13 Kasım 1918’de başlayan ve yaklaşık beş yıl süren İstanbul’un işgali, 6 Ekim 1923’te imzalanan devir-teslim protokolüyle resmen sona erdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) adına bu tarihi metne imza atarak İstanbul’u İtilaf Devletleri’nden teslim alan isim ise Türk milliyetçiliğinin öncü kuramcılarından İstanbul Milletvekili Yusuf Akçura oldu.

Kazan’da başlayıp Paris’e, sürgünlerden Cumhuriyet’in fikri kuruluşuna uzanan Akçura’nın yaşamı, Türk siyasal tarihinin dönüm noktalarıyla kesişti.

YUSUF AKÇURA KİMDİR?

Kazan’ın Simbir şehrinde doğan Yusuf Akçura, babası Hasan Bey’in vefatının ardından annesi Bîbî Kamer Bânû ile birlikte 1883 yılında İstanbul’a göç etti. İlk öğrenimini Mahmud Paşa ve Kara Hâfız ibtidailerinde tamamladıktan sonra Koca Mustafa Paşa Rüştiyesi’ne kaydoldu.

Yusuf Akçura kimdir? - Resim : 1

Tahsiline kısa bir süre ara verip Kazan’a gitse de dönüp rüştiyeyi bitirdi ve 1892’de Harbiye’ye girdi.

Harbiye yıllarında tutuklanıp ceza almasına rağmen okuluna dönerek kurmay sınıfına ayrıldı. 1896’da Jön Türkler’le ilişkisi olduğu gerekçesiyle yeniden tutuklanan Akçura, anılarında Türkçülük şuurunun tam da bu dönemde başladığını vurgular.

1897’de Fizan’a sürülmek üzere Trablusgarp’a gönderilen Akçura, orada serbest bırakılarak Erkân-ı Harbiyye Kalemi’nde görevlendirildi. Ancak eğitimini Avrupa’da sürdürmek amacıyla Tunus üzerinden Paris’e kaçtı (1899). École Libre des Sciences Politiques’e kaydolarak Sadri Maksudi ve Ahmed Rızâ ile tanıştı; Şûrâ-yı Ümmet gazetesinde yazmaya başladı.

"ÜÇ TARZ-I SİYASET" VE TÜRK YURDU DÖNEMİ

1903’te tahsilini tamamlayıp Kazan’a dönen Akçura, Türk fikir hayatının dönüm noktalarından biri kabul edilen "Üç Tarz-ı Siyaset" makalesini kaleme aldı (1904). II. Meşrutiyet’in ilanına kadar Kazan’da kalarak Ceditçiler arasında yer aldı, "Rusya Müslümanları" hareketine katıldı, öğretmenlik yaptı ve Kazan Muhbiri gazetesini çıkardı. Duma seçimlerini engellemek isteyen Rus hükümetince 43 gün hapsedilse de mücadelesinden vazgeçmedi.

II. Meşrutiyet’in ilanıyla (1908) İstanbul’a dönen Yusuf Akçura, Türkçülük derneklerinin kuruluşunda öncü rol oynadı ve 1911-1917 yılları arasında Türk Yurdu dergisinin müdürlüğünü üstlendi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaparken I. Dünya Savaşı yıllarında Kızılay temsilcisi olarak Avrupa ve Rusya’da bulundu.

MİLLİ MÜCADELE YILLARI VE 6 EKİM 1923 TARİHİ PROTOKOLÜ

1919’da İstanbul’da İngilizler tarafından tutuklanan Akçura, serbest kaldıktan sonra evlendi ve Millî Mücadele’ye katılmak üzere 1920’de Anadolu’ya geçti. Maarif Vekâleti’nde ve yedek kurmay yüzbaşı sıfatıyla Kâzım Karabekir’in karargâhında görev aldı.

Büyük Zafer'in ardından, 6 Ekim 1923'te işgal kuvvetlerinin İstanbul'dan çekilme sürecini belgeleyen teslim protokolü hazırlandı. TBMM Hükümeti tarafından yetkilendirilen Yusuf Akçura, İstanbul Milletvekili sıfatıyla İtilaf Devletleri temsilcilerinin karşısına geçerek kentin devir-teslim tutanağını imzaladı. Bu imza, yaklaşık beş yıllık işgalin hukuken ve fiilen son bulmasını sağladı.

Yusuf Akçura kimdir? - Resim : 4

Cumhuriyet’in ilanından sonra Atatürk’ün yakın çevresinde yer alan Akçura, 1924’te İstanbul milletvekili seçildi ve vefatına kadar meclisteki yerini korudu. 1932 yılında Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin (Türk Tarih Kurumu) başkanlığına getirildi. 1934'te İstanbul Üniversitesi'nin yeniden yapılanma sürecinde Yakınçağ Siyasi Tarihi Profesörü olarak dersler verdi. 11 Mart 1935’te hayatını kaybeden Akçura, Edirnekapı Mezarlığı’na defnedildi.

YUSUF AKÇURA'NIN ESERLERİ

Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarının devleti kurtaramayacağını, tek çıkar yolun Türk milliyetçiliği olduğunu savunan Akçura'nın kaleme aldığı başlıca eserler şunlardır:

  • Üç Tarz-ı Siyâset (1911)

  • Ulûm ve Târih (1906)

  • Mevkufiyet Hâtıraları (1907)

  • Üç Haziran Vak‘a-i Müessifesi (1907)

  • Rusya’daki Türk-Tatar Müslümanlarının Şimdiki Vaziyeti ve Emelleri (1914)

  • Muâsır Avrupa’da Siyasî ve İçtimaî Fikirler ve Fikrî Cereyanlar (1923)

  • Târîh-i Siyâsî Dersleri (I-IV, 1927-1935)

  • Türk Yılı 1928 (1928)

  • Osmanlı Devleti’nin Dağılma Devri (1940)

  • Ta Kendim yahut Defter-i Âmâlim (1944)