Plan şuydu:

“Rejimin çöküşü muhtemelen önce kademeli olarak, sonra da birdenbire gerçekleşecek ve İslam Cumhuriyeti’nin güç merkezlerinde düzensizlik ve iç çekişmelerin birikmesiyle birlikte protestolar, grevler ve rejim otoritesine yönelik meydan okumalar artacaktır. Bu koşullar, özellikle Washington’ın Hamaney’i veya rejimin daha tanınmış isimlerinden herhangi birini ortadan kaldırmayı başarması durumunda, ABD liderliğindeki bir askeri harekatla hızlanabilir.” Bu “analizi” 24 Şubat’ta Amerika’nın dış politikasına yön veren ya da yön vermeye çalışan Council on Foreign Relations (CFR)/Dış İlişkiler Konseyi’nde okuduk. Daha İran saldırısına dört gün vardı ve ABD’deki “analistler” bu değerlendirmeleri yapıyorlardı. Hatta, İran’ın başına gelmesi ya da gelmemesi gereken kişinin isimleri üzerinden de değerlendirmeler hakimdi.

Örneğin…

Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve Dış Politika Direktörü Suzanne Maloney, 24 Şubat’ta CFR için kaleme aldı:

“… Alternatif olarak, Aralık 2025 sonlarında başlayıp şubat ayına kadar devam eden son protestolar ve hükümetin acımasız baskısının ardından, rejim, rejimi destekleyen ancak genişletilmiş sosyal ve siyasi özgürlükler ile ekonomik fırsatları savunan İran’ın ılımlı veya reformist gruplarını rehabilite ederek iç karışıklığı hafifletmeye çalışabilir. İslam Cumhuriyeti’nin kurucusunun torunu Hasan Humeyni gibi bir figür, İran’ın uluslararası izolasyonunu, yaptırımlarını ve halkın hoşnutsuzluğunu ortadan kaldırmaya çalışırken devrimci sistemi sürdürmeye yardımcı olabilir. Son ayaklanmanın ardından birkaç önemli reformist politikacının tutuklanması bu sonucu olası kılmasa da Hasan Humeyni’nin Şubat 2026’da önemli bir devrimci etkinlikte Hamaney’in yerine geçmesi, adaylığının hâlâ geçerli olduğunu gösterebilir.”

Maloney’in kafasındaki isim “Ilımlı torun Humeyni”ydi!

Mücteba Hamaney’den duyulan rahatsızlık

“İçimizdeki İsrail” ya da “Amerika” kaybetti - Resim : 1

Aslında ABD Başkanı Trump da “ılımlı” bir isimden yana olduğunu zaman zaman açıkladı. Trump, 17 Ocak’ta Ayetullah Ali Hamaney’in 37 yıllık iktidarına son verilmesi çağrısında bulundu. Politico’ya verdiği demeçte, rejimin sonlandırılması çağrısında bulunan yaygın protestoların dinmiş görünmesi üzerine, “İran’da yeni bir liderlik aramanın zamanı geldi” dedi.

Plan şuydu: “Liderlik değiştiğinde rejim değişir, kaos olur ve ABD-İsrail’le uyumlu bir yönetimle yola devam edilir.”

Suzanne Maloney’in CFR’deki makalesine dönelim:

“Mücteba Hameney, militarize edilmiş bir İslam Cumhuriyeti’nde merkezi bir figür olarak ortaya çıkabilir. Mücteba, aşırılıkçı din adamı Ayetullah Taki Mesbah Yazdi’nin yanında eğitim görmüş ve güvenlik güçleri ve Devrim Muhafızları ile olan geniş bağları sayesinde perde arkasında önemli bir nüfuza sahip. Bölgedeki son ayaklanma ve yoğunlaşan ABD askeri varlığı, Mücteba’nın elini güçlendirmiş durumda.”

ABD’nin etkili düşünce kuruluşlarının kafasında iki isim ve o iki isimden birisi gelirse ne yaşanır sorusuna yanıt aramak vardı. İran Uzmanlar Meclisi, yeni dini liderin Mücteba Hamaney olduğunu açıkladıktan sonra Trump’ın hoşnutsuzluğu açıklamalarına yansıdı. Trump, New York Post gazetesine verdiği mülakatta, İran’la ilgili son durumu değerlendirdi ve İran lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’in ülkenin yeni lideri olmasına ilişkin, “Onun lider olmasından memnun değilim” dedi.

Her gün yeni senaryo yazıyorlar

Plan başarılı olamamıştı.

Hatta savaşın ilk günlerinde “zafer” açıklamaları yapan ABD yönetimi 14’üncü günde “İran’la görüşebiliriz” çizgisine geldi. Bu durumu yine CFR’deki “analizden” okuyalım.

Charles Kupchan… Dış İlişkiler Konseyi’nde kıdemli araştırmacı ve Georgetown Üniversitesi Walsh Dış İlişkiler Okulu ve Hükümet Bölümü’nde uluslararası ilişkiler profesörü. İki gün önce yani 10 Mart’ta şunları yazdı:

“İslam Cumhuriyeti devrilse bile, bölgesel istikrara bağlı istikrarlı bir İran hükümetinin kurulması şüphelidir. Yakın tarih bunu defalarca göstermiştir. Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de rejim değişikliğini zorla gerçekleştirmek için çok miktarda kan ve para harcadı. Sonuçlar felaket oldu. (…) Eğer mevcut rejim iktidarda kalır ve sertlik yanlıları iktidarda kalmaya devam ederse -ki Mücteba Hameny’in atanması göz önüne alındığında bu oldukça olası- Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in rejimi yakından takip etmesi ve yeniden silahlanma girişimlerini engellemesi gerekecektir. Ancak bu sonuç bile, İslam Cumhuriyeti’ni yıkmaktan ve beraberindeki riskleri almaktan daha tercih edilebilir olacaktır. ABD, Washington’ın 2003’teki Irak işgalinin ve rejimin devrilmesinin sonuçlarından hala muzdarip. Beyaz Saray, İran’da aynı hatayı yapma riskini göze alamaz.”

SONUÇ: İran’ın kağıttan kaplan olduğunu ve ABD-İsrail saldırılarıyla yıkılacağını düşünenler her gün yeni bir senaryoyla karşımıza çıkıyor. Gerçeklerse gözümüzün önünde; İran yenilmiyor. Yarın, “İran’daki yoksulluğu, gelir dağılımındaki adaletsizliği” konuşabiliriz ama bunu da İran halkı konuşacak, yoksa “içimizdeki İsrail” ya da “Amerika” değil!