Tarık IŞIK / NEFES
Frak "millî" değilse, takım elbise ve kravat mı "millî"? Türkiye'nin Stockholm Büyükelçisi Korhan Karakoç'un giydiği frak nedeniyle bu soru yeniden gündeme geldi.
Karakoç, çarşamba günü İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf'a güven mektubunu sundu. Elçiliğin X hesabından paylaşılan fotoğraf sosyal medyada tartışma yarattı. Büyükelçi frak giymişti ve bazılarına göre frak "millî ve yerli" değildi. Bu eleştiriyi dile getirenler, kıyafeti Batı'ya özenmenin bir simgesi olarak görüyor; devlet temsilcisinin resmî törenlerde millî kültürüne ait bir kıyafetle katılması gerektiğini savunuyorlar. Eleştirilerin dozu o kadar arttı ki Karakoç'un görevden alınması gerektiği bile söylendi.
Emekli büyükelçi Selim Kuneralp ise farklı bir açıdan bakıyor. İsveç'in geleneklerine sahip çıkan bir ülke olduğunu, millî kıyafeti olmayan ülkelerin büyükelçilerinden güven mektubunu frak giyerek sunmalarını beklediğini belirtti. Kuneralp'e göre bu bir protokol meselesi, ideolojik bir tercih değil. "Büyükelçinin frakına tepki gösterenler hiç Atatürk fotoğrafı görmemişler anlaşılan. Veya Atatürk düşmanlıklarını frak düşmanlığına çevirmişler. Çok yazık" dedi.

Frak, Türk siyasetine hiç de yabancı değil. Cumhuriyet'in ilanıyla Atatürk'ün başlattığı bir devlet geleneğiydi. Ardından gelen cumhurbaşkanları da bu geleneği sürdürdü. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth'in 2011'de verdiği yemeğe frakla katıldı. 11 Ekim 1925'te çıkarılan kararnameye göre TBMM Başkanı da başkanlık kürsüsünde frak giyerdi, 2017'deki İç Tüzük değişikliğiyle bu zorunluluk kaldırılana, AK Partili İsmail Kahraman fraksız kürsüye çıkan ilk başkan olana dek.
Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Ağustos 2014'teki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde net bir tavır koydu. "Cumhurbaşkanı seçilirseniz frak giyecek misiniz?" sorusuna "Bizim geleneğimizde yok o, başkalarının geleneğinde var" dedi. Dediğini de yaptı, frak giymedi.
Karakoç'un frakı eleştirilirken kastedilen "millîlik", cumhuriyetin kurucu pratiği değil, ona alternatif olarak inşa edilen bir "yerlilik" anlayışı. Peki, frak millî değilse, takım elbise ve kravat mı millî?
ÖLÜLERDEN FATURA, SAĞLARDAN VURGUN
Geçtiğimiz günlerde 41 büyük yaş sebze ve meyve dağıtıcısına yönelik gerçekleştirilen operasyon sektördeki milyarlarca liralık vurgunu ifşa etti. Çiftçiden ürünün daha yüksek fiyatla alınmış gibi gösterilmesi, ürün miktarının şişirilmesi en sık başvurulan iki yöntem. Ancak hayatta olmayan vatandaşlar adına kesilen müstahsil makbuzlar "bu kadarı da olmaz" dedirtti. Operasyona dayanak olan Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı'nın hazırladığı 14 Temmuz ve 3 Eylül tarihli iki rapor, ölüler adına fatura kesmenin sektörde vaka-i adiye haline geldiğini gösteriyor. Raporlara göre haklarında işlem başlatılan 41 büyük firmadan 20'si bu işe bulaşmış. Bu firmalar 503 hayatta olmayan vatandaş adına 2 bin 740 tane makbuz kesmiş. Toplam tutar 185 milyon 20 bin 210 TL.
Bu işi öyle alışkanlık haline getirenler var ki... Mesela bir firma 43 vatandaş adına 733 tane makbuz kesmiş. Bir diğeri 65 vatandaş adına 542; bir diğeri 52 vatandaş adına 492. Makbuzların üzerinde yazan miktar ise keyfe göre değişiyor. Bahsettiğim 542 makbuz kesen firma toplamda 16 milyon 519 bin TL'yi bu şekilde fatura etmiş. Bir başka örnekte ise 39 kişi adına 174 faturada 32 milyon 952 bin TL kesilmiş.
Peki bu yöntemin anlamı ne? Denetim raporlarına göre bu durum, birim maliyetlerin usulsüz ve sohte belgelerle serbestçe belirlendiğine işaret ediyor. Böylece hem satış fiyatının alışa göre makul olduğu izlenimi veriliyor, hem de fahiş fiyat uygulamasından elde edilen kârın bertaraf edilmesi amaçlanıyor.
Olayın başka yönleri de var. Raporun ötesinde edindiğim bilgilere göre bu yöntemle:
- Hiç gerçekleşmemiş bir alış işlemi "belgelenmiş" olabilir.
- Gerçek bir alışın miktarı veya bedeli farklı gösterilmiş olabilir.
- Belge, şirketin kayıtlarında gider/maliyet oluşturmak amacıyla kullanılmış olabilir.
- Buna bağlı olarak şirketin gerçek ticari kârı ve dolayısıyla ödeyeceği vergi etkilenmiş olabilir.
Şimdi sormak gerekmez mi: Bu düzen kaç yıldır böyle işliyor ve bu düzene kimler, neden göz yumdu?
KURUŞUN VEDASI
Darphane ve Damga Matbaası'nın 2026 yılı ilk sekiz aylık verileri sokaktaki enflasyonun bir fotoğrafı gibi. 1 kuruş, 2022'de hâlâ 4,7 milyon adet tedavüle verilirken, 2023'te 480 bine, 2025'te ise sadece 240 bine geriledi. 2026'nın ilk sekiz ayında ise hiç tedavüle verilmedi; artık kimse cebinde 1 kuruş taşımak istemiyor zaten. 5 kuruşun tedavülü de 2026 yılı tamamen sıfırlandı. 25 kuruş ise 2024-2025'te hiç piyasaya sunulmadı, 2026'da yalnızca şubat ayında 108 bin adetlik symbolik bir tedavülle geri döndü, sonra yine sessizliğe gömüldü. Enflasyon karşısında bu bozuklukları basmanın maliyeti taşıdıkları değeri fazlasıyla aşıyor. 5 TL cephesinde ise durum tam tersi. İlk kez 2023'te 21.7 milyon adetlik mütevazı bir hacimle tedavüle girdi. 2024'te 162.6 milyona, 2025'te 172.8 milyona fırladı, 2026'nın ilk sekiz ayında ise şimdiden 89,5 milyon adede ulaştı. Bu tempoyla gidilirse yıl sonunda rekor bir tedavül rakamıyla karşılaşmamız hiç şaşırtıcı olmaz.