Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya önceki akşam Ankara gazetecileriyle iftarda buluşarak AYM’nin çalışmaları hakkında bilgi verdi.

AYM’nin Terazisi: Bir kefede titizlik diğer kefede sessizlik - Resim : 1

Özkaya’nın yaptığı konuşmanın ayrıntılarını haberimizde bulabilirsiniz. Ben, gözlemlerimi ve önemli konularda söylediklerini buraya taşıyıp yorumlayacağım.

Toplantıdan çıkardığım sonuç şu:

AYM’nin terazisinin bir kefesinde titizlik ve çalışkanlık var. Diğer kefesinde ise (siyasi baskıların da etkisiyle ortaya çıkan) bir sessizlik.

Daha da net söylemek gerekirse, insan hakları, özgürlükler, demokrasi ve hukuk devleti açısından Türkiye’deki yargı kurumları arasında en adil kararları veren mahkeme olmuş durumdalar.

Ancak o kararları (hukuk devletini, temel insan hak ve özgürlüklerini çok da umursamayan, sürekli hak ihlallerine imza atan siyasi ortam karşısında) sonuna kadar savunamamak.

***

“Titizlik ve çalışkanlık” sonucunu şuradan çıkarıyorum:

AYM, kadrolarıyla, yöntemleriyle, dosyaları ele alış biçimiyle Türkiye’nin en profesyonel yargı kuruluşu haline gelmiş. Yüzbinlerce bireysel başvuruyu sonuçlandırıyor, yasalarla ilgili norm denetimi (Anayasaya uygunluk) yapıyor, Yüce Divan, siyasi parti mali denetimi ve siyasi parti kapatma davaları olmak üzere yargısal görevleri yürütüyor.

Raportörlerinden tutun üyelerine kadar herkes Anayasa, yasalar, hukuk devleti, yargı içtihatları, insan hakları hukuku gibi konularda son derece titiz hareket ediyor.

Ayrıca, Bireysel Başvuru Hakkının uygulaması konusunda son derece sistematik ve hızlı bir çalışma ortamı yaratmışlar.

Titiz çalışmaya bir örnek: HDP kapatma davası.

Dört raportör görevlendirilmiş. Bu davada 520 kişinin 4 bin eylemi kapatma davasına gerekçe gösterilmiş. Bu kişilerden 451’inin eylemleri hakkında soruşturma ve kovuşturma süreçleri var (AK Parti kapatma davasında 71 kişinin eylemleri vardı ama bu kişilerin hiçbiri hakkında soruşturma kovuşturma yoktu). Yerel mahkemelerde 4 bin eylemle ilgili 3 bin dava açılmış. Bu davalar zamanla birleştirilerek bin davaya düşmüş. 520 kişinin tamamına tebligat gönderilmiş, savunma için AYM’ye davet edilmiş. Neticede 843 sayfa 60 ek klasör, 200 gb dijital belge ortaya çıkmış.

Diğer istatistikler de çalışkanlığın kanıtı:

1 Ocak- 31 Aralık 2025 tarihleri arasında AYM’ye 64 bin 321 başvuru yapılmış, önceki yıllardan kalanlarla birlikte 71 bin 175 başvuru sonuçlandırılmış. Yani başvuruları karşılama oranı yüzde 111.

Mahkemenin kurulduğu 2012 yılından bu yana AYM’ye 717 bin 774 başvuru yapılmış. Bunlardan 623 bin 88’i sonuçlandırılmış. Yani başvuruların yüzde 87,2’si karşılanmış.

AYM, 2012 yılından bu yana 84 bin 519 ihlal kararı vermiş. Sadece 2025 yılında 5 bin 268 ihlal kararı çıkmış.

AYM üyelerinin tamamına yakını mevcut iktidar tarafından atandığı halde, birçok kararı iktidarı rahatsız edecek netlikte olmuş.

***

Gelelim diğer kefedeki “sessizlik” boyutuna.

AYM kararları Anayasa’nın 153. maddesi gereğince herkesi ve her kurumu bağlar. 153. madde, Bireysel Başvuru Hakkı’nın tanındığı 2012’den önce var olan bir madde ve Anayasa Koyucu Bireysel Başvuru Hakkını tanırken 153. maddeye “bireysel başvuru davaları kapsam dışıdır” gibi bir cümle koymamış. Bu da AYM’nin bireysel başvuru kara rlarının da herkesi ve bütün kurumları bağlayacağı anlamına geliyor.

Peki bütün kurumlar AYM kararlarını uyguladı mı?

AYM’nin istatistiklerine göre AYM kararlarının yüzde 99,7’si uygulandı. 83 kararı da şu anda icra aşamasında.

Uygulanmayan kararları sıralamama gerek var mı?

Sadece Can Atalay kararlarını yazsam tablo görünür. İstanbul’daki yerel mahkeme AYM’nin kararını takmadı. Yargıtay, AYM kararını ciddiye almadığı gibi o kararı veren AYM üyeleriyle ilgili suç duyurusunda bulundu.

AYM Başkanı Kadir Özkaya, Yargıtay’ın o suç duyurusu konusunda hiçbir işlem yapılmadığını, hiçbir tepki gösterilmediğini, hiçbir yorum yapılmadığını anlattı.

Kendisine şu soruyu sordum: Size göre Can Atalay’ın durumu nedir? Milletvekili midir, değil midir?

İlk yanıtı “Bu konuda kişisel bir görüşüm var ama bunu Anayasa Mahkemesi Başkanı sıfatımla söylemem doğru olmaz” oldu.

Bunun üzerine “Peki ya yargısal görüşünüz nedir” sorusunu yönelttim. Cevabını aynen aktarıyorum:

“Kararların iki tanesinde ben de Can Atalay’ın milletvekili olarak yargılanmasının özel usule tabi olduğunu ve AYM’nin kuruluş kanunu yorumu çerçevesinde Can Atalay’ın yargılanmasının durdurulması, dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra ya da milletvekilliği sıfatı ortadan kaldırıldıktan sonra sürmesi, milletvekilliği devam ettiği sürece bu yargılamanın durması gerektiği yönündeki kararın altında imzam var.

Yargısal görüşüm bu.”

AYM’nin bu konuyla ilgili üçüncü kararı da Atalay konusundaki ihlal kararlarını teyit ediyordu.

Peki AYM haklıyken neden bu kadar sessiz kalıyor?

Özkaya’nın şu sözleri bu sorunun yanıtı olsa gerek:

“AYM’nin kendi kararlarının ya da AİHM kararlarının yerine getirilmesini temin etme gibi bir yetkisi yok. Bu konuda konuşmamız birazcık spekülasyona neden oluyor. Mahkemenin bulunduğu konumun başka yere taşınmasına neden oluyor.”

***

Bu kadar net kararlar vermesine ve Anayasa’nın 153. maddesinin bağlayıcılığına rağmen, AYM kararların uygulanmamasının tek anlamı var: Anayasal kurumlarımız işlevini yitiriyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ülkemize verdiği en büyük zarar bu olsa gerek!