Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 22 Ocak’ta politika faizini yüzde 38’den yüzde 37’ye düşürdü. Merkez Bankası, bu kararın ardından mart, nisan, haziran, temmuz ve eylül aylarında gerçekleştirdiği toplantılarda politika faizini yüzde 37 seviyesinde tuttu. Şubat, mayıs ve ağustos aylarında ise Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı yapılmadı.
Böylece ocak ayındaki faiz indiriminin ardından yaklaşık 8 aylık süreçte yeni bir faiz indirimi yapılmamış oldu.
MERKEZ BANKASI NEDEN FAİZ İNDİRMİYOR?
TCMB’nin faiz indirimi konusunda önündeki en büyük engel olarak enflasyon gösteriliyor.
Yıllık enflasyon ocak ayında yüzde 30,65 seviyesindeyken mayıs ayında yüzde 32,61’e kadar çıktı. Temmuz ve ağustos aylarında yeniden düşüş yaşanmasına rağmen enflasyon yüzde 30 seviyesinin üzerinde kalmayı sürdürdü.
Enerji ve gıda fiyatları hariç tutularak hesaplanan çekirdek enflasyon da yaklaşık yüzde 30 seviyesinde bulunuyor. Hizmet sektöründeki fiyat artışlarının daha yüksek seyretmesi de Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinde daha ihtiyatlı hareket etmesine yol açıyor.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, ağustos ayında yaptığı açıklamada politika faizinin sabit tutulmasının nedenine ilişkin değerlendirmesinde, mart ayının başından itibaren yaşanan savaş ve jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini sınırlamak istediklerini ifade etti. Karahan, yüksek enflasyonun nedenleri arasında savaşa işaret etti.
ENERJİ FİYATLARI HESAPLARI BOZDU
Batı Asya’da artan gerilimle birlikte petrol ve doğalgaz fiyatlarında yaşanan yükseliş, enerjide dışa bağımlı ülkelerden biri olan Türkiye açısından enflasyon riskini artırdı.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, açıklanan ve 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’ın ardından enflasyona ilişkin soruları yanıtlarken, İran-ABD arasında yaşanan savaşın bu yıl enflasyona etkisinin yaklaşık 7 puan olduğunu hesapladıklarını söyledi.
Petrol fiyatlarındaki yükseliş yalnızca akaryakıt fiyatlarını etkilemiyor. Taşımacılıktan üretime kadar pek çok alanda maliyetlerin yükselmesine neden olan enerji fiyatları, bu maliyetlerin ürünlere yansıması halinde enflasyonun yeniden hız kazanması riskini beraberinde getiriyor.
Bu nedenle TCMB, iç talebin zayıflamasına rağmen faiz indirimi konusunda aceleci davranmıyor. Erken bir faiz indiriminin dövize yönelimi artırarak TL’de değer kaybını hızlandırması ve ithal ürünlerin maliyetlerini yükselterek enflasyonu yeniden tetiklemesi ihtimali bulunuyor.
DOLARDAKİ YÜKSELİŞ DE BİR RİSK
Dolar/TL kuru yıl boyunca kademeli bir yükseliş gösterdi. Aylık ortalama dolar kuru ocak ayında 43,11 TL iken temmuz ayında 46,95 TL’ye yükseldi. Dolar/TL kuru, 10 Eylül 2026 saat 15.45 itibarıyla 48,50 seviyesinde seyrediyor.
Kurda yaşanan yükseliş, TCMB’nin faiz indirimlerinde temkinli davranmasına neden olan unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Yüksek enflasyon ortamında hızlı bir faiz indirimi, TL’nin getirisini azaltarak dövize olan talebi artırabilir ve dolar/TL üzerinde yeni bir yükseliş baskısı oluşturabilir.
TCMB’nin kurdaki oynaklığı sınırlamak amacıyla rezervlerini kullanması da faiz indirimi açısından ilave bir risk oluşturuyor. Faiz indiriminin ardından döviz talebinin hızlanması durumunda Merkez Bankası’nın kuru dengelemek için daha fazla rezerv kullanması gerekebilir. Bu durum rezerv birikimini zorlaştırırken mevcut rezervler üzerindeki baskıyı da artırabilir.
Bu nedenle TCMB, kur ve rezerv dengesini bozmayacak şekilde faiz indirimi yapılmasına imkan verecek koşulların oluşmasını bekliyor.
Enflasyon beklentileri de Merkez Bankası’nın hareket alanını daraltıyor. Temmuz ayında piyasa katılımcılarının 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 24 olarak ölçülürken, şirketlerde bu oran yüzde 33,1, hanehalkında ise yüzde 46,1 oldu.
Beklentilerin yüksek seviyede kalması, faiz indiriminin fiyatlama davranışlarını ve döviz talebini yeniden bozabileceği yönündeki riskleri artırıyor.
YÜZDE 37 FAİZİN GERÇEK FATURASI DAHA YÜKSEK
Politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olması, şirketlerin bankalardan yüzde 37 faizle kredi kullandığı anlamına gelmiyor.
Temmuz ayının sonunda TL ticari kredi faizleri yüzde 48’in üzerine çıktı. Tüketici kredilerinde ise faiz oranları yüzde 60’ın üzerinde seviyelere ulaştı.
Bu durum özellikle yatırım yapmak, işletme sermayesi oluşturmak veya borçlanarak büyümek isteyen şirketler açısından finansmana erişimi daha maliyetli hale getiriyor.
Yüksek kredi maliyetleri yatırım ve tüketimi baskılarken ekonomideki iç talebin de yavaşlamasına neden oluyor.
YATIRIM VE TÜKETİM YAVAŞLIYOR
Yüksek faiz politikasının en belirgin sonuçlarından biri kredi kullanımındaki yavaşlama oldu.
Şirketlerin yeni yatırımlarını finanse etmesi zorlaşırken, yurttaşların otomobil, konut ve dayanıklı tüketim ürünleri gibi yüksek tutarlı harcamaları da pahalı krediler nedeniyle baskı altında kalıyor.
TCMB verileri, kart harcamaları ile otomobil satışlarında gerilemeye işaret ediyor.
Sabit sermaye yatırımlarındaki artışın sınırlı kalması da yüksek finansman maliyetlerinin reel sektör üzerindeki etkisini gösteriyor.
YURTTAŞIN DÖVİZE YÖNELMESİ SINIRLANIYOR
Merkez Bankası’nın faiz indirimi konusunda temkinli olmasının bir başka nedeni de döviz kuru ve rezervler üzerinde oluşabilecek baskı.
Politika faizinin yüksek tutulması, TL mevduatın getirisini destekleyerek yurttaşların dövize yönelmesini sınırlıyor. Faizin erken veya hızlı biçimde düşürülmesi halinde TL’den dövize geçişin hızlanması ve bunun kur üzerinden enflasyonu yeniden yükseltmesi ihtimali endişe yaratıyor.
TCMB açısından rezervlerin yeniden güçlendirilmesi de önem taşıyor. Brüt rezervler mart sonunda yaklaşık 155 milyar dolar seviyesindeyken ağustos ayında 185 milyar dolara çıktı. TL mevduatın toplam mevduat içerisindeki payı da yüzde 62 seviyesine yükseldi.
Merkez Bankası, enflasyonda kalıcı bir düşüş görülmeden yapılacak faiz indiriminin döviz talebini artırmasından, rezerv birikimini tersine çevirmesinden ve kurdaki yükseliş yoluyla fiyat artışlarını yeniden hızlandırmasından çekiniyor.
Bu riskler, yüzde 37 seviyesindeki politika faizinin uzun süredir değiştirilmemesinin başlıca gerekçeleri arasında bulunuyor.
FAİZ İNDİRİMİ NE ZAMAN GELEBİLİR?
Piyasalardaki beklenti, faiz indirimlerinin tamamen sona erdiği yönünde değil.
Ekonomistler; enerji fiyatları üzerindeki baskının azalması, enflasyonun kalıcı olarak gerilemesi ve döviz kurunda yeni bir hareket yaşanmaması durumunda yılın son aylarında sınırlı faiz indirimlerinin yeniden gündeme gelebileceğini öngörüyor.
Piyasa anketlerinde yıl sonu politika faizi beklentisi yaklaşık yüzde 35 seviyesinde bulunuyor.
Buna karşın petrol ve doğalgaz fiyatlarının yüksek seyretmeye devam etmesi, döviz kurundaki yükselişin hızlanması veya enflasyon beklentilerinin yeniden bozulması halinde yüzde 37’lik politika faizinin daha uzun süre korunması gündeme gelebilir.
Ortaya çıkan tablo, TCMB’nin faiz indiremiyor olmasından ziyade, yeni bir faiz indiriminin beraberinde getirebileceği riskleri yüksek gördüğüne işaret ediyor. Merkez Bankası açısından temel soru artık faizin ne zaman düşeceğinden çok, enflasyonun faiz indirimi yapılmasına imkan verecek kadar kalıcı biçimde gerileyip gerilemeyeceği.
Merkez Bankası faiz kararını açıkladıEkonomi
TOKİ İstanbul kiralık sosyal konut başvuruları ne zaman başlayacak?Ekonomi
Türkiye genelinde mağaza ağı kurdu. 38 yıllık Türk tekstil devi iflasın eşiğindeEkonomi
OVP'ye yeni çalışma modelleri girdi: Milyonlarca çalışanı ilgilendiriyorEkonomi