Türkiye’de kaç cezaevi olduğunu biliyor musunuz?
- Eylül 2026 itibarıyla 403…
Peki, bu cezaevlerinin toplam kapasitesini biliyor musunuz?
- 304 bin 278…
Doluluk oranı nedir peki? Diyeceksiniz ki “saçmalama, kapasiteyi söyledin ya!” O kapasite efendim, doluluk oranı bambaşka! Hemen son güncellemelere göre rakamı vereyim:
- 434 bin 634!
Diğer bir deyişle, 403 hapishanedeki doluluk oranı yüzde 140,5. Yani tam olarak 130 bin 403 tutuklu ve hükümlü fazlası var!
Bu kadar büyük sayıda insan öncelikle nerede yatıyor diye sorabilirsiniz? İzlemeye gittiğim davalarda bu soruyu sıklıkla soruyorum; iki yanıt öne çıkıyor:
- Yerde ya da bir yatağın paylaşımı!
Yeni cezaevleri de yapılıyor tabii; bütçe görüşmelerinde ilgili kişiler ne de müthiş “5 yıldızlı otel” kıvamında yeni cezaevleri yapılmakta olduğunu anlata anlata bitiremiyorlar!
Tabii, bu soruları tutuklu ve mahkûmlara sormak lazım aslında…
Ama bugünkü yazı daha çok hapishanelerde eziyet, psikolojik işkence türünden durumlar var mı sorusuyla ilgili… Biz gazetecilere cezaevlerinden mektuplar da gelir, ancak o mektuplarda daha çok gündemde bulunan konular, af söylentilerinin doğruluğu ile ilgili sorular yer alır. Zaten mektuplar denetimden geçtiği için başka türlüsü de düşünülemez!
Bizler, gide gele Silivri Kampüsünü, yakınlarda Kandıra Kampüsünü filan az çok öğrendik, oralarda yaşananlar ile ilgili pek çok şey de dinledik… Peki ya diğerleri? Oralarla ilgili bilgiler zaman zaman ulaşıyor. Bana da son olarak bir bilgi ulaştı…
- İddiaları dinlediğimde tabir yerindeyse “dumura uğradım!”
Kadının elini değdiği yerde hep gül biter mi?
Yer Bilecik’e bağlı Gölpazarı Hapishanesi…
Cezaevi Müdürü bir hanımefendi… Adı şimdilik bende saklı…
İddiaların en önemlisi bu hanımın “disiplin” adı altında cezaevinde adeta “terör estirdiği” yönünde… Öyle ki yalnızca mahkûmlar, tutuklular değil, ailelerin de bu duruma “illallah ettiği” anlatılıyor. En önemli iddia ise şu:
- Müdire Hanım elindeki “hürriyeti bağlayıcı disiplin yetkisini” öylesine kullanıyor ki, neresinden baksanız cezaevi nüfusunun büyük bölümünün infaz süresi dolduğu halde, keyfî kararlarıyla 3 ya da 6 ay fazladan yatmak zorunda kaldığı anlatılıyor. Bu durumun mahkûmlar arasında disiplin istatistiği yapılsa zaten ortaya çıkacağı ileri sürülüyor!
Diğer bir iddia gardiyanlar hakkında… Tutuklu ve hükümlülerin kendilerine gösterilen tavır ve yapılan hakaretlerden usandığı, yaşını başını almış tutuklu ve mahkûmlara dahi “lan, oğlum, kafanı koparırım” şeklinde hitap edildiği ancak “kimi kime şikâyet edeceksin” korkusuyla seslerini çıkaramadıkları anlatılıyor…
Çok gereksiz konularda tutanak tutulup açık cezaevi hakkı elinden alınarak kapalı cezaevine gönderilen mahkûm iddiaları da vahim şikâyetler arasında…
Sağlık koşullarının son derece kötü olduğu, tuvaletlerin leş gibi olduğu, daha önce var olan çamaşır odalarının kapatıldığı anlatılanlar arasında…
“Esir kampı değil cezaevi!”
Hastane sevklerinin 2, 3 hatta 4 ay sürdüğü söyleniyor…
Revir her önüne gelene ilaç veriyor. İlaçlar ikişer, üçer geliyor. Tedavi diye bir şey yok, hemen herkesin hasta olduğu bir cezaevinden söz ediliyor…
Öyle ki, son 6 ayda cezaevinde ölümlerin genellikle ihmalkârlıktan kaynaklandığı, istenildiği takdirde bunların kayıtlarda da görülebileceği iddia ediliyor…
Koskoca cezaevinde spor yapılabilecek bir salon, sosyal aktiviteler için ayrılan bir odacık dahi olmadığı da aktarılanlar arasında. Bunu duyunca şaşırdım:
-Peki, hani hapishane bir “ıslah evi” idi diye düşündüm!
Cezaevi kantini, yemekler, sayımlarda yaşanan çirkinliklerle ilgili anlatılan şikâyetleri yazamıyorum bile!
Ancak bir cümle var ki paylaşmadan yapamayacağım:
-Orada cezasını çeken mahkûm da daha cezası kesilmemiş belki de ceza bile almayacak tutuklu da insan, orası da bir cezaevi, esir kampı değil!