Post- Factual Politics ya da Post-Reality Politics…

Duygulara hitap ederek ve olgularla desteklenmeyen bir mesajı tekrar tekrar öne sürerek siyaset yapma kültürü.

Washington Post’un etkili kalemlerinden “Neo-Con” George Will başta olmak üzere özellikle ABD ve İngiltere siyasetinde sıkça kullanılıyor.

Aslında ‘siyaset ve medya eliyle aldatma’ demek daha doğru. Post-truth; gerçek ötesi… Algıların, olguların önüne geçmesi!

21’inci yüzyılın en güçlü silahı da “Algı operasyonu” yapmak! Algı operasyonunun tanımını hatırlayalım: “Toplumu, istenilen şekilde düşünmeye ikna etmek için etkilemek.”

Kritik dönemlerde ortaya çıkıyorlar.

Sosyal medyayı esir almış bazı hesaplar üzerinden “gazetecilik” yapmaya çalışanlara karşı “kampanya” yapıyorlar. Evet… Özellikle AKP iktidarı döneminde kimi gazeteciler, halka hakikati anlatmak yerine “tuttuğu takımın” pardon siyasi partinin ya da o siyasi partideki “liderin” savunucusu olmayı kendinde hak görüyor. Görebilir! Bu sosyal medya hesapları, partilerin ya da o “liderlerin” kontrolü altında yapılan gazeteciliği göklere çıkarırken, siyasi odakların sesi olurken, kitleleri de “ikna” etmeye çalışıyor.

Konumuz iktidara yakın medya değil; çünkü onları biliyoruz.

Konumuz, “Bizim mahallenin” yaptığı ya da yapmaya çalıştığı.

Görmemiştim.

Bazı gazeteci arkadaşlarım yollayınca haberim oldu.

Sosyal medyada bazı hesaplar- kimin yönlendirdiğini öğrendim- şu ifadeleri kullanmış:

“Butlan kararının ardından Nefes Gazetesi’nin açık şekilde butlancıların yanında konumlandığı görülüyor. Bunun nedeninin, butlancılara destek veren muhalif medya kuruluşlarının sayısının sınırlı olduğu bir ortamda, parti bütçesini kontrol eden kesime yakın durarak ekonomik ve siyasi çıkar elde etme hesabı olduğu düşüncesindeyim. Bu nedenle Nefes Gazetesi ve özellikle Aytunç Erkin’den uzak durun.”

Diyeceksiniz ki birkaç sosyal medya hesabını ciddiye alıp, neden yazıyorsun? İki gündür bu konu gündem oldu ve CHP içinde de tartışılıyor. Bu “yalan” hem beni hem NEFES’i ilgilendiriyor. Olay kişisel değil!

CHP’de yaşanan “kavgada”-kimine göre dışarıdan yani sarayın müdahalesi, kimine göre iç kavga- bir tarafı tutmazsan ya da iki tarafı da eleştirirsen ya da iki taraftan da bilgi alıp yazarsan “sosyal medya” çöplüğü harekete geçiyor.

“Butlancı NEFES”i hangi merkez yazdı?

"NEFES Gazetesi butlancıların yanında” yazanların gazeteyi okumadıklarını anlıyorum. 22 Mayıs’tan bu yana gazetenin arşivine baktım, ne Kemal Kılıçdaroğlu’nu ne Özgür Özel’i öne çıkaran manşetler atılmış. Yazılanlar sadece “olanlar” yani “gerçekler”. “Kurultay satrancı”, “Butlan kavgası karakolda bitti”, “12’nci katta ne yaşandı?”, “Kurultay öncesi ilk hamle PM’de”, “45 gün yeter bir engel yok”, “Özgür Özel: Sandığı acil getirmeliyiz” sadece bazıları. Ancak… Buna rağmen “Butlancı NEFES” yazmak mutlaka bir merkezden yönetilen bir kampanya. Altını çizerek söylüyorum: Bu kampanyayı kimin ya da kimlerin yaptırdığını biliyorum. Ne zaman başladılar bu kampanyaya? “Özgür Özel’in zor kararı, İmamoğlu’nun yolu” başlıklı yazımın ardından.

O yazımda dedim ki:

“Taktik olarak yani ‘anlık olarak’ ne yapmalı konusunda cevap bulmanın zorluğu var. Özgür Özel ve ekibi ‘hukuki mücadeleyi’ sürdürme konusunda ısrarlı ama İmamoğlu’nun siyasi iklimi ‘Adını koyalım ve yürüyelim’ düşüncesinde. Bazı sorular var:

- CHP, kurucu ve kurtuluşun partisi. Bu partiden vazgeçmeyecek kitle nasıl ikna edilecek?

- 111 milletvekilinin kaçı yeni partide yer alacak? Belediye başkanlarının kaçı yeni partiyle hareket edecek?

- Yeni partinin kuruluş kodları, 2002 AKP ya da 1983 Turgut Özal çizgisi mi olacak? Olursa, “öz” CHP’liler buna ne diyecek? Bu noktada en zor kararı Özgür Özel’in vereceğini düşünüyorum. Neden mi? Bunu da birkaç gün sonra açıklanacak yeni bir anket üzerinden tartışırız! (15 Haziran 20206/NEFES)

Hangi yazılardan sonra hedef oldum/k?

Bir gün sonra da AREA Araştırma’nın “butlan” kararının ardından yayıladığı son anketi köşemde paylaştım ve Özgür Özel’in yeni parti sürecinde oy potansiyelinin yüzde 33, CHP tabanının yüzde 60’ının CHP’den kopmadan mücadele etme taraftarı olduğunu verilerle anlattım. Bu iki yazı “birilerinin”, “bir merkezin” dikkatini çekti ve rahatsız oldu. Olsunlar!

Tabii ki tarafsız gazeteci yoktur. Gazetecinin fikri vardır, yorumu vardır. Ancak… Hakikat var bir de! Bizler ya da bizim gibi olanlar Kılıçdaroğlu’yla da Özel’le de Mansur Yavaş’la da İmamoğlu’yla da hatta AKP’lilerle ve diğer partilerle de görüşür, oradan aldıkları bildikleri “gerçekse” yazar, anlatır. Bu görüşmeler onları ne “butlancı” yapar ne Özel’ci ne İmamoğlu’cu. Son 25 yıldır işler değişti biliyorum. İktidarın bazı gazetecileri, muhalefetin bazı gazetecileri diye bir kamplaşma var. Bu kamplaşmada “sadece gazetecilik” diyenler de var. Ben ve benim gibiler “gazetecilikten” vazgeçmeyecek, bunu sosyal medya çöplüğünden “kampanya” yürütenler bilsin.

Ha unutmadan yazayım.

Yarın akşam Kemal Kılıçdaroğlu bir kanala çıkacak ve gazeteci arkadaşlarımız sorularını yöneltecek. Gel gör ki; onlar için de “Butlancı” yazılarını okuyacağız. Arkadaş ne zamandan bu yana gazeteciler soru sormaktan vazgeçti? Ne zamandan bu yana “sosyal medya” gazetecilere yön veriyor. Sizlere rağmen halkın iktidarı kurulacak ve sizin o “dört eğiliminiz” tarihin çöplüğüne atılacak!

Şunu da unutmayın.

Benden propaganda mı istiyorsunuz yoksa bilgi mi? Ben, saydığım bütün isimlerle görüşüyorum ve görüşmeye devam edeceğim. Hiçbiri de bana “şucu bucu” demiyor. O yüzden benden ve benim gibilerden size ekmek çıkmaz! Yani; siyaset ve medya eliyle aldatan taraf değilim, değiliz!