ABD yapımı NATO Patriot sistemleri dördüncü defa Türkiye topraklarında.
Muhalefet haklı bir soruyu soruyor:
“Türk hava sahasına yönelen iki füzeyi NATO düşürdü. Şimdi de İran’ın olası füze saldırılarına karşı Malatya’ya NATO Patriotları geldi. Peki bizim 2 buçuk milyar dolar ödediğimiz S-400’lerimiz nerede?”
Son derece haklı bir soru.
Bu soruya yeni sorular da ekleyebilirim:
“S-400 neden alındı?”, “Karar alma mekanizmaları nasıl işledi?”, “Türkiye o sistemleri alarak ne kazandı ne kaybetti?”
Bu sorular ne yazık ki S-400’leri alma kararını veren siyasiler ve komutanlar tarafından yanıtlan(a)mıyor. Mevcut Savunma Bakanı Yaşar Güler de bu soruların yanıtlarını bildiği halde yanıt veremiyor.
O halde kendi sorularımıza, somut ve objektif unsurları sıralayarak kendimiz yanıt verelim. 15 yıllık bir zaman yolculuğuna hazır mısınız?
- Türkiye yaklaşık 30 yıldır yüksek irtifa hava savunma açığını kapatmaya çalışıyordu. AK Parti iktidarı 2013’te Çin’in FD-2000 teklifini kabul ederek bir süreç başlattı. Ancak NATO uyumluluğu gibi gerekçelerle bu ihale iptal edilmek zorunda kalındı.
- 2012’de Suriye iç savaşı nedeniyle topraklarımıza roketler düşmeye başlayınca NATO müttefikleri destek için Türkiye’ye Patriot bataryaları gönderdi. Ancak Hollanda, Almanya ve ABD, bataryaları 2015’te geri çekti. Sadece İspanyol bataryaları kaldı. Bu yalnız bırakılma hissi, Türkiye’nin S-400 alma fikrinin psikolojik alt yapısı oldu.
- 24 Kasım 2015’te bir F-16’mız Rus Su-24 uçağını düşürdü. Moskova çok sert tepki gösterdi. Olay Ankara-Moskova hattında kırılmaya neden oldu. Rusya uçuşları durdurdu, paket turizm turlarını askıya aldı, vizeleri sertleştirdi, bazı ithalat ve iş faaliyetlerine kısıt koydu. Turizm ve Rusya’yla iş yapan ticaret/sanayi şirketleri büyük darbe yedi.
- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Rusya lideri Vladimir Putin’e bir mektup gönderdi. Rusya 27 Haziran 2016’da Erdoğan’ın mektubunda “özür/üzüntü” bildiren ifadeler olduğunu açıkladı. Erdoğan’ın mektubu normalleşmeyi başlattı.
- 15 Temmuz 2016 darbe girişimi Türkiye’yle ABD arasındaki güvensizliği daha da derinleştirdi. İktidarda “ABD bizi korumuyor, hatta bize karşı pozisyon alıyor” duygusunu büyüttü. Bu süreç Türkiye-Rusya ilişkilerini geliştirdiği gibi Erdoğan-Putin dostluğunu da yeniden büyüttü.
- 2017’de S-400 müzakereleri olgunlaştı, 29 Aralık 2017 günü anlaşma imzalandı. Tutar yaklaşık 2,5 milyar dolar olarak açıklandı.
- 2018’de ABD ile kriz iyice derinleşti. NATO ülkeleri bu sistemin NATO’ya entegre edilemeyeceğini ilan etti. Ankara anlaşmadan geri adım atmayınca Washington yönetimi Türkiye’yi F-35 programından çıkarmakla tehdit etti.
- 2019’da S-400’ler teslim edilmeye başlandı. ABD de Türkiye’yi F-35 programından çıkardı. 2020’de Türkiye S-400 testlerini yaptı. Aynı yıl ABD CAATSA yaptırımlarını devreye soktu.
***
Şimdi gelin 2026 itibariyle son duruma bakalım:
Türkiye S-400’ü yerli radarlara entegre ettiğini, ihtiyaç olması halinde kullanabileceğini açıklasa da Türkiye hava sahasına giren iki İran füzesi S-400 tarafından değil NATO unsurlarınca tespit edilip vuruldu. İlk ihtiyaç duyulduğunda S-400’ler işlevsiz kaldı.
Sıra muhasebe yapmakta:
ARTILAR: Türkiye, ABD’ye ve NATO müttefiklerine “siz iş birliği yapmazsanız, alternatif arar bulurum” mesajı vermiş oldu. Rusya’yla uçak krizinden sonra ilişkiler tamir edildi. Suriye sahasında Moskova’yla çatışmadan hareket edilebildi (Rusya bir hava operasyonunda 33 askerimizi şehit etti). S 400 işe yaramayınca Türkiye’nin milli projelerine hız verildi.
EKSİLER: 2,5 milyar dolar verdiğimiz S-400 sistemi (atam dedim atılmıyor, satam dedim satılmıyor misali) elde kaldı. İlk ciddi olayda işimize yaramadı. S 400 gerekçesiyle F-35 programından çıkarıldık ve 1,5 milyar dolarımız daha gitti (Nakit maliyet 4 milyar dolara çıktı). CAATSA yaptırımları nedeniyle F-16 modernizasyonu, ikinci nesil F-16 alımı, F-35 alımı ve Kaan’ın motor ihtiyacı ve teknoloji transferleri gecikti ya da gerçekleştirilemedi.
Artılarla eksileri karşılıklı kefelere koyarsak işten zararlı çıktığımızı görürüz.
Belli ki Türkiye’nin attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmemiş. Tersine 4 milyar doları nakit olmak üzere büyük bir ekonomik kayba neden olmuş.
Bu kadar somut tespit varken iktidarın bu konuda ikna edici bir savunma yapması gerçekten imkânsız.
O nedenle yapabilecekleri en doğru şey “hata ettik” deyip S-400 işinin fiyaskoya dönüştüğünü kabul etmek olsa gerek.