ANALİZ

Amerika ve İsrail’in İran’a saldırısı cumartesi sabah 09.30 sıralarında başladı.

Türkiye dahil birçok ülke saatlerce sessiz kaldı.

Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile ilk “itidal” tavsiyesi içeren açıklama öğleden sonra, yani operasyondan saatler sonra geldi.

Herkes Erdoğan’ın açıklama yapmasını bekliyordu.

Erdoğan ancak gece açıklama yaptı.

Nerede?

AKP İstanbul teşkilatının buluştuğu iftar yemeğinden sonra.

Oysa savaş çok yakınımızda.

Üstelik “dost” olarak kabul ettiğimiz, ambargoya rağmen ticari ilişkilerimizi sürdürdüğümüz, petrol ve doğal gaz ihtiyacımızı büyük oranda karşıladığımız İran’a karşı yapılıyor bu operasyonlar.

Erdoğan Türkiye’yi tek başına yönetiyor.

Böyle kritik bir durumda İran açıklaması sadece bir iftar yemeği ve Dışişleri’nin sade suya tirit açıklamaları ile geçiştirilemez.

Erdoğan sorumlu bir devlet adamı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelmeli ve halkın temsilcisi milletvekillerine durumu anlatmalıdır.

Gerekirse kapalı oturum da yapılabilir.

Devlet ciddiyeti ve kararlığı böyle gösterilir.

Erdoğan’ın kendi partisinin bir il teşkilatı toplantısında bilgi vermesi ve değerlendirme yapması Türkiye’ye yakışmaz.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Erdoğan biraz sıkıntılı gibi

Amerika’nın İran operasyonundan saatler sonra Erdoğan’ın açıklamalarını dinledik.

Erdoğan’ın kendi partisinin İstanbul teşkilatına yaptığı açıklamada birkaç nokta çok dikkatimi çekti.

BİRİNCİSİ: Erdoğan zaten çok kısa değerlendirmesinde “Amerika’nın İran’a saldırısı” demek yerine “İran-Körfez savaşı” tanımını kullandı.

İKİNCİSİ: Erdoğan daha sonra doğrudan “Amerikan saldırısı” demek yerine “İsrail’in kışkırtmasıyla Amerikan askeri operasyonu” tanımını kullandı.

ÜÇÜNCÜSÜ: Türkiye’de de Amerika’ya yönelik öfke dalgası yükselirken Erdoğan Trump’tan yine “dostum” diye söz etti.

Erdoğan her ne kadar Hamaney’in ölümünden üzüntü duyduğunu da daha sonra açıklamasına rağmen sözlerinden “biraz sıkıntı içinde olduğu” izlenimi çıkardım.

GÜNÜN SÖZÜ:

Dünya kutuplaşmaya hızla gidiyor...

Deliler ve mollalar da can almaya devam ediyor...

Şimdi anladınız mı, mavi gözlü adamın, “Yurtta sulh, cihanda (dünyada) sulh” sözünün önemini?..

Bir de bizim siyasiler anlasa?..

Ahmet ÜSTÜN

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

İran’da rejim değişir mi?

Bizzat Trump diyor ki; “Ey İran halkı evinizde oturun, sonra sokağa çıkın ve yönetimi devralın.”

Amerika’nın İran operasyonu mevcut İran rejimini nükleer zenginleştirme konusunda dize getirmek mi istiyor yoksa İran’daki dini rejimi mi devirmek istiyor.

Gözlediğim kadarıyla asıl amaç rejimi tümden ortadan kaldırmak.

Bu konuda 45 yıldır dini rejim altında nefes bile alamayan İran’daki milyonların desteğini alacağını düşünüyor.

Muhalif de olsa bir dış müdahaleye halkın karşı çıkma olasılığı çok yüksek olsa bile bana göre bu operasyonun sonunda dini rejim ayakta kalamaz.

Bizim medyada bana göre İran rejimi biraz abartılarak sunuluyor ama ben o görüşte değilim.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Bıktık artık bu boş laflardan

Savaş cumartesi sabah saatlerinde başladı.

İran’ın başta dini lideri olmak üzere üst düzey pek çok yöneticisi saniyeler içinde bertaraf edildi.

İran’ın askeri tesisleri vuruldu, en son nükleer tesisler de kullanılamaz hale getirildi.

İran sağa sola füze atıyor, SİHA’lar gönderiyor.

Ama daha çok laf üretiyorlar.

“Bunun cevabı çok sert olacak.”

“Görülmemiş misilleme yapacağız.”

“Şeytanlara haddini bildireceğiz.”

Bu lafları aylardır duyuyoruz.

Gerekten bıktık artık bu tür laflardan.

Tamam, bir egemen ülkenin dış saldırıya uğraması kabul edilemez ama karşılık olarak sürekli “cağız, ceğiz” türü lafların da bir anlamı olmadığı ortada.

BUNU YAZMAK GEREK

Celladına sarılmak gibi

Ağır bir saldırı altında olan İran’da milyonlarca insanın sevinç içinde olması bizde çok yadırganıyor.

Benzer bir olay gerçekleşse herkes Türkiye’nin tek vücut olacağına inanıyor ve İran’da sevinenlere hain gözüyle bakıyor.

Tatsız bir durum gibi görünse de bu tür ülkelerde çok uzun yıllar baskı ve zulüm altında yaşayan insanlar kurtuluş için her çareye başvurabilir.

Öyle ki kurtuluş umudu görenler kendi cellatlarına bile sarılabilir.

Venezuela’da da böyle olmadı mı?

Devlet başkanı alınıp götürüldü ama ülkede sanki hiçbir şey olmamış gibi yaşam sürüyor, kimsenin aklına “Yoksa ben vatan haini miyim?” demek gelmiyor.