Bir soruyla başlayalım:
-Bir konuyu yıllar yılı aynı şekilde, aynı biçim ve içerikte anlatmış, yazmış, ülkenin kafasına sokmak için elinizden geleni yapmışsınız… Hatta ülkeyi ayağa kaldıran, bir toplumu öfkeden çılgına çeviren, gayet hassas bir konuyu devletle pazarlık konumuna dek getirmişsiniz! Ancak ortaya çıkan büyük tepki sonrası ne yapardınız?
Sorunun üç yanıtı var:
-Söylediğiniz, savunduğunuz her neyse arkasında durursunuz… Sesinizi çıkarmayıp ortalığın yatışmasını ya da bizim ülkemizde gayet olağan olan ‘unutulma’ mekanizmasına sığınırsınız… Son olarak; keskin bir dönüşle ‘kızgın olan tarafı’ yücelterek kazanma yoluna gidersiniz!
İmralı’daki terörist başı, üçüncü yolu seçti! DEM Parti İmralı Heyeti’nin son ziyaretinde Alevi toplumunun büyük tepkisini çeken ‘Yavuz selim-İdris’i Bitlisi İttifakı’ konusunu gündeme getirerek deyim yerindeyse şöyle çark etti:
-İdris’i-Bitlisi’nin Sünni Mirliklerle Osmanlı arasındaki ittifakını hatırlatmak, onu eksikleri ile beraber olduğu gibi yeniden canlandırmak değildir!
Önceki gün yazdığım ‘Öcalan’ın İdris-i Bitlisi aşkı’ başlıklı yazımda şöyle demiştim:
-Terörist başının uzun yıllar içinde geliştirdiği ‘Yavuz Sultan Selim-İdris-i Bitlisi ittifakı’ tezi ve arkasına sakladığı ‘gelecek kurgusu’ toz duman arasında gömülüp gitti!
Öcalan orada bakın ne diyordu:
- Çaldıran, Mercidabık ve Ridaniye savaşları Kürt-Osmanlı ittifakının ürünüdür. Osmanlı’nın bir cihan imparatorluğuna dönüşmesinde bu pakt belirleyici rol oynamıştır. Bu nedenle Kürtlerin imparatorluğun asli kurucu unsuru sayılması gereklidir…
Kısacası, Öcalan konuyu ‘Sünni Mirler’ olarak değil, düpedüz ‘Kürt-Osmanlı Osmanlı İttifakı’ olarak tanımlıyor, bu nedenle de Kürtlerin Osmanlı İmparatorluğu’nun asli unsuru olduğunu iddia ediyordu!
-Şimdi gelelim ‘elma şekeri’ bölümüne…
Öcalan’ın keskin dönüşü!
Terörist başının son açıklamasına devam edelim:
-Tam tersine, geçmişte mirlerin ve egemenlerin çıkarına kurulan ittifak anlayışını, bugün halkların ve inançların çıkarı doğrultusunda güncellemektir! Alevilerin tarihsel hafızasını ve bu nedenle oluşan kaygılarını elbette ciddiye almak gerekir. Buradaki amaç Aleviliği Sünnilik içinde eritmek değil, Kürtleri ve Alevileri kendi kimlikleri ve özgünlükleriyle bu yeni ittifakın öznesi haline getirmektir. Söz konusu olan mirlerin değil halkların ittifakıdır!
Vay ki vay, şu ‘gönül yüceliğine’, şu ‘erdemli duruşa’ bakar mısınız? Öcalan’ın yıllarca yaptığı açıklamalarda ‘Alevilerin’, ‘Türkmenlerin’ adı bile geçmezken, aaa bir de baktık son İmralı açıklamasında ‘Alevi Rönesansına’ dek ulaşmışız!
Yavuz’un talimatları, Bitlisi’nin organizasyonları neticesinde daha Çaldıran savaşı öncesinde on binlerce Türkmen Alevi’nin kılıçtan geçirilmesi, baskı ve terörün yüzyıllar boyunca sürmesini hikayelere, ağıtlara sığdıramayan Türkmen Aleviler, 500 yıllık kan ve göz yaşı sonrasında şimdi ne kadar mutlu olmuşlardır kim bilir!
Hele bunu adeta parantez içinde ‘kaygı’ şeklinde sıfatlandıran kişi, 50 bin insanın kanına girmiş bir terörist başı olursa!
Öcalan’ın açıklamasının son bölümü ise adeta ‘zirve’ yapıyor:
-Amaç egemenliğin değil özgürlüğün ittifakıdır. ALEVİ RÖNESANSI da bu ortak demokratik geleceğin en önemli sütunlarından biridir!
Nasıl, müthiş, değil mi! Ancak ‘Alevi Aydınlar Bildirgesi’ bu ‘elma şekerini’ pek yemiş görünmüyor!
Alevi toplumunun reddi!
Onlar bu ‘Alevi Rönesansı’ tezine ne demiş bir bakalım:
-Tarihin kanlı bir sürecini referans gösteren İmralı merkezli açıklamalar barışık bir toplum inşasına dair güven ve inandırıcılıktan uzaktır… 16. yüzyılın bir diliminde Yavuz Selim ile İdris-i Bitlisi’nin iş birliği sonucu on binlerce Alevi’nin katledilmesi ve Alevilerin yüzyıllarca sürecek can, mal ve namuslarına yönelik saldırıların başlaması bu ittifakın en ağır sonuçlarındandır. Abdullah Öcalan’ın siyasi yol haritası için bu ilişkiyi referans göstermesi; insan hakları, evrensel değerler ve barış adına kabul edilemezdir!
Burası ‘sözün bittiği yerdir’ ancak yine de bekleyip görmekte yarar var:
-Bakalım ‘hangi elma şekerleri’ devreye girecek!