Nostaljik yazıları cuma günleri yazıyorum ama bugünkü yazıma da nostaljik bir giriş yapmak durumunda kaldım.

Sizi 45 yıl önceye Kars’ın Susuz ilçesine götüreceğim yine.

Bizim hayatın çeperinin hemen önünden bir şoş geçer.

“Şoş nedir” derseniz, “yol” derim. Şose sözcüğünü bizim Terekemelerin öyle kısalttığını düşünüyorum.

Mart-Nisan aylarında o şoştan bir at arabası geçer. Arkasında içi tavuk civcivleriyle dolu karton kutularla dolu.

Arabanın sahibi, potansiyel müşterilerini çok iyi bilir ve doğrudan şoşun gırağındaki (kenarındaki) kadınlara sorar:

“Abla toyuğ cücesi ister misin?”

“Menim toyuğum çil çil idi...” diye başlayan Türküyü biliyorsunuzdur.

Herhalde bu hatırlatmamın ardından o satıcının tavuk civcivi sattığını anlamışsınızdır.

***

Anadolu kadını civciv seslerini duymazdan gelemez.

Hemen bakar kutuların içine.

Fiyat sorar. Pazarlığını yapar ve kimi zaman kesesindeki parayla, kimi zaman peynir ya da yağla takasla 20-30 civciv alır. Özenle irilerini seçer.

Bizim evde de bu tören her yıl yaşanırdı.

Annem ya da Şamama Nenem, artık hangisine denk gelirse o araba...

30-40 tane alırlardı.

Hiç unutmuyorum. Aldıkları tavukların önemli bir bölümü Kars’ın koşullarına dayanamayıp ölürdü. Kalan 10-15 tanesi de hep erkek çıkardı.

Şamama Nenem bir tane dahi damızlık dişi tavuk olmadığı için çok hayıflanırdı. Tavuklara buğday atarken etrafında koşuşturan beyaz genç horozlara bakıp “Gene bir tene anaç çıkmadı” der dururdu.

Bu durum sonraki yıllarda da devam etti.

Yine aynı civcivleri satın aldılar. Yine bir kısmı telef oldu. Yine hepsi erkek çıktı.

***

Bu iş hep aklıma takılırdı. Neden o tavuk civcivleri hep horoz oluyordu. Neden hepsi tek kalemden çıkmış gibi beyaz ve aynı boylarda oluyordu.

Ta ki Ankara’ya okumaya gelinceye kadar.

Ankara’da öğrenciyken aynı evi paylaştığım kuzenimin anne tarafından kuzeni Abdullah Ağabey Köy-Tur’da çalışıyordu.

Haymana yolunda bir çiftlik vardı ve muhteşem bir yerdi.

Hafta sonlarında, yılbaşı gecelerinde Abdullah Ağabeylerin lojmanına giderdik.

Başlangıçta Abdullah Ağabey’in ne iş yaptığını anlamamıştım. Zira ne zaman sorsam “seksör” der gülerlerdi. Ben yine de ısrarla ne yaptığını sorardım. Sonunda ne iş yaptığını öğrendim.

Çok nadir bulunan bir meslekmiş. Bu işi yapanların sayısı o dönemde çok azmış.

Görme yetisinin çok iyi olması, işin tekniğini çok iyi öğrenmeleri gerekiyormuş.

Birkaç günlük civcivlerin arka tarafına bakıp erkek mi dişi mi olduğunu anlıyormuş.

“Eeee... Bu ne işe yarıyor ki?” diye sormuştum ve bende “evreka-buldum” duygusu yaratan cevabı almıştım:

“Erkek civcivler çok yem tüketir ama yeterince et vermez. O nedenle dişiler ayrılır, beslenmeye devam edilir. Erkekler ise üç dört günlükken isteyenlere satılır. Onları da alır taşrada satarlar.”

Tabii ya...

Sadece erkekleri sattıkları için bizim satıcıdan aldığımız bütün tavuklar erkek çıkıyordu. Dişi çıkanlar da “seksörün gözünden kaçmış” oluyordu.

***

Abdullah Ağabey yıllarca bu işi yaptı. Sektörün en vazgeçilmez elemanlarından biri olarak yeni seksörler yetiştirdi.

O nedenle iktidarın tavukçuluk sektörüne baskınlar yapıp şirketlere denetim kayyumları atadığı şu günlerde ilk Abdullah Ağabey’i aradım.

O dahi anlamamıştı yapılan şeyi.

Sonra müdahale edilen şirketlerin yöneticilerini, patronlarını arayıp ne olup bittiğini sordum.

Anlattıklarından anladığım, ortada suç falan yok.

Soruşturmacılar 90 liraya aldıkları tavukları 70 liraya satan üç harfli marketlere gösterilen tepkiyi suç saymışlar.

Halbuki bu işler Rekabet Kurumu’nun görev alanına giren ticari işler.

Bir market alış fiyatına fahiş kar koyduğunda bunu soruşturma konusu yapıyorsunuz da alış fiyatının çok altında sattığında niye yapmıyorsunuz?

Bir marka, fiyatlarını anormal düşürerek itibarını zedeleyen markete karşı çıkma hakkına sahip değil midir?

***

Operasyonla ilgili genel teori şu: Birçok hayati sektörü bitirdikleri gibi tavukçuluk sektörünü de ihracata dayalı bir sektöre dönüştürmek niyetindeler.

Zaten damızlık civciv ve yem hammaddesi ithal eden, maliyetinin yüzde 70’inden fazlası da bu ithalat kaleminden oluşan tavukçulara müdahale edilerek buna zemin mi hazırlanıyor acaba?

İthal kırmızı et, ithal meyve, ithal sebzeden, ithal mercimekten sonra ithal beyaz et de olursa şaşırmayın.

Bunu da yaparlarsa hep birlikte o meşhur türküyü söylemeye başlarız artık:

“Menim toyuğum çil çil idi/ Ganatları tel tel idi/ Toyuh değil bir fil idi (balam)/ Seni yanasan toyuğu çalan/ Nice ki men yanıram/ sen de yanasan toyuğu aparan...”

Seni yanasan toyuğu çalan..!