HAŞİM KILIÇ / NEFES

Metin ve müzikleri orkestra şefi ve besteci Musa Göçmen tarafından kaleme alınan eser, tiyatro, senfonik müzik ve rock müziği aynı sahnede buluşturarak dikkat çekti. Göçmen’in aynı zamanda Doktor Viktor Frankenstein karakterini canlandırdığı yapımda ‘Eliza’ rolünü Berrak Atlı, ‘Yaratık’ rolünü Cem Özçelik ve çocuk karakterini Ata Torun üstlendi. Canlı orkestra eşliğinde sahnelenen müzikal, güçlü sahne tasarımı, kostümleri ve karanlık atmosferiyle izleyicilerden büyük alkış aldı.

Frankenstein sahnede hayat buldu - Resim : 1

ÖZGÜN MÜZİKLER

Musa Göçmen, Mary Shelley’nin orijinal eserinden uzun yıllardır etkilendiğini belirterek, 2013 yılından bu yana Frankenstein üzerine bir rock opera yazma fikrini taşıdığını söyledi. Hikâyenin tamamını anlatmak yerine farklı bir bakış açısı geliştirmek istediğini ifade eden Göçmen, “Kitap yıllardır başucumda duruyor. Sürekli açıp karıştırıyorum. Ancak hikâyenin tamamını anlatmayı çok sevmiyorum. Benim odaklandığım nokta, yaratığın hayata döndürüldüğü gece neler yaşanmış olabileceğiydi. Orijinal hikâyeden yola çıkıyoruz ama seyirciyi yepyeni bir metin ve yepyeni bir yaklaşımla karşılıyoruz.” dedi. Göçmen, eserde yer alan tüm müziklerin özgün olduğunu ve oyuncuların da orkestranın da bu projeyi büyük bir keyifle sahnelediğini dile getirdi.

Eserde Frankenstein hikâyesinin ötesinde insani duyguların işlendiğini vurgulayan Göçmen, Doktor Frankenstein’ın yarattığı canlıya hayat verirken ona ruh ve sevgi veremediğini fark ettiğini anlattı. Bu eksikliğin hikâyenin merkezini oluşturduğunu belirten Göçmen, “Ortaya bambaşka bir sevgi hikâyesi çıkıyor. Aslında Frankenstein fikrinden yola çıkan bir sevgi hikâyesi anlatıyoruz. Sevginin kalplerde nasıl yer etmesi gerektiğini ve ruhun önemini sorgulayan bir rock opera ortaya çıktı.” diye konuştu.

Frankenstein sahnede hayat buldu - Resim : 2

YALNIZLIK VE DIŞLANMIŞLIK SORGULANIYOR

‘Frankenstein’ın Son Günü’, yalnızca bir korku hikâyesi anlatmakla kalmıyor; yalnızlık, dışlanmışlık, aidiyet duygusu ve insanın yaratma tutkusu gibi temaları da sahneye taşıyor. Göçmen, karakterlerin her birinin seyirciye farklı sorular yönelttiğini belirterek, Eliza karakterinin “Bir ölü kadar sevgin var mı?” sorusuyla sevgiyi sorguladığını, yaratığın ise “Çirkinlik neden yalnızlığı da beraberinde taşır?” diyerek toplumun önyargılarını izleyicinin önüne koyduğunu söyledi. Eserin finalinde ise Doktor Frankenstein’ın dönüşümünün öne çıktığını ifade eden Göçmen, yaratığın zamanla insanlaşırken ve sevgiyi keşfederken, yaratıcısının sevgisini kaybederek canavarlaşmasının hikâyenin temel çatışmasını oluşturduğunu dile getirdi.

Frankenstein sahnede hayat buldu - Resim : 3

HEM YAZDI HEM OYNADI

Yapımın içerisinde senfonik ve rock müzik öğelerinin iç içe geçtiğini belirten Göçmen, dekor, kostüm, makyaj ve sahne tasarımına büyük özen gösterildiğini söyledi. Sözlerini ve müziklerini yazdığı bir eserde oyuncu olarak yer almanın kendisi için ayrı bir heyecan olduğunu ifade eden Göçmen, “Cem Özçelik, Berrak Atlı ve Ata Torun ile uzun bir çalışma süreci geçirdik. Sonunda ortaya güçlü bir tiyatral eser çıktı. Benim için hem yazarı hem bestecisi hem de oyuncusu olduğum bir yapımda sahnede olmak çok farklı bir deneyim oldu.” dedi.