Üç değerlendirme üzerinden tartışalım.
Ekrem İmamoğlu’nun sözleriyle başlayalım:
“CHP’nin genel merkezi artık bütün partililerimizin ruhunu ve yüreğini taşıdığı meydanlardır. (Yeni bir parti) Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. O yol, hukukun, delegelerimizin ve millet iradesinin emrettiği şekliyle yol arkadaşım Sayın Özgür Özel’in Genel Başkanlığı’ndaki CHP’dir. Fakat hukuk çiğnenirse, delegelerimizin ve milletin iradesi yok sayılırsa, bizim milletle beraber yürüdüğümüz her yol meşrudur ve güçlüdür. Milletin diliyle, ruhuyla ve iradesiyle o yolu yapar ve iktidara koşarız. (1 Haziran 2026/T24/Murat Sabuncu)”

Şimdi de Özgür Özel’e bakalım:
“(Yani yeni parti yok mu?) Parti içinde mücadeleyi sürdürebildiğimiz sürece yok. Olmaz. Ama şunu görürüz. Kemal Kılıçdaroğlu partiyi AK Parti’ye dayanak yapmaya devam eder, partiyi küçültür, bitirmek için çabalamaya devam eder… Bizi de CHP içinde siyaset yapamayacak hale getirir… Türkiye’yi normal bir düzleme CHP ile taşıma umudumuzu yok eder… O zaman mecburen yeni parti kurulur. Ama biz sonuna kadar uğraşmadan, her şeyi denemeden, elimizden gelenin tümünü ortaya koymadan CHP’yi bırakamayız. Vicdanımızda ‘Keşke şunu da yapsaydık’ diyecek bir tek nokta bırakmak istemiyoruz. (12 Haziran 2026/Fatih Altaylı)”
CHP’de yaşanan “kriz” ya da Özel-İmamoğlu’nun saptamasıyla “Darbe” veya Kemal Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi “Arınma” sürecinde en çok tartışılan konu “yeni parti”. Bu konuda kafası en net olan ismin Ekrem İmamoğlu olduğu ifade ediliyor. İmamoğlu’na yakın entelektüeller, siyasetçilerin kafasında “CHP’yi de kapsayan ama geniş bir koalisyon olan Türkiye partisi” düşüncesi hakim! Bunu da nereden mi anlıyoruz?
“CHP evi” bitti yeni bir hikaye lazım
Prof. Ali Yaycıoğlu…
Stanford Üniversitesi’nde tarih profesörü.
İmamoğlu’nun fikirlerine danıştığı isimlerden. Zaman zaman röportajlarını ya da yazılarını okuyoruz.
12 Haziran’da yaptığı paylaşımın şifrelerini çözmeye çalışalım:
“Kemal Kılıçdaroğlu’nu 13 yıl boyunca genel başkan olarak taşıyan bir partide ciddi, belki de tamir edilmesi mümkün olmayan yapısal sorunlar yok mudur? Bazı gerçeklerle yüzleşmenin zamanı gelmedi mi? Bugün yaşananları yalnızca rejimle işbirliği yapan bir avuç ihtiras sahibinin komplosuna indirgemek eksik bir okuma olur. Daha isabetli yorum şudur: Rejim, partinin yapısal zaaflarını doğru teşhis etmiş ve stratejisini tam da bu zayıflıklar üzerine kurmuştur. Bu yüzden asıl soru şudur: Bu aşamada öncelik partiyi kurtarmak mı olmalı, yoksa CHP’yi aşan daha geniş bir siyasal zemini kurmak mı?”
CHP’nin “zayıf” olduğu noktalar “rejim” tarafından tespit edilmiş ve strateji de bunun üzerine kurulmuş... Yaycıoğlu’nun sorusu anlamlı ve ileriye doğru bir yön veriyor bizlere: “Bu aşamada öncelik partiyi kurtarmak mı olmalı yoksa CHP’yi aşan daha geniş bir siyasal zemini kurmak mı?” Anlıyoruz ki, 31 Mart 2024 seçimleri öncesi Özgür Özel ve arkadaşlarının ya da “değişim” grubunun sloganıyla hareket edilecek: Türkiye ittifakı!
CHP’den umudu kesen bir çizgi geniş muhalefet tabanıyla buluşmalı.
Bu noktada Prof. Yaycıoğlu paylaşımında açıkça dile getiriyor:
“Bir gerçek giderek belirginleşiyor: 2024 seçimleriyle ortaya çıkan, henüz adı konulmamış, hatta kendisinin bile tam farkında olmadığı geniş bir demokratik hareket var. Türkiye’nin umudu giderek bu harekettir. Bu hareket, CHP’nin kurumsal habitatının ötesinde siyaset üretebilme kapasitesi kazanmak zorundadır.”
Habitat… Bir canlının doğal olarak yaşadığı, beslendiği, barındığı, üreyip çoğaldığı ve neslini devam ettirebildiği yaşam alanı. Diğer bir deyişle, bir canlının evidir. Yaycıoğlu’na göre “CHP’nin kurumsal habitatı” yani “baba ocağı” miadını doldurdu ve “31 Mart sonrasında yeni bir demokratik hareket var”. Yeni “habitat/ev” CHP’yi aşmalı.
2002 AKP ya da 1983 Özal
İmamoğlu’na yakın profesöre göre “Bu hareket enerjisini CHP koridorlarında tüketirse, Türkiye’nin önündeki son demokratik umutlardan biri de buharlaşacaktır”.
Artık CHP’de politika yapmanın anlamının kalmadığının, enerjinin daha geniş bir buluşma için harcanması gerektiğinin altını çizen düşünce iklimi. Tam da bu noktada Ali Yaycıoğlu “zorlukların da” farkında: “Taktik olarak ne yapmak gerektiğinin kolay bir cevabı yok. CHP içindeki hukuk mücadelesini sürdürmek elbette gerekir. Ama bu mücadeleyi asıl mücadelenin yerine ikame etmemek şarttır. Bir süre ikili bir çalışma yürütülebilir. Fakat bu hareketin adını koymak ve oradan ilerlemek, artık asıl yol gibi görünüyor.”
Taktik olarak yani “anlık olarak” ne yapmalı konusunda cevap bulmanın zorluğu var. Özgür Özel ve ekibi “hukuki mücadeleyi” sürdürme konusunda ısrarlı ama İmamoğlu’nun siyasi iklimi “Adını koyalım ve yürüyelim” düşüncesinde. Bazı sorular var:
- CHP, kurucu ve kurtuluşun partisi. Bu partiden vazgeçmeyecek kitle nasıl ikna edilecek?
- 111 milletvekilinin kaçı yeni partide yer alacak? Belediye başkanlarının kaçı yeni partiyle hareket edecek?
- Yeni partinin kuruluş kodları, 2002 AKP ya da 1983 Turgut Özal çizgisi mi olacak? Olursa, “öz” CHP’liler buna ne diyecek?
- Bu noktada en zor kararı Özgür Özel’in vereceğini düşünüyorum. Neden mi? Bunu da birkaç gün sonra açıklanacak yeni bir anket üzerinden tartışırız!