Haftayı başlıkta özetlemeye çalıştım. Şimdi biraz da başımıza neler geldi, biraz detaylandıralım.
Kuşkusuz bu haftanın bomba etkisi yaratan haberi, fon skandalının sembol ismi Fatma Betül Sayan Kaya’nın tutuklanması oldu.
29 gün arayla Çağlayan Adliyesi’ndeydi. Bu kez basının önünde, gazetecilerin ısrarlı soruları arasında vatandaş girişinden binaya girdi.
Sabah saat 11.00’de gittiği savcılıkta ifadesi akşam alındı. Adliyeye girişinden tam 9 saat sonra tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildiği kararını duyunca gözyaşlarını tutamadı.
Ve Kaya, “Sermaye Piyasası Kanunu’na muhalefet” ve “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” suçlarından tutuklandı. Silivri’ye gönderildi.
Eşi İlyas Kaya ile eski SPK Başkanı Ömer Gönül ise adli kontrolle serbest bırakıldı.
*****
Gündem: Fon soruşturması…
Soruşturmada örgüt izi çıktı. Bürokrasi ayağına operasyon düzenlendi. Borsa İstanbul eski Genel Müdürü Korkmaz Ergun tutuklandı.
Adalet Bakanı Gürlek, “Devlet mekanizmasına sızan kapsamlı bir şebeke tespit ettik; basit bir manipülasyon değil, üst düzey finans bürokrasisini de kapsayan organize bir dolandırıcılık.” dedi.
Muhalefet, “Bu örgütü kim kurdu, üyeleri kim, başı olmayan örgüt mü olur?” diye sordu. Faturayı Erdoğan’a kesti. Siyasilerin de açıklanmasını istedi.
AK Parti içinden de aynı çıkış bu hafta daha gür sesle telaffuz edildi. Yani “Listeyi açıklayın” talebi tam gaz…
Bir de Kaya’nın tutuklanmasının göstermelik olup olmadığı tartışması var.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hiç ummadığımız insanlar bu işlerin içine girmişler. Sermaye piyasalarını bu mikroptan temizleyeceğiz.” dedi.
*****
Biraz geriye düştü ama süreçteki gelişmeleri de hatırlayalım.
DEM Parti, Öcalan’ın hücreden çıkarılarak iki katlı müstakil bir eve geçtiğini açıkladı. İktidar sessiz. Muhalefet ve şehit aileleri tepkili.
Tüm bunların dışında, kıyıda köşede kalanlara, hakkıyla konuşulamayanlara da başlık açalım.
NE KONUŞTUK?
Enflasyon… Savurup atan gündemin içinde en çok konuşmamız gereken mesele aslında.
Ve bu kez TÜİK bile ekim ayında enflasyonun yükseldiğini söyledi. Hedef tutmadı. Ekim ayında enflasyon %2,58 arttı. Bir önceki yılın aynı ayına göre artış ise %29,77.
Bakan Şimşek, “Enflasyon en çok sabit gelirliyi vuruyor.” dedi.
Biliyoruz, yaşıyoruz… Çarşıda, pazarda, sofrada gerçeğin dili bambaşka.
Ama şimdi akıllarda bir başka soru var: Bakalım kasım ve aralık ayı enflasyon rakamları ne olacak?
Malum, maaş zamlarını tam da bu ay ve önümüzdeki ay şekillendirecek.
Ne dersiniz, enflasyon rakamlarında gerileme olur mu?
Ve emekli zammı da yaşa takıldı. 65 yaş altı ve üstü olmasına, çalışıp çalışmamasına göre zam farklı olacak. Prim gün sayısı da zammı etkileyecek.
Asgari ücret için de AK Partili bir yetkili, “Yüksek artış işten çıkarmalara sebep olur.” dedi. Aba altından sopa!
Bu arada yeni yılda vergi, harç ve cezalara gelecek zamlar da belli oldu. Özetle, yandık!
Yüksek perdeden konuşmamız gerekenler işte bunlar.
NEDEN ÜZÜLDÜK?
Caddeleri, sokakları sel basıyor. Çocuklar ihmal nedeniyle yaralanıyor, ölüyor. Temel kazısında göçük meydana geliyor, can yanıyor. Biri elinde pompalı tüfekle dehşet saçıyor. Cenazeler bir bir kalkıyor.
Her gün en az bir kadın cinayete kurban gidiyor. Bir başka kadın, düğün günü dikkatsiz bir sürücünün kullandığı aracın altında kalıp can veriyor.
Sokak hayvanları toplatıldı. Sokakta kalanların zehirlendiğine dair paylaşımlar yapılıyor. Ağaçları kesen öğrencileri bile gördük.
Bunların hepsi bu hafta yaşandı, hatta fazlası var. İnsan memlekette bir şeye değil, çok şeye üzülüyor!
CEBİMİZİ NE YAKTI?
Kışlık kıyafetlerin etiketleri…
Tabii her yıl yeni bir kaban, mont, bot ya da kazak alınmıyor.
İhtiyaç mı? E tabii! Haftanın en az 5 günü işe gidenler ve okul yoluna düşen öğrenciler için evet. Ama uçuk fiyatlar nedeniyle son yıllarda “idare et devri” ya da “ikinci el alışveriş” devri başladı.
Fakat çocuklar hızla büyüyor, özellikle de ayakları.
Ben genellikle eksikleri yurt dışından daha uygun fiyata alıyorum. Fakat bot bakmak durumunda kaldım.
Bilinen, orta gelir grubuna hitap eden (artık öyle değil) bir mağazada en uygun fiyatlı, sağlam çocuk botu 3.599 lira. Benzer botun farklı bir markaya ait olanı 6.999 lira. Soğuğa, yağışa, kara daha dayanıklı olan bir başka markanın botu ise 9.599 lira.
Yazacaklarım da söyleyeceklerim de bu kadar!
NEYE ŞAŞIRAMADIK?
X’te bir paylaşıma denk geldim. Bir kadın, kuaförü arayıp saç kesimi fiyatı aldığını ve 800 lira istendiğini söylüyor ve şöyle devam ediyor:
“Gittim, uçlarından kestirdim. Kasada bin 500 lira istediler. Telefonda 800 lira demiştiniz, dedim. Yıkama ve kurutma ayrı, dediler. İtirazımla 800 lira ödedim. Çıkarken bir daha eklenecek fiyatları tahmin edin, dediler.”
Şaşırdık mı buna? Şaşırmadık! Fakat aslında ıslak kesim yapmayı tercih ediyorsa kuaför, yıkama ve kurutma da ücrete dâhil olmalı.
Son yıllarda kesim sonrası yapılan ve zorunlu olan fönden ayrıca ücret talep edenler türedi. Şimdi bir de yıkama, kurutma parası… E, şaşıramadık.
Zaten az kaldı, “Nefes aldınız; tarifesi bu!” diye karşımıza çıkacaklar.
NEYE ŞAŞIRDIK?
Fakat buna şaşırdık. Çünkü bu kadarı da fazla.
Yemek içerikleri üreten bir kişi esnaf lokantasına gidiyor. “Kredi çekip geldim.” diyor ve pilav, cacık, et yemeği, tatlı ile gazlı içecek için 1.200 lira ödüyor.
Tamam, her şey pahalı ama bu normal değil. Kirayı, personel giderini, vergileri, faturaları hepsini müşteriye mi kestiniz?
Hadi, hâlâ hep beraber şaşırıyor oluşumuza da şaşıralım!
NEYE SEVİNDİK?
Kuralların uygulanmasına ve cezalandırılması gerekenlere gereğinin yapılmasına sevindik.
Sürücülerin trafiği tehlikeye atması, araçtan inip saldırgan davranışlar sergilemesi, kavgaya tutuşması yasak. Ama nasıl bir öfke ise bu! Nasıl iliklere kadar işlemiş bir şiddet arzusuysa… Pek çok kişi araçtan iniyor; sonrası malum…
Türkiye’nin neredeyse her köşesinden trafikte kavga görüntüleri geldi bu hafta. Bu üzücü. Fakat cezadan kimse kaçamadı. Caydırıcı olmasını umarak sevindik…
Çok daha anlamlı ve çok daha insani sevinçlerimiz olması, o sevinçlerin katlanması dileğiyle…