BUNU YAZMAK GEREK

Bilim insanı Ahmet Övgün Ercan geçirdiği ameliyattan sonra duygularını dile getiren şiirsel bir yazı yazmış.

Size de sunmak isterim;

YAŞLANMAK…

Eskiden uzak sanırdık.

Hani haritada küçücük yazan kasabalar vardır ya…

“Oraya bana sıra gelmez” dersin.

Geliyor.

Ekspres trenle.

Ameliyat masasında yatarken,

Hayat film şeridi gibi geçiyor gözünün önünden.

Eskiden fotoğraf çektirirdik.

Şimdi röntgen.

Eskiden “Neredesin?” diye sorarlardı.

Şimdi “Hangi hastanedesin?”

Gençken hayallerimiz vardı.

Şimdi tahlillerimiz.

Gençken aşk acısıyla sabahlardık.

Şimdi tansiyonla.

Romantik şiir yazardık.

Cenazeler çoğalıyor.

Doğum günleri azalıyor.

Gençken dünyayı kurtaracaktık.

Şimdi site yönetiminden kurtulamıyoruz.

Memleketi düzeltecektik.

Şimdi kolesterolle mücadele ediyoruz.

Devrim hayalleri vardı.

Şimdi tuz yasak.

Kim ne derse desin.

Yaşlanmak bir ayrıcalıktır.

Herkese nasip olmaz.

Bazıları yarım kalır.

Bazıları daha başlarken biter.

Biz…

Devam edebildik.

Düştük.

Yaralandık.

Kaybettik.

Ama kalktık.

Son söz mü?

Yaşlanmak

Çöküş değildir.

Bir direniştir.

Sessiz…

İlaçlı…

Biraz ağrılı…

Ama onurlu.

Ve en önemlisi:

Bu hafta Sayın Hüsamettin Cindoruk, Özer Altan, Prof. Dr. Semih Tezcan’ı uğurladık.

İnsan kalabilme sınavıdır.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

İbret alınacak üçlüler

Bu hafta size yine eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu’nun yazısından küçük bir kesit sunmak istedim;

Üç şeyi gizli tutmak gerekir:

DERDİNİ: Başkalarını sevindirir.

SADAKANI: Gizli olanı güzeldir.

İBADETİNİ: Gösterişten uzak olmalı.

Üç şeye güvenme:

GENÇLİĞİNE: Zira gelip geçicidir.

MALINA: Hani bunun ilk sahibi.

İNSANLARA: İnsanların namerdi olur, onlara güvenme.

Üç şeyi de erteleme:

NAMAZINI: Gizlide kalması efdaldir.

TÖVBEYİ: Devamlı olursa daha güzel olur.

İYİLİĞİ: Başa göze kakmamak gerekir.

Üç şeyi ise aklından çıkarma:

YARADANI: Allah kula şah damarından yakındır, unutma.

ÖLÜMÜ: Zira insanlar fani, her nefis ölümü tadacaktır.

HESABA ÇEKİLECEĞİNİ: Ahirette herkes muhakkak hesaba çekilecektir.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Deccal dense daha mı iyi?

Gazeteci Erdem Beliğ Zaman bu pazar için üç iğneleme göndermiş.

Okuyalım;

Kahramanmaraş’ta dokuz canımızı yitirdiğimiz okul katliamının ardından Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e olan tepki arttı!.. Binlerce eğitimci bakanın istifa etmesini bekliyor… Beceriksizliğini kabul edip istifa etmek bir erdemdir, bu yüzden Yusuf Bey’in istifa etmesini beklemek Godot’yu beklemek gibi nafiledir!

***

Dünyayı ateş çemberine alıp, işine gelmeyen ülkeleri ya tehdit eden ya da onlara savaş ilan eden Trump, kendini sosyal medyada Mesih ilan etmiş!... İlla kendine dinî bir sembol arıyorsa ona deccal daha münasiptir

***

Yabancılar, Türkiye’ye boy uzatma ameliyatı için geliyorlarmış… Kelin ilacı olsa başına sürermiş değil mi efendim? Eğer öyle olmasa seksen senelik demokrasiyiz; böyle ne uzar ne kısalır vaziyette mi kalırdık!

ÇOK GÜLDÜM

İki pazar fıkramız var

Bu hafta Yıldırım Tuna’dan gelen iki fıkrayı sunuyorum;

KİMSEYE KEFİL OLMAYIN

Çocukluğundan beri denizci olma hayalleriyle tutuşan adam, limana muhteşem bir gemi yanaşınca artık dayanamayarak güvertede gördüğü 2. Kaptana “Denizci olmak için yanıp tutuşuyorum efendim. Hiçbir becerim ve deneyimim yok ama beni işe alırsanız, yemin ederim, tanıyacağınız en dürüst ve güvenilir insan olduğuma şahit olacaksınız” demiş.

  1. Kaptan açık konuşmasından etkilendiği adamı her konuda problem yaratan huysuz ve suratsız kaptanına götürmüş, epey dil döküp rica etmiş ve adamı işe almışlar. Bir gün adam güverteyi temizlerken gemi müthiş bir fırtınaya yakalanmış, adam denize düşmüş ve kaybolmuş.

Hasar tespiti yapılırken kaptan yardımcısını çağırmış, “Bana dürüst ve güvenilir olduğunu söyleyerek işe aldırdığın senin o adamın var ya!”

“ Evet efendim??..”

“ Nerde o dürüst adamın?”

“ Efendim dün fırtınada denize uçtu ya?”

“Tamam, uçtu da. Giderken paspası da götürmüş şerefsiz?..”

BOĞA KAÇARSA

Herhangi bir mecliste bir konuşma... Çiftçinin ödüllü boğası tam veterinerin evinin önündeki yolda yere yığılınca, çiftçi hemen koşup veterinerden yardım istemiş.

Boğayı muayene eden yaşlı ve tecrübeli veteriner, “Mmmm” demiş, girmiş evine elinde iki tane kocaman kırmızı hapla geri dönmüş… “İlk hapı boğanın rektumuna iyice yerleştirin, hemen ayağa kalkacak ve daha önce hiç görmediğiniz hızda koşacaktır” demiş.

“Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim” demiş çiftçi, “Peki ikinci hap ne için?”

“O’lum boğan kaçmış. Yakalamayacak mısın onu?”