Gazeteci sordu: “Umutsuzluğa kapıldığınız an oldu mu hiç? Örneğin İmralı heyetleri noktasında hepimiz tedirgin olduk. Acaba dağılır mı diye bir düşünceniz oldu mu?”

Başkan yanıtladı: “Bu iş 2009’a, 2013’e ya da önceki çalışmalara benzemez. Eğer bu iş başarısız olursa, duvar yıkılırsa, sivil siyaset bu duvarın altında kalır ve Allah korusun başarısız olduğumuz zaman (Komisyonun kurulduğu) 4 Ağustos 2025’tekinden daha vahim bir duruma dönüşebilir şartlar…”

Gazeteci devam etti: “Niçin böyle söylüyorsunuz?”

Başkan kısa yanıt verdi: “Bölgede bu kadar çatışmanın olduğu bir ortamda bu yangına benzin dökecek çok eller var.”

Gazeteci bir kez daha yineledi: “Ama PKK güçsüzleşti, dağıldı bitti. Yani bunu ne körükleyecek?”

Başkan anlattı: “PKK bir günde oluşmadı. Dağıldı, mücadeleyle baskı altına alındı ama nihayetinde başka bir aklın sokakları çok rahat karıştırabilecek tezgahlar kurabileceği de aşikardır.”

Evet… Bu diyaloglar önceki gece İstanbul Yıldız’daki Meclis Çalışma Ofisi’nde, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’la bir grup gazeteci arasında geçti. Benim de davetli olduğum toplantıda, Halk TV yazarı İsmail Saymaz, Independent Türkçe Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek, Ülke TV Genel Yayın Yönetmeni Hasan Öztürk, Türkgün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Müftüoğlu, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Özay Şendir, YeniŞafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu, Sabah Gazetesi yazarı Melih Altınok ve gazeteci Ferhat Murat sorularını Kurtulmuş’a yöneltti ve “Terörsüz Türkiye sürecinin” son durumunu anlamaya çalıştılar.

Süreç ABD’nin Irak’ı işgaliyle başladı”

* MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu süreci dillendirdi. Siz devlet aklı dediniz. Ne öngörüldü de bu başlatıldı? Herkes diyor ya nereden çıktı bu diye.

Bu bölgede yaşadığımız hiçbir şeyin tesadüf olmadığını biliyoruz. Özellikle çok net konuşmak gerekirse Amerika’nın Irak’ı işgaliyle birlikte başlayan süreçte fiilen bölgenin etnik ve mezhebi anlamda bölünmesi süreci uygulamaya konuldu. Birçok ülkede bu uygulamanın sonuçları çok kötü bir şekilde ortaya çıktı. Şimdi bizim bunu geri çevirmemiz lazım. Burada Türkiye’ye dönük baktığınız zaman bizim en ağır bedel ödediğimiz mesele, terör meselesidir. Bunun için ne yapmak gerekiyorsa hızlı bir şekilde yapmak lazım. Kaldı ki emperyalizmin bakışının dışında, zaman zaman emperyalizmi koltuğunun altına almış, zaman zaman emperyalizmin koltuğunun altına girmiş olan Siyonizm de çok açık bir şekilde son kozlarını oynamaya başladı. Bunu görmeden bu bölgede siyaset yapmak saflıktır. Artık son vuruşunu yapmayı epey bir süredir gündeme getirdi. Lübnan’daki iç savaş buydu, Suriye’deki iç savaş buydu. Ayrıca birçok ülkede rejim değişikliklerinin çok süratli bir şekilde gerçekleşmiş olması hedeflerinin bir parçasıydı. En sonunda Gazze üzerinden son safhaya geçmeyi düşündüler. Büyük İsrail projesinde esas yutulması gereken ana gücü Türkiye’dir. Bunu görüyorsak, biliyorsak iç kalemizi tahkim edeceğiz.

Önce partiler çalışma yapacak”

* Bayramdan sonra Meclis’te gündeme gelecek olan, PKK’lılar için suça karışmayanlar bakımından infaz indirimi, Öcalan için umut hakkı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış olanlar için durumun yeniden gözden geçirilmesi imkanı gibi maddeler… Bayramdan sonra bunlar mı Meclis gündeminde olacak?

Önce partilerin kendi hazırlıklarını yapmaları lazım. Bu hazırlıkların yapılabileceği konusunda partilerin uzlaşısı var. Partilerin bir kısmının hazırlığı mevcutta var, bir kısmının hazırlığını tamamlaması lazım. Raporu hazırlarken de böyle oldu. Önce partilerin kendi raporları kamuoyuna açıklandı ki yani neredeyse iki partinin ortak iki cümlesi yok ama sonuçta müzakere ederek, konuşarak herkes müşterek bir noktaya geldi. Aslolan partilerin her birinin kendi siyasal bakış açıları bakımından bu sürece ilişkin nasıl bir yasal düzenleme öngördüklerini, çalışmalarını olgunlaştırmalarını ve sonra müzakere etmeleri gerekir. Partiler yapacak bu çalışmayı.

Yasalaşma bayramdan sonra gelir”

*Terörsüz Türkiye hedefi kapsamında TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu tamamlandı. Dediniz ki ‘Bayramdan sonra hayırlısıyla Meclis’te ilgili yasal düzenlemeler için görüşmeye başlayacağız.’ Bu takvim ne zaman başlıyor ve ne olacak?

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu’nun en önemli tarafı tüm partilerin uzlaşıyla, ortak bir metinde buluşmuş olmalarıydı. Bu rapor tabii ki her şey değil ama bir yol haritası mahiyetinde. Raporun özellikle 6. ve 7. bölümlerinde neler yapılabileceğine ilişkin somut öneriler ortaya kondu. Bundan sonra süratle yasalaşma safhası gerekiyor. Benim kanaatim yine tüm partilerin uzlaşısıyla ortak bir metin üzerinde mutabakat sağlanmasıdır. Bunun için de çok vakit kaybetmeden bu konunun ele alınması lazım. Bayramdan sonra gündeme gelir diye düşünüyorum. 6’ncı bölümde mutabakatla üzerinde durulan, “kritik eşik” meselesi var. Bu konuda yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için örgütün silahları bıraktığının ve kendini feshettiğinin devletin güvenlik birimleri tarafından tespit edilmesi bir ön şart olarak ortaya kondu. Bu çalışmalar eş zamanlı olarak da yürütülebilir ama sonuçta örgütün kendisini feshetmesi ve silahların bırakıldığının tespit edilmesi Meclis’in yapacağı bir iş değil; tabii ki güvenlik birimleri çalışmasını yapacak. Bu konuda en azından büyük oranda, bu istikamette ilerleme sağlandığına ilişkin bir karar ortaya çıkarsa ondan sonra zaten tabii ki konunun gereği olan yasal düzenlemeler yapılır.

İlk kez karşımıza çıkan bir durum: Bir örgüt kendisini feshetti”

* Cezasızlık algısı oluşmayacağı ve çıkarılacak yasanın diğer örgütler için geçerli olmayacağı değerlendiriliyor. Burada yazım tekniği nasıl sağlanacak?

Biliyorsunuz zaten Türkiye’de, herhangi bir örgüt üyesinin ‘Ben pişman oldum’ demesinin ardından etkin pişmanlıktan yararlanması adına müsait bir hukuk sistemimiz var. Ama buradaki durum, ilk sefer karşımıza çıkan bir durum ve bir örgüt, kendisini feshettiğini söylüyor. Feshettiğinin tespiti ve tescili sağlandıktan sonra mevcut örgüt yani PKK, münfesih örgüt haline dönmüş oluyor. Dolayısıyla burada başka bir hukukun uygulanması lazım. Bunu da söylerken suça karışmış, karışmamış gibi ayrımları yapmadan söylüyorum; herhangi bir örgüt üyesinin hakikaten hiçbir adli kaydı olmasa bile gelip müracaat ettikten sonra mutlaka onlarla ilgili bir mahkeme kaydının olması, şartlı salıverilme şartlarından istifade edecekse de o şekliyle istifade etmesi konusunda bir mutabakat ortaya çıktı. “Af algısı” olmaması dediğimiz de budur. Yani herhangi bir ceza ortadan kaldırılmayacak ama insanların ben örgüt üyeliğinden vazgeçtim diye geldiği zaman onun da kaydının yapılarak birtakım infaz imkanlarından istifade edilerek salıverilmesi mümkün hale getirilebilir.

Devletin içerisinde tek bir siyasal akıl yoktu”

* Örgütte tasfiye süreci yaşanıyor. Burada devletle siyasetin (diğer partileri de kastederek soruyorum) beraber çalışması konusunda ne dersiniz?

Geçmiş dönemlerde rahmetli Demirel’in, Özal’ın, Erbakan Hoca’nın, Erdal İnönü’nün çeşitli vesilelerle çeşitli dönemlerde o günün şartları içerisinde PKK terörünün bitirilmesiyle ilgili girişimleri oldu. Hatta bazılarının doğrudan temasları oldu. Çok mesafeler alındı zannedildi ama bir anda her şey altüst oldu. Bunun birkaç sebebi var. Bunlardan bir tanesi devletin içerisinde tek bir siyasal aklın olmamasıydı. 2009-2013 süreçlerini de hatırlıyoruz. Hemen hemen çok büyük bir mesafe alınmış, neredeyse sonuç elde edilecekken birtakım provokasyonlarla, örneğin Habur provokasyonu, Sakine Cansız ve arkadaşlarının öldürülmesi provokasyonu, Oslo görüşmelerinin sızdırılması provokasyonu gibi birtakım provokasyonlarla devletin içerisindeki FETÖ’cü ve başka unsurlar süreci zehirlediler. O süreçlerde de devlet tek bir siyasal akılla ortaya çıkmadı. Bu sürecin en önemli artılarından birisi, devletin bütün kurum ve kuruluşları ortak bir istikamette yürüyor, büyük bir eş güdüm içerisinde süreç devam ediyor. Daha da önemlisi, konu hiçbir zaman Meclis zeminine taşınmamıştı, ilk defa Meclis zeminine taşındı. Bir partinin ya da bir iktidar grubunun kanaati, fikri olmanın ötesinde, bir parti dışında 11 partinin katıldığı, temsilci verdiği, milli iradenin sahiplendiği bir demokratik zemin ortaya çıktı. Rapor ortaya çıktıktan sonra da hemen hemen endişelerin büyük bir kısmı ortadan kalktı. İran, Suriye ve bölgedeki diğer gelişmelere baktığımızda her an çok kırılgan bir sürecin içinde olduğumuz aşikâr. Elimizin çok rahat olduğu bol bir zamanımız yok.

Üçüncü göz komisyonun kendisidir”

* Bu süreçte hiç üçüncü gözün meseleye tecessüs etme gibi durumu oldu mu?

Olamadı, tam da bu sebepten olmadı… Geçmişte çatışma çözümlerinin ülkelerde nasıl uygulandığını biliyoruz; çoğunda hep üçüncü göz girmiş devreye. Bir kısmında silahlı çatışmalar bittikten sonra demokratikleşme süreci başlamış. Diğer örneklerden farklı olarak bizdeki siyasetin içerisinde konunun hep gündemde olması bir avantajdı ve Meclis’te herkesin katılmış olması üçüncü göze gerek bırakmadı. Üçüncü göz, bizatihi Komisyon’un yani milletin kendisidir.

Silivri mahkemelerini nasıl görüyor?

* İç cepheyi tahkim edebildik mi peki? “CHP zor şartlarda yaptı bu çalışmalara girdi” dediniz. Mesela Silivri Mahkemelerini nasıl görüyor Numan Kurtulmuş şu anda?

O konuyla ilgili de yine raporda söylediğimiz, ittifakla söylediğimiz şeyler var. Mahkemelerin nasıl devam edeceği, nasıl cereyan edeceğine biz karar veremeyiz ama sonuçta demokratik standartların yükseltilmesi, sorunların çözümüyle ilgili de ortak rapor elimizdeki önemli bir anahtardır. Bunu derken de tüm toplum kesimleri için, tüm taraflarla da ilgili bireysel olarak da herkesle ilgili demokratik standartların yüksek olduğu bir Türkiye’nin ortaya konulması hedefimizdir.

YARIN: Toplumsal destek ne durumda? Güvenlik birimlerinin son raporları ne?