36. Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin başına atadığı eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu 19 Haziran 2026 Cuma gecesi Sözcü TV’de bir söyleşiye katıldı.
O günden sonraki ilk yazım bugün olduğundan, o söyleşiyi ancak bugün analiz edebileceğim.
***
- Öncelikle şunun altını çizeyim:
Gazeteci arkadaşlarımız işlerini gayet iyi yaptılar.
Senem Toluay Ilgaz, Barış Terkoğlu ve Aslı Kurtulmuş Mutlu doğru soruları sormakla kalmayıp, Kılıçdaroğlu’nun söyleşi boyunca “soruya soruyla karşılık verme”, “soruya yanıt vermek yerine konuyu değiştirmek”, “soruya yanıt vermek yerine siyasi rakiplerini hedef almak” gibi yöntemlerini boşa düşürdüler.
Cevap alabilmek için ısrarcı oldular.
Başarılı olduklarını AK Parti MKYK üyesi Mahir Ünal’ın “İstedikleri cevabı alana kadar sormaya devam edeceği tehdidini savuran bir tutum, gazetecilik değildir” tepkisinden de anlayabilirsiniz.
Hayır Mahir Bey, gazetecilik tam da budur.
Gerçeği açığa çıkarmak, halkın merak ettiği cevapları almaktır gazetecilik.
Aynı zamanda hukuk tanımayan insanların, hukuk tanımadığını bizzat kendi sözleriyle tavırlarıyla itiraf etmelerine aracılık etmektir gazetecilik.
Alışmışmışsınız uçakta önceden sorularını veren, alınan yanıtları da doğrudan yazmak yerine son bir elden geçirilmiş sakıncalı yerleri çıkarılmış metne razı olan, ertesi gün de birbirinin aynısı manşetler atan gazetecilere...
Alışmışsınız hükümeti göklere çıkarmak için memleketi kasıp kavuran yoksulluk, yüksek enflasyon, yüksek faiz, yüksek kur, hayat pahalılığı, yolsuzluk, kötü yönetim gerçeklerini örtbas etmeye uğraşan, bunları ifşa eden muhalif siyasileri hedef alan gazetecilere...
***
- Söyleşinin en önemli detayı pişman olmama açıklamasıydı.
Kılıçdaroğlu, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Enis Berberoğlu gibi onlarca milletvekilinin tutuklanmasına kapı aralayan Anayasa değişikliğini desteklediği için pişman olmadığını söyledi.
Söylerken de “Suç işlemeyen bir milletvekilinin dokunulmazlığa ne ihtiyacı olacak ki” tarzı bir yaklaşımla bu tavrını meşrulaştırmaya çalıştı.
Can Atalay yüz kızartıcı suç mu işledi?
Enis Berberoğlu yüz kızartıcı suç mu işledi?
Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ülkeyi mi soydu?
Peki bu isimler neden cezaevine girdi?
Siyasi iktidarların rakiplerini olur olmaz gerekçelerle hapse attırdığı bir dönemde milletvekili dokunulmazlığının gereksiz olduğunu savunmak hangi akılla izah edilebilir ki?
Şundan hiç şüphe duymuyorum:
Kılıçdaroğlu “pişman değilim” dediğinde ekran karşısındaki milyonlarca insan da “biz size oy verdiğimiz ve peşinizden geldiğimiz için pişmanız” cümlesini kurmuştur.
***
Onlarca defa “Bilmiyorum, nereden bileyim” yanıtının yankılandığı söyleşide insanı öfkelendiren bir başka nokta da “Butlanı kabul etmeseydim de kayyum mu gelseydi” sözleriydi.
O sırada ekran başında olan milyonlarca insan “Keşke kayyum gelseydi Kemal Bey!” demiştir.
Zira kayyum gelse Kemal Bey’in yaptıklarının hiçbirine cesaret edemezdi.
CHP’nin kapılarını koçbaşıyla kırdırtamazdı mesela...
Yüzlerce polisi gaz maskeleriyle CHP binasına sokturamazdı.
Partiyi yok edecek, bölecek kararlar alamazdı.
En fazla kurultay sürecini başlatıp 45 gün içinde kurultay toplayıp sahneden çekilirdi.
“Benden niye korkuyorlar” diye soruyor Kemal Bey.
Ben söyleyeyim:
Sizden değil, iktidarın sizin sayenizde CHP’yi bölmesinden, CHP’yi bir defa daha iktidar yolundan etmesinden korkuyorlar.
***
Daha fazla detaya girmeye gerek yok.
Belki Halkla İlişkiler çalışması olarak görmüşlerdi ama Sözcü TV söyleşisi Kılıçdaroğlu açısından tam bir hezimet oldu.
Zaten butlan yönetiminin her adımı, her açıklaması, kendileri için “iktidar etiketli Butlan sürecinden” onurlu son çıkıştan biraz daha uzaklaşmalarına neden oluyor.
Bakın göreceksiniz, kısa vadede olmasa da orta vadede bu süreç bitecek.
CHP tabanı, CHP’ye gönül verenler, CHP’nin başına hak edenleri getirecek.
Kılıçdaroğlu da etrafındaki 20-30 kişi de köşelerine çekildikten sonra unutulup gidecek.
Hatırlansalar da pek iyi hatırlanmayacaklar.
Tarihe “Butlan vakası” ve “Butlancılar” olarak geçecekler.