TARIK IŞIK / NEFES

Sınırın hemen ötesinde, gözle görülmeyen ama her geçen gün büyüyen bir tehlike var. Adı Metsamor. Ermenistan topraklarında, Türkiye sınırına yalnızca 16 kilometre, Iğdır’a ise 30 kilometre mesafede. Metsamor, bugün dünyada faal olan en eski ve en çok eleştirilen nükleer santrallerden biri.

Geçtiğimiz hafta Iğdır ve Kars’ta bir araya gelen hekimler, hukukçular ve çevre örgütleri bu konuyu yeniden gündeme taşıdı. Ağrı-Kars-Ardahan-Iğdır Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Barlas Sülü’nün öncülüğünde düzenlenen toplantılarda ortaya konan tablo, kulak arkası edilemeyecek kadar hayati. Santralin geçmişi, bugünkü endişelerin de kaynağı. İlk reaktör 1976’da ikincisi 1980’de devreye girdi. Daha inşaat aşamasındayken, Sovyet bilim insanları bile tesisin aktif bir deprem kuşağında yapıldığını söyleyerek itiraz etmişti. Bu uyarılar boşa çıkmadı. 1988’deki Spitak Depremi’nin ardından toplumsal baskı o kadar büyüdü ki iki reaktör de kapatıldı. Ancak Ermenistan, enerji ihtiyacını gerekçe göstererek 1995’te ikinci reaktörü yeniden çalıştırdı ve santral bugün hâlâ, ilk tasarlandığı Sovyet dönemi teknolojisiyle üretim yapmaya devam ediyor.

Peki bu neden sadece Ermenistan’ın değil, bizim de derdimiz? Çünkü nükleer bir kaza sınır tanımaz. Dr. Sülü’nün belirttiği gibi, olası bir deprem ya da teknik arıza; Türkiye’yi, Nahçıvan’ı, İran’ı ve Azerbaycan’ı da vuran bir felakete dönüşebilir. Soğutma suyu bölgeden geçen Aras Nehri’ne akıtılıyor; bu da riski su kaynakları ve tarım üzerinden büyütüyor, zira Iğdır ovası da bu nehirle besleniyor.

Sağlık verileri de çarpıcı bir tablo çiziyor: Ağrı, Kars, Iğdır ve Ardahan’da kanser vakaları ülke ortalamasının üzerinde. Bilim insanları bunda çevresel etkenlerin payına dikkat çekiyor, Metsamor’u da bu denklemin bir parçası sayıyor.

Amaç korku yaymak değil; yıllardır konuşulan bu riski uluslararası gündemde tutmak. Tabip odalarının, baroların ve çevre platformlarının ortak sesi, meselenin Kafkasya’yı ilgilendiren bölgesel bir güvenlik sorunu olduğunu gösteriyor.

Ermenistan’ın santralin ömrünü 2036’ya uzatma planı işi daha acil kılıyor. Her ülkenin enerji politikasını belirleme hakkı var; ama bu hak, komşu halkların can güvenliğini riske atarak kullanılamaz. Metsamor tehlikesi görmemezlikten gelinse de Türkiye için aslında günlük hayatın parçası. İçtiğimiz su, soluduğumuz hava bu santralin güvenliğine bağlı. Uyarıları duymazdan gelmek, bedelini bu toprakların ödeyeceği bir kumar olur.

ÇOBAN ATEŞI SUSUZ’DAN YAKILDI

1940’ta kurulan ve 1954’te diğer köy enstitüleriyle birlikte kapatılan Cılavuz Köy Enstitüsü, Kars’ın Susuz İlçesi’ndeki bir eğitim yuvasıydı. Kapatılmasının üzerinden 72 yıl geçmesine rağmen yolumuzu aydınlatan bir meşale olmaya devam ediyor.

Doğunun uzak bir köşesindeki bu küçücük ilçeden Tuncer Bakırhan’dan Çetin Bilgir’e; Selahattin Beyribey’den Aslan Aydar’a; Özgen Nama’dan Barış Yarkadaş’a kadar çok sayıda siyasetçi de yetişti. Ankara Temsilcimiz Deniz Zeyrek’in yazılarından iyi bildiğinizi düşündüğüm Susuz’un bir evladı olmak benim için de ayrı bir gurur kaynağı.

Bunları neden mi anlattım? CHP’deki ayrışma Özgür Özel ekibinin Yeni Parti’yi kuracağını açıklamasıyla vites yükseltti. Açıklamanın ardından ilkler de yaşanmaya başladı. CHP’deki büyük yarılma sadece milletvekilleri il ve ilçe başkanları arasında yaşanmıyor.

İl Belediye Başkanları çoğunlukla CHP’de kalacağını açıkladı. Ancak CHP’nin Kars’taki kalesi Susuz’un Belediye Başkanı Oğuz Yantemur, CHP’den istifa ederek ve Özel’e açık destek vererek çoban ateşini yaktı.

Metsamor’u görmezden gelemeyiz - Resim : 1

INSTAGRAM’DAN SATILIK BÜYÜKELÇI ARABASI

Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçiliği, büyükelçiye tahsis edilen Mercedes S 350 marka makam aracını satılığa çıkardı. Dikkat çeken nokta ise diplomatik plakalı araç için büyükelçiliğin Instagram hesabından duyuru yapılması.

Muhabirimiz Haşim Kılıç’ın aktardığına göre 2012 model ve 331 bin kilometredeki araç için fiyat belirlenmezken, en yüksek teklifi veren alıcıya satılacağı belirtildi. Geçtiğimiz hafta satışa çıkan araç henüz yeni sahibini bulmadı. Şimdiye kadar yapılan teklifler arasında en yüksek teklif 13 bin 500 ABD doları oldu.

Diplomatik ve yabancı plakalı araçlar sadece Türkiye’de ikamet eden ve çalışma izni bulunan yabancılara satılabiliyor. Benzer özelliklere sahip bir aracın Türkiye’deki satış fiyatı yaklaşık 2,5 milyon TL. Büyükelçinin aracının ise 15 bin dolara satılacağını farz edersek bu da yaklaşık 700 bin TL’ye denk geliyor.

Özellikle lüks araçlarda ÖTV’den dolayı neredeyse “bir araba kendine, 2.5 araba devlete” gibi bir hesap ortaya çıkıyor. Ancak yabancı plakalı araçlar ÖTV’den muaf. Bakalım büyükelçinin Türkiye şartlarındaki sudan ucuz arabası kime kısmet olacak.