YENİ ÖĞRENDİM

Türkiye’nin aile yapısı iktidarın güya en önemli konuların başında geliyor ama iş uygulamaya gelince korkunç bir durumla karşı karşıyayız.

Özellikle daha az gelişmiş, ekonomik ve kültürel aranda geri kalmış bölgelerdeki “çocuk yaşta doğum” oranı hiç azalmıyor tam tersine artıyor.

Bunda iktidarın “çok çocuk” politikası elbette çok etkili oluyor.

Geçen hafta Meltem Suat’ın hazırladığı Şanlıurfa ve Gaziantep Saha Çalışması Raporu’nu okudum.

İlki iki yıl önce yapılan aynı araştırmanın sonuçlarına göre alınan sözde önlemlere rağmen çocuk yaşta hamile kalma vakaları hiç düşmüyor.

Aileler yasal yaptırımlardan kaçınabilmek için 18 yaş altı gebe çocukları, hastaneye 18 yaş üstü bir akrabasının (teyze, yenge, abla) kimliğiyle getiriyorlar. Sağlık personeli, “yoğunluk” ve “benzerlik” nedeniyle bu durumu ayırt etmekte zorlanıyor.

Yine aileler, çocukları “erken reşit kılmak” ve evliliği yasallaştırmak için kemik yaşı tespiti talebiyle adli tıbba başvuruyor, tıbbi raporlarda “uygun değildir” denilmesine rağmen, mahkemelerin “zorlayıcı haller” gerekçesiyle evlilik izni verdiği görülüyor.

Ensest veya istismar sonucu doğan çocuklar, babanın resmi nikahlı ilk eşinin üzerine kaydediliyor. Bu yöntemle gebelik, sistemde “30 yaşında bir kadının doğumu” olarak görünüyor, çocuk yaşta gebelik ve istismar suçunun izi silinebiliyor.

Yargı da çocuk yaşta gebelik konusunda pek cevval davranmıyor.

Örneğin bu yıl içinde 553 soruşturma açılmış açılmasına ama bunların yarıdan fazlası hala beklemede.

Bu da delillerin karartılmasına neden olduğu gibi anne ve doğan çocuk büyüdüğü için işlem yapılamaz hale geliyor.

Yine 220 kovuşturma dosyasının ise sadece 55’i mahkemeye taşınmış durumda.

Açılan 224 davanın dörtte biri ise “şikayet yokluğu” ya da “rıza” gerekçesiyle kapatıldı.

BUNU YAZMAK GEREK

Kiranın üç katı depozito

Başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerin en büyük sorunu kiraların yüksekliği.

Artık kiralar keyfe göre belirleniyor ve hiçbir önlem de alınamıyor.

Maliye ise sadece kira kontratları üzerinden alacağı vergiye bakıyor.

Bir dostum kiralık ilanlarında gördüğü bir ayrıntıyı anlattı hafta sonunda. İlanlarda kira bedelinin yanında depozito miktarları da yazıyor.

Kimi ev sahipleri bir aylık değil birkaç aylık kira bedeli talep etmeye başlamış.

Gerekçe şu; Evi kiralayan zam dönemi geldiğinde yeni kirayı ödemediği gibi mahkemeye gidip tahliye kararını da durdurabiliyor ya da geciktiriyor. Bu da ev sahibini ekstra tedbir almaya itiyor.

Bu tedbirler içinde “tahliye taahhüdü” de var örneğin.

Gerekçeler ne olursa olsun kira konusunun tadı iyice kaçmış durumda.

GÜNÜN SÖZÜ

İş yok... İşsiz çok...
Para çok... Parasız insan çok...
Yiyecek çok... Alacak insan yok...
Hastane çok... Doktor yok...
Ne âlâ memleket...
Perişan millet... Ahmet ÜSTÜN

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Madenciye eziyet ya patrona?

Eskişehirli madenciler günlerdir başkent sokaklarında.

İlk geldiklerinde polisten şiddet gördüler, soğukta battaniyesiz bırakıldılar, itilip kakıldılar.

Ancak bunlar olurken işçileri perişan eden maden sahibine ne oldu?

Hiçbir şey.

Hiç sıkılmadan “Biz de çok üzülüyoruz” diye bir açıklama yaparak güya ödemelere başladıklarını duyurdular.

İyi de Maliye Bakanlığı bu şirketin banka hesaplarını denetledi mi hiç, maaşların neden 5 aydır ödenmediğini sordu mu?

Çalışma Bakanlığı bu şirketin sigorta primlerini ödeyip ödemediğini kontrol etti mi?

Enerji bakanlığı şirketin gerçekten zorda olup olmadığına hiç baktı mı?

Hiçbiri olmadı tabii ki.

Dün işçileri sabahtan akşama zorladıktan sonra güya bir görüşmeye yanaştılar ama sonuç nafile.

BAŞIMDAN GEÇEN ŞEYLER

Kavacık’ta gece tehlikesi

İstanbul’u bilenler için soruyorum. Kavacık’taki çevre yolu kavşağından hiç gece geçtiniz mi?

Ben defalarca geçtim ve her seferinde içimi bir korku kaplıyor.Çünkü nedense kavşakta hiç ışık yok ve birbirine paralel çıkışlar nedeniyle sürekli tehlike altında kalıyorsunuz.

Oysa kavşak doğru dürüst aydınlatılsa hiç sorun yaşanmayacak.

Bu kadar yoğun bir kavşağın karanlıkta bırakılması akıllara zarar bir durum.