İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploma davası dün de sonuçlanmadı.
Mahkeme duruşmayı taaa temmuz ayına erteledi.
Dünyanın en saçma davalarından biri bu.
30 yıl önce yapılan bir uygulama bugün yargılanıyor ve sadece İmamoğlu’nun değil 26 kişinin daha diploması iptal ediliyor.
Üstelik eğer bir usulsüzlük varsa bu kişilerin imtiyazından değil bizzat üniversitenin hatalı uygulamasından oluşmuş.
Konunun uzmanı hukukçu bir okurum ilginç bir mesaj göndermiş diploma olayı ile ilgili.
Diyor ki; “İmamoğlu’nun diplomasının iptali olayında uyuşmazlık konusu diploma değil, üniversiteye kayıt işidir. Dolayısıyla kayıtta usulsüzlük olsa bile yapılacak işlem, diploma iptali değil, kaydın silinmesidir.”
Sonra şöyle devam ediyor; “Diplomasını almış üniversite ile ilişkisi kalmamış birisinin kaydı silinemeyeceği için yapılacak işlemin konusu kalmamıştır. Yani diploma aslında geçerlidir.”
Ve okurum can alıcı bu noktayı çok çarpıcı bir örnekle tamamlıyor.
“Bunu daha anlaşılır biçimde açıklamak gerekirse; bu bir futbol maçının bitiş düdüğünü çaldıktan sonra hakemin maçın skorundaki bir gölü ofsayt gerekçesi ile iptal etmesine benzemektedir. Durum aynen böyle.”
Sahi bugüne kadar rastlamadık ama hiç maç bittikten sonra iptal edilen gol oldu mu?
Maç bittikten sonra bir kural hatası varsa en fazla takımın puanı silinir ama ligden atılmaz.
BUNU YAZMAK GEREK
Borcunu ödeyenin suçu ne?
Kredi kartları üzerinde fırtınalar kopuyor.
Henüz tam kesinleşmese de kredi kartları limitlerinin düşürülmesi gündemde.
Yüksek limitler nedeniyle çok para harcandığı bunun da enflasyona etkisi olduğu, ayrıca borçların ödenmediği faizlerin biriktiği falan konuşuluyor.
Bu haberler ister istemez kredi kartı sahiplerini de tedirgin ediyor.
Örneğin hangi yüksek limitli kartların limitleri düşürülecek?
Burada kıstas ne?
Borcunu düzenli ödeyenlerle ödemeyen/ödeyemeyenler ayrımı yapılacak mı?
Sanıyorum borcunu düzenli ödeyene elbette dokunulmayacaktır ama konunun bir an önce karara bağlanması ve kapanması gerek.
Bİ SOR BAKALIM
Lüzumsuz telaş yaratmanın alemi yok.
Bazen unutulmuş konular geliyor aklıma, gündemde olmamasına rağmen sormak gerektiğine inanıyorum.
TİP Milletvekili Can Atalay’ın Anayasa Mahkemesi kararına rağmen meclise gelememesi çok tartışılmıştı.
Konu iki büyük üst mahkemeyi karşı karşıya getirmişti.
Yargıtay görülmemiş biçimde Anayasa Mahkemesi’ni suçlamış, bununla da yetinmemiş yine hiç görülmemiş bir eylem yapmıştı.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin “Anayasa’yı ihlal ettiğini ve yetkisini aştığını” kaydederek Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.
Tarih 3 Kasım 2023’tü.
Aradan tam iki yıl üç ay geçti.
Peki ne oldu bu suç duyurusu?
Bir işlem yapıldı mı?
Yapılmadı tabii de; niye?
Yargı bu kadar keyfi mi?
GÜNÜN SÖZÜ
Emekli, asgari ücretli pazara bile çıkamıyormuş.
Peki AKP ve MHP’liler pazara çıkabiliyor mu?
Onlar da çıkamıyor.
Fark şu; emekli, asgari ücretli
parasızlıktan pazara çıkamıyor.
AKP ve MHP’ler ise çok paraları olduğu
için korkudan pazara çıkamıyor. Ahmet ÜSTÜN
ŞAŞIRDIM
Eee şimdi ne diyecekler?
Halka sosyal yardım gerekçesiyle CHP’li belediyeler art arda kent lokantaları açmaya başlamışlardı.
İstanbul’da başlayan bu uygulama diğer belediyelere de yansıdı, şu anda birçok ilde belediyelerin kurduğu kent lokantalarında vatandaş ucuza yemek yiyebiliyor.
AKP ise CHP’nin kent lokantaları açmasına karşı çıkıyor ve “Bu belediyelerin görevi değil, CHP’li belediyeler önce halkın değer hizmetlerini görsün” diyordu.
Hatta çevre bakanı Murat Kurum CHP’li belediyelerin kent lokantası açmasını yasadışı olarak ilan etmişti.
Ancak şimdi bakıyoruz AKP’li belediyeler de tıpkı CHP’nin kent lokantaları gibi lokantalar açmaya başladı.
İlk uygulama İstanbul Bahçelievler’de başladı.
AKP’li belediye CHP’nin kent lokantalarını aynen kopyalayarak adını semt lokantası koydu.
Eee şimdi eleştirileri nereye koyacağız?
Fark etmez, AKP yapınca olur, maksat diğerleri yapmasın.