, toplumun alışkanlıkları, statü arayışları ve yaşam tarzları üzerinden de açıkladı. 1899 yılında yayımladığı “Aylak Sınıfın Teorisi” adlı eserinde, tarih boyunca boş zamanın ayrıcalıklı sınıflara ait olduğunu gösterdi. Aristokrat sınıflar, çalışmak zorunda olmadıklarını göstermek için boş zamanlarını adeta bir statü göstergesi olarak sergilemişlerdi!
Veblen’in dikkat çektiği asıl mesele bundan daha derindi. Modern toplumda üretim artmış ve teknoloji ilerlemiş olmasına rağmen insanların, kendilerini geliştirecek, düşünecek ve yaratıcı yönlerini besleyecek zamanları giderek daralmaktaydı. Oysa boş zaman yalnızca ayrıcalık değil, aynı zamanda insanın kültürel ve zihinsel gelişimi için gerekli imkândı...
Benzer görüşte olan Alman düşünür Josef Pieper (1904-1997), 1948 yılında “Boş Zaman Kültürün Temelidir” adlı eserinde şunu yazdı:
İnsan sürekli üretime zorlandığında yalnızca fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da yoksullaşır. Felsefe, sanat ve yaratıcı düşünce ancak insanın çalışma zorunluluğundan bir ölçüde kurtulduğu zamanlarda gelişir…
İtalyan düşünür Domenico De Masi (1938-2023) ise 1995’te çıkardığı “Yaratıcı Boş Zaman” adlı çalışmasında, bilgi toplumunda en yenilikçi fikirler çoğu zaman yoğun çalışma sırasında değil, insanların rahatladığı, düşündüğü ve merakını serbest bıraktığı anlarda ortaya çıkar…
Uzatmayayım…
Demek istediğim şu: Bana biraz müsaade!