İlk tespiti İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yapmıştı: “Fon soygunu örgütlü bir yapıdır.” Bunu da ilk duyuran NEFES Gazetesi olmuştu.

15 Ekim 2026 tarihli yazımın başlığı:

“Eski Bakan Yardımcısı Mustafa Aksu’nun ‘fon soygununda’ tutuklanma nedeni: Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma.”

Ayrıntılarında da şu bilgileri vermiştim:

“… 2003 yılında AKP’de siyasete başlayan, AKP Ankara İl Başkan Yardımcılığı, Ekonomik İşler Başkanlığı, Çevre ve Enerji Komisyonu ile Esnaf Komisyonu Başkanlığı görevlerinde bulunan ve 2018-2021 arasında, Bekir Pakdemirli döneminde Tarım ve Orman Bakan Yardımcılığı yapan Mustafa Aksu’nun savcılık ifadesine ulaştım.

Fon soygunundaki ‘örgütü’ ilk tespit eden - Resim : 1
Eski Tarım Bakan Yardımcısı Mustafa Aksu "suç örgütüne üye olma" suçlamasıyla tutuklanmıştı.

Aksu’nun, İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından tutuklanma nedeniyle başlayalım:

‘Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, dolandırıcılık…’

Yani İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fon soygununda bir ‘örgütün’ varlığını tespit etmiş. Ayrıca tutuklama yazısında araştırması devam eden dört hissede de yatırımlarının olduğuna atıf yapılmış. Anladığımız, fon soygunu ‘örgüt soruşturması’ üzerinden yürüyecek.”

Peki “örgüt” nasıl tespit edildi? Ya da bu “örgütte kimler var?

Ekonomi bürokrasisi başta olmak üzere örgütlü bir yapı

Dün… Adalet Bakanı Akın Gürlek kameralar karşısına geçti ve çarpıcı bir konuşmaya imza attı. Gürlek’in konuşmasındaki satır aralarını deşifre etmeye çalışalım.

TESPİT 1: ORGANİZE PİYASA DOLANDIRICILIĞI

“Fon soruşturmalarının gündeme geldiği ilk andan itibaren adli ve mali eylem planları uygulamaya konulmuştur. Soruşturmada kapsamlı organize piyasa dolandırıcılığı ve suç yapısı tespit edildi. Üst düzey denetim mekanizmalarımıza sızan şebekenin varlığı belirgin hâle gelmiştir.”

Akın Gürlek’in “organize piyasa dolandırıcılığı ve suç yapısı tespit edildi” vurgusunun altını çizmekte fayda var. Bu noktada “denetim mekanizmaları” derken de ekonomi bürokrasisine işaret edildiği ortada ve bu “üst düzey denetim mekanizmalarına sızan bir şebeke” olduğu ifade ediliyor. Yani, Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul, Takasbank, Merkezi Kayıt Kuruluşu’na sızan “şebeke”.

Bu noktada dün soruşturma kapsamında “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” ve “rüşvet” suçlamalarıyla gözaltına alınan eski Borsa İstanbul A.Ş. Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun, “rüşvet almak” suçundan tutuklandı. Yine dün eski SPK Başkan Vekili Enver Usca, eski SPK Kurul Üyesi Bülent Murat Haholu, eski SPK Ortaklar Finansmanı Dairesi Başkanı Kürşat Sait Babuçcu, eski SPK Piyasa Gözetim ve Denetim Daire Başkanı Ercan Urkan, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Uygulama 4. Daire Başkanı Mustafa Alper Taş ve Tera Holding İdari İşler Direktörü Ümit Sincanlı hakkında gözaltı kararı verildi.

TESPİT 2: BASİT BİR BORSA VURGUNU İLE SINIRLI DEĞİL, KAPSAMLI SUÇ YAPILANMASI

Akın Gürlek açıklamalarında şu noktanın altını çizdi:

“Verilen ifadeler yeni şüpheliler ortaya çıkarıyor. Soruşturma derinleştirilerek devam ediyor. Karşımızdaki yapının basit bir borsa vurgunu ile sınırlı olmadığı, kapsamlı suç yapılanması olduğu tespit edilmiştir.”

İfadelerin yeni şüpheliler çıkardığı çok net! Bu noktada “basit bir borsa vurgunu” olmadığı cümlesi “örgütü” işaret ediyor ve “kapsamlı suç yapılanmasına” dikkat çekiliyor. Bu suç yapılanması, artık birinci ağızdan söylendiği için ortaya çıkarılması gerektiği açık.

“Sistemli bir iş birliğinin delillerine ulaştık”

TESPİT 3: KARTELLEŞEN YAPI SİSTEMİ ELE GEÇİRDİ

Adalet Bakanı Gürlek’in konuşmasında kurduğu şu cümleler “operasyonun” boyutlarını ortaya koyuyor:

“Sistemli bir iş birliğinin delillerine ulaştık. Parayı kontrol eden mekanizmanın içindeki isimler, rüşvet çarkını kurarak üzerindeki denetim mekanizmalarını etkisiz hâle getirmişlerdir. Bu şebekenin amacı bazı hisseler üzerinde oynayarak piyasayı ele geçirmektir. Bu şekilde kartelleşerek ekonomimize zarar vermişlerdir.”

Gürlek’in dediği “sistemli iş birliğinin” amacı piyasayı ele geçirmek ve kartelleşmek! Yani; aynı sektörde faaliyet gösteren bağımsız şirketlerin aralarındaki rekabet ortadan kaldırılıyor. Sonra rekabeti sınırlamak amacıyla bir araya gelerek güç birliği (kartel) kuruluyor ve piyasayı ortak hareketle kontrol ediyorlar.

Gürlek’ten anladığımız; çok büyük bir yapı var ve bu yapının da ekonomi bürokrasisi dışında mutlaka siyasi ayağı, medya ayağı da var.

Fon soygunundaki ‘örgütü’ ilk tespit eden - Resim : 2

TESPİT 4: BORSA BÜROKRASİSİ VE MEDYA ARASINDAKİ İLİŞKİ

Akın Gürlek’in işaret ettiği yerlere bakalım:

“Borsa bürokrasisi, manipülasyonları yapanlar ve medya arasında kapsamlı bir iş birliği yapıldığını görüyoruz.

Yürütülen soruşturmalar yalnızca finansal piyasalardaki usulsüzlüklerle sınırlı değildir. Finansal sistemin altyapısına ve bürokrasinin üst kademelerine kadar uzandığı tespit edilen organize bir yapının bütün bağlantıları araştırılmaktadır.”

Adalet Bakanı’nın açıklamasında “medya” kelimesi dikkat çekici. Bu da önümüzdeki günlerde operasyonların “hız” kazanacağı ve boyutlarının gelişeceğine işaret ediyor.

MHP’NİN YAYIN ORGANI TÜRKGÜN BAŞYAZARI ÇİÇEK:

Büyük vurgunda kimlerin yer aldığı siyasi kimliğe bakılmaksızın açıklanmalı

Dün MHP’nin yayın organı TÜRKGÜN’ün başyazarı Yıldıray Çiçek’in “Fon vurgununun akıbeti takipte” başlıklı yazısında verdiği mesajlar anlamlı. Çiçek özetle diyor ki:

“Fon vurgununa adı karışanların tam listesi yayımlanmadığı için toplumun her kesiminde dedikodular üzerinden ‘Şu varmış, bu varmış, şu kişi büyük vurgun yapmış, şunun vurgunu azmış’ tarzında papatya falı açılıyor. Bu durum, olayla ilgisi olmayan bazı isimlerin itibarını zedelediği gibi, olayın içindeki gerçek isimlerin de gizli kalmasına neden oluyor. Bu nedenle, söz konusu büyük vurgunda kimlerin yer aldığı; unvanına, adına, makamına, sıfatına, bulunduğu konuma veya taşıdığı siyasi kimliğe bakılmaksızın açıklanmalı ve herkes hukuki sorumluluğuyla yüzleşmelidir.”

TÜRKGÜN başyazarının “Büyük vurgunda yer alanların siyasi kimliğine bakılmasın” cümlesi önemli ve değerli.

Ayrıca Çiçek, YENİ Parti lideri Özgür Özel’in “60’a yakın milletvekili ya da yakınlarının doğrudan kendilerinin ya da bir aracı hesabıyla bu fonlarda oldukları söyleniyor”, gazeteci Erdem Atay’ın “Aldığım duyumu söyleyeyim: Yaklaşık 60 kadar AK Partili, 22 kadar da MHP’li siyasetçinin adı geçiyor…” ve Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu’nun “Oğlumu tutuklayacak daha anasından doğmadı, tek başıma yapmadım, sadece ben mi yaptım?” iddialarını da gündeme getiriyor ve diyor ki:

“O yüzden fon vurgunu konusunda oluşan sisli bulutlar dağıtılmalı ve kimsenin korunmadığı somut adımlarla kamuoyuna gösterilmelidir.

Sürecin somut adımlarla nasıl ilerleyeceği ise toplumda dikkatle takip ediliyor.

Fon soygunundaki ‘örgütü’ ilk tespit eden - Resim : 3

Endonezya “fon soygununda” canlı bir laboratuvar

Ekonomi çevrelerinin ilk günden bu yana dikkat çektiği, hatta bazı raporlara yansıyan Endonezya örneği var.

Bir raporda şu değerlendirme var: “Endonezya, sürecin nereye evrilebileceğini gösteren canlı bir laboratuvardır.”

Endonezya sürecini özetleyelim:

Jakarta borsasında Ekim 2023’te kote olan Barito Renewables (BREN), asgari halka açıklık eşiklerini biçimsel olarak sağlıyordu; ne var ki dolaşımda görünen payların büyük bölümü hâkim ortakla dolaylı bağlantılı yapıların elindeydi ve piyasada gerçekten işlem görebilen miktar yüzde 2-3 bandına inmişti.

Bu daraltılmış zeminde pay, aylar içinde yüzde 1.000’i aşkın prim yaparak şirketi ülkenin en değerli kuruluşu hâline getirdi; Ağustos 2024’te de Morgan Stanley Capital International (MSCI) Küresel Standart Endeksi’ne kabul edildi. MSCI, küresel yatırımcıların dünya genelindeki borsa ve hisse senedi piyasalarının performansını ölçmek için kullandığı en büyük ve en etkili uluslararası endeks sağlayıcılarından biridir.

Dönüm noktası bir ay sonra geldi: FTSE Russell (küresel finans piyasaları için borsa endeksleri üreten, yöneten ve lisanslayan, Londra Borsası Grubu’nun iştiraki olan dünyanın lider endeks sağlayıcılarından biri), ortaklık yoğunlaşması kuralının ihlal edildiği -dolaşım rakamının gerçeği yansıtmadığı- tespitiyle payı kendi küresel endeksinden çıkardı.

Ardından pay art arda günlük düşüş limitine dayandı; borsa yönetimi payı sürekli işlemden alarak özel gözetim usulüne (tam çağrılı müzayede) geçirdi; Endonezya’da düzenleyici otorite OJK, fon ağının gerisindeki gerçek faydalanıcıları resmî incelemeye aldı.

Raporlara göre ders, çöküşten çok verilen yanıttadır.

OJK 2026’da piyasa bütünlüğünü hedef alan reform programı çerçevesinde 32 manipülasyon dosyasını aynı anda ele almış; Temmuz 2026 itibarıyla bunların 17’sinde yaptırım safhasına ulaşmış, kalanını adli mercilere hazırlamıştır.

2026’da devreye giren yeni finansal sektör mevzuatıyla idari yaptırım zemini güçlendirilmiş ve dosyalar ceza soruşturmasına konu edilmiş. Ülke hafızasında ayrıca, pay fiyatlarını yapay yollarla yükseltip bu payları devlet fonlarına satan Jiwasraya ve Asabri faillerine verilen müebbede varan hapis cezaları durmakta.

Endonezya’da şüpheler; düzenleyicinin isim, tarih ve tutar içeren resmî açıklamalarıyla kamusal bir olguya dönüşmüş, bir kısmı iddianamelere taşındı.

Bu durum da Türkiye için örnek olacak gibi duruyor!